Avrupa'da 'bebek kutuları' artıyor

Avrupa'da 'bebek kutuları' artıyor
Avrupa'da 'bebek kutuları' artıyor
İstenmeyen bebeklerin bırakıldığı 'bebek kutularının' artması, Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Komitesi'ni harekete geçirdi. Sağ görüşlü partiler ise uygulamaya destek veriyor.

Radikal.com.tr - Bizde Yeşilçam filmlerine bolca malzeme olan “cami avlusuna çocuk bırakma” hadisesi, Avrupa ’da biraz daha farklı şekilde yapılmaya başlandı. Bir süredir manastırların, hastanelerin ve çeşitli kürtaj karşıtı kuruluşların içinde, kadınların bebeklerini bırakabilecekleri ‘bebek kutuları’ kullanılıyor. Kapağı açılıp bebek bırakıldıktan sonra bir alarm ya da zil çalınarak yetkililerin orada bir bebek olduğundan haberdar olması sağlanıyor. Uygulamanın amacı, istenmeyen bebeklerin sokağa terk edilmesi ve bu yüzden hastalanmaları ya da ölmelerinin önüne geçilmesi.

Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Komitesi (UNCRC) ise konuya farklı bir açıdan yaklaşıyor. İngiliz Guardian Gazetesi’nden Randeep Ramesh’in haberine UNCRC, gençler ve çocuklar arasında istenmeyen gebelikler arttıkça, bebek kutularına bırakılan bebeklerin sayısının da arttığı görüşünde. Komite, bu durumu çocukların ebeveynlik konusundaki bilgisizliğine ve ebeveynlerin çocuklarıyla ilgilenmemesine bağlıyor.

Komite şimdi Çocuk Hakları Bildirisi’nde yer alan 8. Madde’de “Taraf Devletler yasanın tanıdığı şekli ile çocuğun kimliğini; tabiiyeti, ismi ve aile bağları dahil, koruma hakkına saygı göstermeyi ve bu konuda yasa dışı müdahalelerde bulunmamayı taahhüt ederler” şeklindeki 1. fıkra gereğince, devletlere uyarıda bulunuyor. Devletlerin, çocukların sahip olduğu insan haklarını ne kadar koruduğu ve gözettiği konusunda raporlar hazırlayan Komite, hastaneler yerine sayıları gittikçe artan ambarlara bırakılmaları konusunda son derece endişeli. Bebek kutusu uygulamasının, Çocuk Hakları Bildirisi’nde geçen ve “çocukların ebeveynlerini tanıması ve onların koruması altında yaşaması” konusundaki ilkelere ters düştüğü iddia ediliyor. Bildiride çocukların ailelerini tanıma hakkı ile, ailelerinden ayrılsa bile devletlerin “çocukların aileleriyle olan kişisel bağını tanımak” konusunda görevi olduğu söyleniyor.

Komite, Bildiri’yi imzalamasına rağmen bu uygulamaya göz yuman devletleri uyarmaya başladı. Uluslararası insan hakları konusunda uzman 18 kişiden oluşan Cenevre’deki Komite, Avrupa’da geçtiğimiz yüzyılda bebek kutusu uygulamasına son verildiğini belirtiyor. Ancak komite, buna rağmen 200 kadarının Avrupa’da yeniden açıldığını da belirtiyor. Bu ülkeler arasında Almanya, Avusturya, İsviçre, Polonya, Çek Cumhuriyeti ve Letonya da var. Yetkililer 2000 yılından beri Avrupa’da bu tip yerlere bırakılan bebeklerin sayısının 400 olduğunu söylüyor. İnanç grupları ve sağcı politikacılar ise uygulamanın yararlı olduğunu savunuyor.

Uygulamanın destekçileri, kürtaj karşıtı (pro-life) lobiyle aynı söylemlerde bulunuyor ve bebek kutuları sayesinde “çocukların yaşam hakkını koruduğunu,” ayrıca uygulamanın “yüzlerce yeni doğan bebeği” koruduğunu savunuyorlar.

Örneğin Fransa ve Hollanda’da annelerin çocuklarını gizlice doğurduktan sonra terk etme ve onlar için anonim kalma hakkı var ama, İngiltere’de bu durum yasadışı sayılıyor. BM yetkilileri de, bu uygulamanın çocuk hakları bildirisinin önemli bölümlerini deldiği görüşünde

Guardian gazetesine görüş bildiren UNCRC üyesi Maria Herczog, Macaristan’ın önde gelen çocuk psikologlarından. Onun görüşüne göre, bebek kutularının yerini, daha iyi işleyen ve daha kalıcı aile planlaması politikaları, kadınlar için danışmanlık ve planlanmayan hamilelikler için destek çalışmaları almalı. Herczog, eleştirilere karşı çıkanların olayı geçmişteki koşullarla değerlendirdiği görüşünde. “Tıpkı Ortaçağ’daki gibi, pek çok ülkede bu sayede bebek ölümlerinin önüne geçildiği söyleniyor. Ancak bu konuda bir kanıt yok” diyor.

Bebek kutuları çözüm sunuyor
Tartışma, sınırların ötesine yayılmış durumda. Aralarında Macaristan başkanının da bulunduğu sağ kanat mensubu 24 Avrupa Parlamenteri, Komite’ye yazdıkları bir mektupta bu uygulamayı doğru bulduklarını açıklayarak, “Talihsiz bir şekilde hamileliklerini gizli tutmak zorunda olan ve resmi kurumlara başvurmaktan çekinen kadınlara, bu yolla bir çözüm sunuluyor” demişti.

