Ankara ne yapacak?

Ankara ne yapacak?
Ankara ne yapacak?

Önceki gün Şanlıurfa nın Suriye sınırındaki Akçakale ilçesine atılan ve beş kişinin ölümüne yol açan havan topu saldırısının ardından, sınır boyunca dolaşan zırhlı askeri araçlar devriye görevi görüyor.

PKK saldırganlığı ve Türkiye ile Suriye sınırında ortaya çıkan gerilim, Türkiye'nin sorunlarının Suriye girdabında boğulacağı korkularını arttırıyor.

VIJAY PRASHAD/ASIA TIMES

Ölüm, Suriye’den dışarı kaçtı. Suriye sınırları içindeki can kaybı 30 bine yaklaşırken, geçen aylarda ölümün sınırları Lübnan’a genişledi, Lübnan Başbakanı Necip Mikati’nin belirttiği gibi, komşudan gelen sel ülkeyi boğdu. Tırmanan şiddete Türkiye ’nin de bağışıklığı yok. Suriye hükümet güçleri mülteci kamplarını hedef alırken, çarşamba günü bir havan topu saldırısı Türkiye’deki Akçakale’de 5 kişiyi öldürüp 8 kişiyi yaraladı. Bunlar, öldürülen Suriyeliler ve öldürülen (operasyonel kazalar dahil 30 bin) Türkiyeli Kürte kıyasla çok düşük rakamlar.
Yine de Türkiye’de şafak attı. Hükümet sınırdaki kampları boşaltmaya başlarken, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu “Kimse Türkiye’nin savunma kapasitesinden şüphe etmesin” dedi. Türkiye, Suriye’nin İdlib kentine top ateşiyle misillemede bulundu. NATO ve BM Güvenlik Konseyi acilen toplandı. NATO, açıklamasında, kuruluş anlaşmasının 4. maddesi uyarınca görüş alışverişi çağrısıyla yetindi ve 5. maddesi uyarınca silaha başvurma çağrısı yapmadı. En azından şimdilik meselenin daha tırmandırılmayacağının işareti.
Suriye-Türkiye sınırındaki gerilim, son bir ayda iyice yoğunlaştı. 28 Eylül’deki havan topu saldırısının ardından Ankara Şam’a nota verdi. Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Gennadi Gatilov, ‘bomba diplomasisi’ uyarısı yaptı. Gatilov, sınırdaki gerilimin, ‘askeri bir senaryo hayata geçirmek ya da insani koridor, tampon bölge gibi girişimler dayatmak’ için bahane edilebileceğine dikkat çekti. Türkiye, haziranda bir F-4’ü Suriye güçleri tarafından vurulduğunda ise temkinli davranıp güç kullanımıyla yanıt vermemişti.
Suriye Ulusal Konseyi ve Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) üyesi Yaser el Nacar, geçenlerde Kahire’de gazeteci Lina Attalah’a, Suriye üzerinde uçuşa yasak bölgenin, askeri müdahale olmadan da uygulanabileceğine inandığını söyledi. 12 Mart 2011’de Libya üzerinde uçuşa yasak bölgeye destek verdiğinde, Arap Birliği Genel Sekreteri Amr Musa’nın da inandığı tam buydu. 8 gün sonra NATO bombardımanı başladığında ise Musa, “Libya’da olan biten, uçuşa yasak bölge uygulamasından farklılaştı. Bizim istediğimiz sivillerin korunmasıydı, sivillerin daha fazla bombalanması değil” demişti. Libya tarzı müdahaleye gidilmeden Nacar’ın istediği gerçekleştirilebilir mi? Nacar, güneye doğru 30-40 kilometrenin korunabilmesi için Türkiye’ye NATO füzeleri konuşlandırılmasını umuyor. Ama Türkiye’nin, Suriye’nin kuzeyinde insani koridor açılabilmesi için kendi güneyine NATO füzelerinin konuşlanmasına izin vermesi pek olası değil.
Türk ordusuyla PKK arasındaki savaşın kızışmasının sebebi ise Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad’ın aldığı stratejik bir karar. Bu yaz Esad, Kürtlerin çoğunlukta olduğu Suriye’nin kuzeyinde kontrolü büyük oranda PKK ile Suriye’deki uzantısı Demokratik Birlik Partisi’ne (PYD) bıraktı. Bu yeni üs, PKK’ya yeniden organize olma ve Şemdinli’ye büyük bir saldırı düzenleme imkânı sağladı. (Türkler, Esad’ı PKK’yı roketatar ve yüksek vasıflı makineli tüfek dahil ağır silahlarla donatmakla da suçluyor.)
Bir yandan da eylülde Türk yargısı, PKK lideri Abdullah Öcalan’ın yakalanıp Kenya’dan getirilmesinde rol alan Engin Alan dahil 324 üst düzey subayı Balyoz davasında hükümete darbe komplosundan mahkûm etti. Hükümetle müttefik yeni askeri liderliğin, bu karar karşısında eli kolu bağlıydı.
Bu arada ÖSO da üssünü Hatay’dan Suriye’nin içine taşıdı. Türkiye’nin bununla ne mesaj verdiği muhtelif biçimde yorumlanabilir. Ya Ankara ÖSO’nun Suriye içinde kampanyasını şiddetlendirmesi gerektiği savını kabul etti ya da Türk hükümeti Suriye’de fazla ileri gitme politikasından kendini kurtarmanın yolunu arıyor. 

