'Ateşkese biz değil muhalifler uymuyor'

'Ateşkese biz değil muhalifler uymuyor'
'Ateşkese biz değil muhalifler uymuyor'

Makdissi ye göre savaş çözüm değil ve diyalog olmazsa kriz sürer. Makdissi, mayıstaki seçimler için de Nihai çözüm değil yorumunu yapıyor.

Haber: FEHİM TAŞTEKİN - fehim.tastekin@radikal.com.tr / Arşivi

ŞAM- Şam’da siren sesleri duyunca ‘neler oluyor’ diye pencereye koştuk; yoldan geçen konvoy eşliğinde BM amblemli araçlardı. Enformasyon Bakanlığı yetkilisi “BM gözlemci heyeti, Sheraton Otel’e gidiyor olabilirler” dedi. Atlayıp taksiye otele gittim ama orada değillerdi. Yarım saat sonra Dışişleri Sözcüsü Cihad Makdissi ile randevum vardı. Bakanlıkta BM heyetinin Makdissi ile toplantıda olduğunu öğrendim. Suriye gündemi BM heyetine kilitlenmiş durumda. Makdissi ile heyetle yürütülen müzakereleri, Suriye’deki krizi ve Türkiye ile ilişkileri konuştuk: 

Annan Planı’nı denetleyecek gözlemci ekibiyle neler konuştunuz?
Bu Annan’ın teknik ekibiydi, BM gözlemcilerinin çalışma koşullarını belirlemeye çalışıyoruz. Son safhasındayız ve nihai anlaşmaya varma konusunda iyimseriz. Protokolün yüzde 85’i oranında uzlaştık. Kalanlar üzerinde de anlaşmayı, yöneticilerimizin onayını ve operasyonun en kısa sürede başlamasını umuyoruz. BM, ihtiyaç olan gözlemci sayısını bildirecek ve biz de onaylayacağız. 

Ateşkesi koruyabilecek misiniz?
Şimdiye kadar fena gitmedi. Hükümet ateşkese tamamen bağlı. Ama diğer tarafın pek çok ihlalde bulunduğuna tanık oluyoruz. Diğer tarafın ihlallerini tüm detayları ile Annan’a günlük olarak bildiriyoruz. Sadece dün 80 ateşkes ihlali tespit ettik. Yer, zaman ve kayıp-yaralı bütün detayları ile Annan’a bildirdik. Diğer tarafın ateşkesi deldiğini gösteriyoruz. 

Annan planının işe yarayacağına, inanıyor musunuz?
Annan planı doğru yönde bir adım. Uluslararası toplum Suriye’ye baskı yerine destek verirse plan çözüm getirebilir. Siyasi çözüm tek çözümüdür. Sadece ateşkes değil. Ateşkes sadece insanların sakinleşmesine ve masaya oturmasına yardımcı olabilir. 

Annan Planı’nda en kritik nokta muhalefetle siyasi diyalog. Suriye Ulusal Konseyi (SUK) ile masaya oturacak mısınız?
Siyasi çözüme inanan ve askeri çözümü reddeden her kim olursa onları Suriye’de memnuniyetle karşılayacağız. Görüşleri ne olursa olsun. Yeter ki askeri çözümü ve yabancı müdahalesini reddetsinler. Her iki tarafın birbirini kabul etmesi gerekiyor. Diğer tarafa baktığımızda şu var: Rusya siyasi müzakerelere Moskova’da ev sahipliği yapmayı önerdi, hükümet kabul etti ama SUK ‘hayır’ dedi. Biz buna ‘evet’ deyip diğerleri Suriye hükümetini kabul etmezken kimse Suriye’yi suçlayamaz. 

Sonuçta masaya oturduğunuzda iktidarı onlarla paylaşmak zorundasınız. Buna hazır mısınız?
Bu masadaki müzakerelere bağlı. Eğer oturmadan ne istediğini söylersen bu önkoşul olur. Dediğimiz şu: Kapı açık, gelin her şeyi masada konuşalım. Bu Suriye’nin çözümüdür, Batılıların kafasındaki çözüm değil.
Ahmet Davutoğlu’yla, Beşşar Esad’ın 6.5 saat süren son toplantısında ne konuşuldu, masaya ne konuldu?
Bilmiyorum! 