Almanya’nın Avrupa parlamenterlerinden ve parlamentodaki en etkili merkez sağ partisi olan Avrupa Halk Partisi’nin (EPP) başkan yardımcısı olan Manfred Weber, bu tartışmada birkaç “hakkın” birbiriyle çakıştığını söylüyor. “Bence en iyi çocuk yetiştirme ortamı, geleneksel aile yapısı tarafından sağlanır. Ancak bu noktada çocuğun güvenliğinin sağlanması, çocuğun biyolojik anne babasını tanıma isteğinden ve hakkından daha önemli” diyor.

İsveç’in yüzde 87’si ‘gerekli’ diyor
Bebek kutusu uygulamasını onaylayan halklar da var. İsveç’te 2011’de yapılan bir ankete göre, halkın yüzde 87’si bebek kutularını “çok gerekli” ya da “gerekli” olarak görüyor. Ankete katılanların yüzde 25’inden fazlası ise, her hastanede bu tip kutuların bulunması gerektiğini söyledi.

Herczog, bütün bu görüşlere rağmen komitenin çalışmaları bırakmayacağını söylüyor. Komite, 2005’ten beri 44 noktada bebek kutuları kurulan Çek Cumhuriyeti’ne geçen yıl bir mektup yazarak, “Uygulamayı mümkün olduğunca çabuk bitirmek için gerekli tüm tedbirleri almalarını” istedi. Herczog benzer bir uyarının Avusturya’ya da yapılabileceğini söyleyerek, “Ülkelerin bildiriye uyup uymadığını kontrol etme görevimiz var. Çek Cumhuriyeti’ni inceledik, Avusturya’yı da yakında inceleyeceğiz. Tam olarak bir şey söylemem doğru değil ama, muhtemelen Çek Cumhuriyeti’ne yaptığımız uyarının benzerini Avusturya için de yapacağız” diyor.

Annenin rızası var mı?
Nottingham Üniversitesi’ndeki Adli ve Ailevi Psikoloji Merkezi’nde çalışan Kevin Browne ise, kutulara bırakılan bebeklerin gittikçe daha fazla sayıda erkek tarafından bırakılıyor olmasını şüphe verici bulduğunu söylüyor. 2 yıldır bu konuda araştırma yapan ve yakın zamanda çalışmalarını tamamlayan Browne, “Yaptığım araştırmalara göre, kutulara bebekleri bırakanlar artık çoğunlukla erkekler. Bu da annenin nerede olduğuna ve bebeğinin bırakılmasına razı olup olmadığına dair bazı soru işaretleri yaratıyor” diyor. Browne’un çalışmasına göre 27 AB üyesi ülkeden 11’inde halen bebek kutuları bulunuyor. Çalışmaya göre söz konusu ülkeler Avusturya, Belçika, Çek Cumhuriyeti, Almanya, Macaristan, İtalya, Letonya, Litvanya, Polonya, Portekiz ve Slovakya’dan oluşuyor.

Browne’un araştırmasına göre, yılda ortalama 7 bebeğin kutulara bırakıldığı Çek Cumhuriyeti ve Litvanya, en çok bebek bırakılan ülkeler arasında birinci sırada. Onu 6 bebekle Polonya ve 4 bebekle Macaristan ile Slovakya takip ediyor. Bu sonuçlara bakılınca, eski komünist bloğa mensup Doğu Avrupa ülkelerinde, sayının daha fazla olduğu ortaya çıkıyor.

Bebeklerin 5’te 1’inin durumu belirsiz
Almanya’da toplam 80 noktada bebek kutuları bulunuyor. Alman anayasasına göre her vatandaşın “köklerini bilme hakkı” var ve babaların da çocuğun yetiştirilmesine dahil olma hakkı bulunuyor. Bir anne gizlice doğum yaptığında ise, her iki hak da çiğnenmiş oluyor. Bebek kutuları ülkede tolere edilmekle beraber, bu yılın başlarında Alman bakanları “gizli doğumlar için yeni bir yasa tasarısı” hazırlanmasını tartıştı.

Şubat ayında bir araştırma yapan Alman Gençlik Enstitüsü, gizlice doğan bebeklerin 5’te 1’inin başına ne geldiğinin bilinmediğini ortaya koydu. Bu da uygulamayı bitirmek isteyenlerin çokça öne sürdüğü bir koz.

‘Komite karar alamaz’
Batı Avrupa’da bebek kutuları meselesi, dini uygulamalar ve hukuk kuralları arasında kalıyor ve gittikçe karmaşıklaşıyor. Hristiyan Demokratlar’dan Fin Avrupa Parlamenteri Sari Essayah, Birleşmiş Milletler’in söz konusu maddesi üzerinden uygulamaya karşı çıkmasını anlamsız buluyor. “İskandinav ülkelerinde 2 lezbiyen isimsiz olarak sperm alıp bebek sahibi olabiliyorlar. Bağışı yapan kişinin adı gizli kalıyor. Çocukların hakları o zaman ne olacak? Bence UNCRC burada bebek kutularına yanlış bir dayanakla karşı çıkıyor.”

Geçen yıl UNCRC’ye gönderilen mektupta imzası bulunanlardan birisi de Avrupa Parlamentosu’nun Hristiyan Sosyal Birliği partisi üyelerinden Bernd Posselt idi. Posselt Guardian’a görüş bildirerek “Münih’teki bebek kutuları, örneğin bir manastırda bulunan kutular, genellikle pozitif sonuçlandı. Problemler olduğunu da biliyorum ama bana kalırsa, aşırılıkların yaşandığı durumlarda bebeklerin hayatının koruma altına alınması daha da önemli. Diğer bütün sorunlar, iyi niyetli yaklaşımlarla çözülebilir. Önemli olan çocuğun hayatta kalması. Doğmuş ya da doğmamış çocuklara yardım etmek için yaptıklarımız konusunda BM Komitesi karar alamaz” dedi.