Arap Baharı'nın uçurumundaki Türkiye

Arap Baharı'nın uçurumundaki Türkiye
Arap Baharı'nın uçurumundaki Türkiye
Geçen yıla kadar 'sıfır sorun politikası'nı dilinden düşürmeyen Türk hükümeti, bugün Suriye'den Irak'a komşularıyla soğuk savaş yaşıyor.
Haber: NİKO STELYA / Arşivi

‘Avissos’. Antik Helen kültüründen günümüz Yunancasına emanet kalan bir kelime. Geçmişten bugüne dek, mitolojideki kullanılışının yanı sıra ‘derin uçurum’ manasını taşıyan bir kelime. Bu günlerde Kıbrıs, Yunanistan ve Avrupa medyası Türkiye ’nin Arap Baharı coğrafyasındaki yerini bu antik kelimenin prizmasından ele alıyor. Türkiye sınırlarının güneyinde ve batısında yapılan yorumların çoğuna göre, bugün Türkiye Doğu Akdeniz ve Ortadoğu coğrafyasında büyük bir uçurumun kenarında duruyor. Bu coğrafyada liderlik hülyalarının peşinden koşan Ankara ’nın önünde büyük ikilemler, engeller ve tehlikeler var. Önceki hafta cuma günü, Suriye Silahlı Kuvvetleri’nin kurşunlarına ya da füzesine maruz kalan ve düşürülen Türk jeti, hafızalarda ‘derin bir uçurumun’, yani ‘avissos’ un portresini canlandırmaya başlamış durumda.
Türk jetinin Akdeniz’in derin sularına gömülmesinden neredeyse bir sene evvel, geçen Eylül ayında, dış politika sahasında Türk hükümeti, Lefkoşa’da çok yakından takip edilen iki önemli açılıma imza attı. Bir yandan, Lefkoşa’nın Kıbrıs’ın karasularında gerçekleştirmiş olduğu tek yanlı petrol ve doğalgaz araştırmaları yüzünden sesini yükseltti. Diğer yandan, Türkiye Başbakanı Kuzey Afrika’ya tarihi bir ziyaret gerçekleştirdi ve Mısır’ın, Libya’nın ve Tunus’un geçiş hükümetlerinin temsilcileriyle bir araya geldi. 

Türkiye’den dünyaya mesaj 
“Bir taşla iki kuş”. 2011 sonbaharının başlarında Türk dış politikasının temel çizgisi bu yöndeydi. Doğu Akdeniz’deki varlığını daha hissedilebilir bir konuma getiren Ankara, Lefkoşa’ya, Tel Aviv’e, Arap başkentlerine ve dünya kamuoyuna şu mesajı gönderdi: Yeni dönemde, Türk hükümeti, Doğu Akdeniz’in yeni enerji ve jeostratejik haritasının belirlenmesi sürecinde söz hakkı talep ediyor.
Türkiye Başbakanı’nın Kuzey Afrika’ya ve meşhur ‘Arap Baharı’ ülkelerine gerçekleştirdiği tarihi ziyaretten tam on ay sonra, Doğu Akdeniz’de Ankara birçok büyük diplomatik fay hattıyla ve gerilimlerle karşı karşıya. Bu noktanın altını bugünlerde İsrail, Lübnan ve Kıbrıs basınının büyük bir bölümü çizmekte.
Filistin’in kıyılarından İran ve Irak sınırlarına dek, Türkiye birçok hükümetle ve siyasi akımla soğuk savaş süreci içerisine girmiş durumda. Filistin’in tarihi kıyılarında Türkiye İsrail hükümetiyle karşı karşıya. Türk gemisi Mavi Marmara’ya İsrail Savunma Kuvvetleri’nin (IDF)’nin gerçekleştirmiş olduğu kanlı baskın iki ülkenin ilişkilerini gölgelemeye devam ediyor.
Bunun yanı sıra İsrail’in Kuzeybatı Afrika ülkeleriyle, Kıbrıs’la, Yunanistan’la, Balkan ve Kafkasya ülkeleriyle geliştirdiği bölgesel ittifaklar Türk Dışişlerini ve istihbarat servisini (MİT) alarm durumuna geçirmiş durumda. Bu noktayı göz önünde bulunduran Kıbrıs Rum basınının milliyetçi kesimi Kıbrıs-İsrail ittifakının tarihi öneminin altını çiziyor. 