O toplantıdan kısa bir süre sonra Türkiye-Suriye arasındaki tüm köprüler atıldı. Yeniden işlerin rayına oturması ihtimali var mı?
Bizim Türkiye ile değil mevcut Türk hükümeti ile sorunumuz var. Sorunu çözmek istiyorlarsa ciddi bir şekilde pozisyonlarını gözden geçirmeleri gerekiyor. Türkiye, Suriyelilere yardım etmeye karar verdiğinde mesele çözülür. Şimdiye kadar maalesef Türkiye’nin tutumu olumsuz oldu. Türkiye’nin olumlu bir değerlendirme yapmasını umuyoruz. Suriye’nin ihtiyacı evrimdir, silahlı çatışma değil. Türkiye yardım etmek istiyorsa Suriye sokaklarını askerileştirmek ve silahlı gruplara himaye sunmak yerine masada diyaloğa girmeleri için onları ikna eder. 

Hükümetiniz Türkiye’den Suriye’ye silah sokulduğunu söylüyor. Bu konuda elinizde delil var mı?
Türkiye’den silah sokuluyor derken silahların Türk hükümetinden geldiğini kastetmiyoruz. Coğrafyadan bahsediyoruz. Bu bölgedeki silahlı gruplar silahları nereden getiriyor? Uzaydan mı, Noel Baba’dan mı? 

Yani doğrudan Türk hükümetini suçlamıyorsunuz?
Hayır, Türk hükümetini sınırlarında bunlara göz yumduğu için suçluyoruz. Silah verdiğini söylemiyoruz.

‘Türk gazetecileri bulmaya çalışıyoruz’
Suriye’de ele geçirilen iki Türk gazetecinin akıbeti hakkında bir bilgi var mı?
Suriye’de mi ele geçirilmişler! Suriye’ye nasıl girmişler! Tüm gazetecileri Enformasyon Bakanlığı’nın yardımcı olabilmesi için yasal yollarla ülkeye girmeye çağırıyoruz. Yasadışı girdiklerinde bunların olmasından korkuyoruz. Onları bulmaya çalışıyoruz. 

Yani hükümet kurumlarının elinde değiller mi?
Hiçbir gazeteciyi tutmaktan yana değiliz. Aksine yerlerini bulursak derhal Türk yetkililere haber vereceğiz. Bakanlık olarak nerede oldukları hakkında bilgimiz yok. Kimseyi rehine olarak tutmak gibi bir derdimiz yok. 

Türk istihbaratçıların da Suriye’de tutulduklarına dair spekülasyonlar var. Doğru mu?
Askeri konuları bilmiyorum. Davutoğlu bu haberleri reddetti. Ama doğru olan gazetecilerin yerini, onlara yasadışı olarak girmelerine yardımcı olan ve Türkiye’de ağırlanan silahlı gruplara sormaktır. 

Mütercimleri Suriye istihbaratına teslim edildiklerini söylüyor.
Bilgiler onda demek, ilginç. 

Gazeteciler konusunda hiç Türk yetkililerle müzakere oldu mu?
Müzakereye gerek yok. 

Yani bulursak teslim ederiz diyorsunuz.
Elbette.

Suriye’nin AKP ’si değişimi ‘içten’ istiyor
Ensar Partisi muhafazakâr bir parti. Partiler yasasının değişmesinin ardından kurulan 9 yeni partiden biri. Başbakan Tayyip Erdoğan ’a karşı oluşan öfkeden çekindikleri için açıkça dillendirmese de Suriye’nin AKP’si olarak görülüyor. Hedefi Esad rejiminin yerine demokratik bir sistem kurmak. Sloganları: Hak, hürriyet, adalet ve kalkınma. Laikliği din özgürlüğünün garantisi olarak görüyorlar. Parola ‘İslamcı değiliz ama dindarız, bütün dinlere de eşitiz’. Başkanı Yağmur Derviş el Zuni ile parti merkezinde Suriye’nin içine sürüklendiği felaketi konuştum. Türkiye’nin Suriye politikasından memnun değil; Erdoğan’ın muhalefetle devlet arasında arabuluculuk yapmak yerine taraf olmasına kızgın.
Ensar, Baas Partisi’nin tekeline son veren yeni anayasayı boykot eden partiler arasında. El Zuni bunun için üç neden sıralıyor: Anayasa Baas’ın tekeline son verip diğer partilere kapıyı açtı ve sosyalizmi sildi ama pratikte bir şey değişmedi. İkincisi yargı bağımsızlığını garanti etmiyor. Yargı yürütmeye bağlı hale geldi. Eski anayasa yargıya daha fazla bağımsızlık veriyordu. Üçüncüsü yetkiler cumhurbaşkanında toplandı. Yüksek mahkeme üyelerini atama yetkisi var. Yüksek mahkeme cumhurbaşkanı adaylarının ehliyeti hakkında karar veren bir merci, kendisini atayan başkan karşısında nasıl bağımsız olabilir? Cumhurbaşkanı aynı zamanda ordu komutanı. Üstelik hükümeti atama ve meclisi feshetme yetkisine de sahip. Yeni anayasa üç yıl sonra yürürlüğe girecek. Yenisinde eleştirdiğimiz maddeleri değiştirmek için de bir 18 ay daha beklememiz gerekiyor. Baas Partisi hâlâ devlet binalarını kullanıyor. Okullarda hâlâ Baas’ın söylevleri öğretiliyor. Ordu mensupları da hâlâ Baas üyesi. Bunlar yasaklanmalıydı.”
El Zuni’nin mayısta yapılacak genel seçimlere de itirazı var. “Evet seçime katılmak gerekiyor ama zamanlama yanlış. Bütün bölgelerde aday gösterildiğini söyleyemeyiz. Bazı bölgelerde de oy kullanılamaz. Humus ve İdlib’de adaylarımız kuşatma yüzünden evlerinden çıkıp adaylık başvurusu yapamadı. Kararımızı henüz vermedik ama seçime katılmayabiliriz de” diyor El Zuni. Ülkede silahlı çatışmaya dönüşen son kriz nedeniyle Beşşar Esad’ın halk desteğinde fazla bir değişim olmasa da Baas’ın ağır darbe aldığını düşünüyor: “Seçim olaylardan önce olsaydı Baas kazanırdı. Gerçek bir seçim olursa Baas silinir.” El Zuni Müslüman Kardeşler’e de karşı olduklarını vurguluyor. Müslüman Kardeşler’in sokaklardaki gücünü sorunca “Hiçbir etkisi yok” diyor. 