‘Sıfır sorun’ mu ‘yeni Osmanlıcı büyük devlet’ mi?

Erdoğan-Davutoğlu rejimi altında Türk dış politikası, ‘komşularla sıfır sorun’ ile ‘yeni Osmanlıcı büyük devlet’ politikaları arasında gidip geliyor. Erdoğan-Davutoğlu ikilisini Esad rejimine karşı güçlü pozisyon almaya iten ikincisiydi, ama Kürt sorunu yeniden başını kaldırınca ilkine geri dönmüş göründüler. Lakin 3 Ekim’deki havan topu saldırısı ile buna Türk misillemesi, durumu biraz değiştirdi.
Mısır Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’nin kurduğu Suriye Temas Grubu’nun, geçen hafta New York’taki BM Genel Kurulu etkinlikleri sırasında bir araya gelmesi gerekiyordu. Amaç, Suriye’de kan dökülmesini sona erdirecek bir yol haritası oluşturmaktı. Grup üyeleri (Mısır, İran, Suudi Arabistan, Türkiye), BM toplantısından önce dışişleri bakanlarının Kahire’de toplanmasını ve oluşturulacak belgenin liderleri tarafından BM’ye götürülerek tartışmaya açılmasını kararlaştırmıştı. Lakin Suudi Dışişleri Bakanı, hasta olduğu gerekçesiyle Kahire toplantısını kırdı. Diğer üç bakan toplansa da, Suudi tarafı yokken işler pek ilerlemedi.
Kahire’de, Mısır tarafı, Temas Grubu’nun Suriye’ye yaklaşımının dört ilkesini sundu: 1) Şiddetin durması. 2) Dış müdahalenin reddi. 3) Suriye halkı ve ülkesinin birliğinin korunması. 4) Siyasi birliğin sağlanması. Açıklama gerektirmeyen ilk üç maddeyi İranlılar da Türkler de kabul etti. Dördüncü madde ise muğlaktı; iç savaş sürerken siyasi birlik nasıl sağlanacaktı? Türkiye, birlik imkânı bulunduğuna ikna olmadı, Beşşar Esad ile kliğinin zorla iktidardan gönderilmesi çağrısı yaptığına göre, onları geleceğin Suriye’sinin bir tarafı olarak görmüyordu. Yine de Davutoğlu, böyle bir anlaşmazlık yüzünden ülkesinin gruptan çıkacağına dair sinyal vermedi.
Ne Suudi Arabistan ne de Türkiye Temas Grubu’nun gönüllü ortağı. İkisi de toplantıları kaçırdı, Mursi’nin koyduğu ilkeleri benimsemeye yanaşmadı. Buna rağmen dört ülkenin de grupta yer almak için geçerli sebepleri var. Türkiye petrolünün üçte birini İran’dan alıyor ve ABD ile AB’nin yaptırımlarına karşın İran’la 15 milyarlık ticaret hacmini ikiye katlamayı teklif ediyor. PKK saldırganlığı ve Türkiye-Suriye sınırındaki gerilim, Türkiye’nin sorunlarının Suriye girdabında boğulacağı korkularını arttırıyor. Daha önce bildirdiğim gibi, Suudi Arabistan da, İran’la “Ben Suriye’den elimi çekeyim, sen de Suudi Arabistan’ın doğusundaki gösterilere verdiğin desteği kes” anlaşması yapmaya çalışıyor.
Bu yüzden Suriye’ye Arap müdahalesi için gürültü koparmak bir kez daha Katar’a düştü, ama Katar’ın kendi doğru düzgün ordusu olmadığından bunun gerçekleşmesi ihtimal dahilinde değil. İran Suriye’de ateşkes için çırpınıyor. Temas Grubu New York’ta yaşam destek ünitesine bağlı gibi gözükürken, İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinecad, Suriye için yeni bir grup kurmakta olduğundan söz etti. Bunun da hayata geçmesi, ihtimal dahilinde değil. Mısır, kendi Temas Grubu’ndan hevesini almadı ve Esad nezdinde itibarı olan tek başkent Tahran olduğundan İran’ın da grupta kalması şart.
Peki, Temas Grubu Akçakale’de öldü mü? NATO, toplantılardan başını kaldırıp Nacar’ın talep ettiği, Suriye çatışmasına NATO müdahalesiyle eşdeğer olan uçuşa yasak bölgeyi tesis edecek mi? (5 Ekim 2012)