İsrail’in kuzey kıyılarında, son aylarda, Türkiye Lübnan Hizbullahı ile olan ilişkilerinde çeşitli sorunlar yaşıyor. Lübnan’ın bu siyasal hareketi Türkiye’nin, Suudi Arabistan’ın ve Katar’ın yeni Ortadoğu’daki liderlik heveslerine kafa tutuyor. Lübnan’ın kuzeyinde, yeni bir fay hattı Türk diplomatların ve generallerin başını ağrıtıyor. 

Ankara-Şam hattında yüksek gerilim 
Geçen hafta Şam yönetimi, Suriye kıyılarına sıfır mesafede bir Türk jetini düşürdü. Türk basınının aksine Kıbrıslı, İsrailli, Lübnanlı ve Avrupalı yorumcular Türk jetinin Suriye kıyılarında istihbarat faaliyeti içerisinde olduğunun altını çizdiler. Onların görüşüne göre artık Türkiye – Suriye ilişkilerinde yeni bir savaş sürecinden söz edilebilir. Yeni süreçte Ankara’nın gündemini Şam’da bir yönetim değişikliğinin en yakın bir zamanda gerçekleşmesi hedefi meşgul ediyor.
Türkiye – Suriye ilişkilerindeki yüksek gerilim Ankara’nın Türkiye sınırları dahilinde Kürt ayrılıkçı akımıyla ve tarihi Mezopotamya’da Irak ve İran hükümetleriyle kozlarını paylaştıkları bir döneme denk geliyor. Son günlerde Kürt siyasi hareketinin silahlı kolu Türkiye güvenlik güçlerine karşı olan saldırılarını şiddetlendirmiş durumda. Bu durum Avrupa’nın ve Doğu Akdeniz’in büyük medya kuruluşlarının ana gündem maddelerinden bir tanesini oluşturuyor. Öte yandan, yine son günlerde, Bağdat yönetimi ABD’den savaş uçakları alımı gerçekleştiriyor.
Irak hükümetinin bu konudaki açıklaması oldukça ilginç: Bağdat Türkiye’yi bir tehdit olarak algılıyor ve bu nedenle savunmasına özel önem addediyor. Sınırlarının güvenliğinden kaygı duyan Irak hükümetinin yanı başında, büyük destekçisi İran yer alıyor. Son resmi açıklamalarına bakılacak olursa –İran makamlarının namı diğer ‘cemaat’ ya da ‘camia’nın basın kuruluşlarına gönderdiği son resmi mesaj ışığında- Tahran’da bazı çevreler Türkiye’yi Batı’nın ve özellikle ABD’nin çıkarlarına hizmet etmekle suçluyor. 

Sınırlarda teyakkuza geçildi 
Ortadoğu’nun ve özellikle Doğu Akdeniz’in büyük fay hatları Türkiye’nin ‘bir taşla iki tuş’ politikasını gölgede bırakıyor. Her yeni gerilim dolu gelişme tehlikeli bir biçimde Türkiye’yi meşhur Arap Baharı bağlamında ‘büyük uçurumun’ kenarına itiyor. Aynı zamanda, Ankara’nın ikilemleri, gerilimleri ve siyasi çekişmeleri Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun ve meslektaşlarının dertlerine ve problemlerine yeni boyutlar ekliyor. Tüm bu gelişmeler Doğu Akdeniz’de suların tehlikeli bir şekilde ısındığı bir zamanda gerçekleşiyor.
Birkaç gün önce, Lefkoşa’daki yeşil hattın güneyinde dilden dile dolaşan bir rivayet vardı: Rum muhafız ordusunun sessiz bir biçimde teyakkuz hazırlıklarını pekiştirdiği yönünde. Anlaşılan, Rum ve Yunanlı komutanlar endişeleri babında yalnız değiller. Yeni dönemde teyakkuz durumuna geçen başka ordular da var. Suriye ve Türkiye orduları gibi… 

*Kathimerini Gazetesi Kuzey Kıbrıs Masası Editörü