‘Dış güçler silahlandırdı’
Barışçıl gösterilerin silahlı mücadeleye dönüşmesiyle ilgili tespitleri de şöyle: “Halkın en önemli isteği özgürlüktü. Gösteriler başlangıçta barışçıldı. Devlet güç kullandığı için büyüdü. Dış güçlerin etkisiyle bazıları silahlandı. Dış güçler şiddet ortamını iç savaşa dönüştürmek istedi. Olaylardan sonra yavaşça silahlar ortaya çıktı. Silahlı gruplar halkın taleplerini istismar etti. Değişim sürecini yolundan çıkardı. Bu halkın aleyhine oldu. Bu çeteler hem göstericilere hem askerlere ateş edip saldırıları ordunun üzerine atarak çatışmaları büyütmek istedi.” Özgür Suriye Ordusu ile ilgili de “Kimse ordudan ayrılanların sayısını bilmiyor. Bazıları ordudan ayrılsa da Özgür Ordu’ya katılmadı.” El Zuni Suriye Ulusal Konseyi’ne (SUK) de prim vermiyor: Değişim buradan olur, dışarıdan değil. Dışarıdakiler 5 yıldızlı otellerde Suriye halkı adına konuşuyor. Suriyeliler onların kim olduklarını bile bilmiyor. Halk arasında destekleri yok. Bazı göstericiler SUK bizi temsil ediyor diye pankart açtı ama sonra ‘Bunlar bizi öldürüyor’ diyerek indirdiler. Değişim istiyorlarsa buraya gelsinler. Dış bağlantıyı ihanet sayıyoruz. Tek çözüm diyalog. Eğer isterlerse onlarla hükümet ve içerdeki muhalefet arasında bir arabuluculuk yapabiliriz.” El Zuni SUK ve Özgür Ordu’nun rejimi devirme kapasitesiyle ilgili de “Asla rejimi deviremezler. Tabii ABD Irak’taki gibi yaparsa başka. Tunus ve Libya’daki devrimler onları yanlış bir fikre sürükledi. ABD ve Rusya arasındaki ayrılık nedeniyle de müdahale edemezler” diyor.
El Zuni Annan Planı’nın işe yaramasını temenni ediyor: “Ateşkes yetmez. Siyasi diyalog şart. Ama herkes silah kullanırken bu nasıl olabilir ki? Devletin bir adım atması, halkımızın da kaybettikleri için karşılıklı olarak birbirini bağışlaması gerekiyor.” El Zuni, Türkiye’nin tutturduğu yola da tepkili: “Türkiye’nin dostluğuna hâlâ güvenmek istiyoruz. Türkiye tüm halkın yanında durmalı. Erdoğan’dan muhalefetle devlet arasında arabuluculuk istiyoruz. Türkiye kendini çözümden uzaklaştırarak büyük hata yaptı. Şimdi taraf tutuyor. Kuşkusuz mültecilere kapılarını açtığı için Türkiye’ye minnettarlık duyacağız.”