Aziz olmayan azizin hikâyesi

Aziz olmayan azizin hikâyesi
Aziz olmayan azizin hikâyesi
Hapiste geçirdiği 27 yılda silahlı mücadele verdiği döneme kıyasla daha büyük etkiye kavuşan Mandela aziz gibi algılanmaktan korkuyordu.
Haber: CANDAN PEKDAŞ / Arşivi

Güney Afrika’nın efsane lideri Nelson Mandela’nın iyileşmesi için edilen dualar bu kez karşılık bulmadı. 95 yaşındaki Mandela, akciğer enfeksiyonu nedeniyle üç ay hastanede tedavi görmesinin ardından 1 Eylül’de taburcu edildiği Johannesburg’daki evinde hayata gözlerini yumdu. Beyaz ırkın üstünlüğüne dayalı apartheid rejimine karşı mücadelesiyle ‘insanlık tarihine’ geçen Mandela, ‘Mkhulu’ (Büyükbaba) olarak Güney Afrika tarihine geçti.
Tam adıyla Rolihlahla Mandela, 18 Temmuz 1918’de Thembu kabilesinin şefinin oğlu olarak başladığı yaşamını ‘Apartheid’e karşı mücadeleye adadı. Ailenin eğitim alan ilk çocuğu olan Mandela’ya Nelson adını bir sömürge geleneği olarak öğretmeni verdi. Apartheid’a karşı mücadelesi ise ona kabilede yaşlı saygın üyeler için kullanılan ‘Madiba’ ve ‘Güney Afrika’nın Babası’ gibi unvanları kazandırdı. 

İlk siyah hukukçu 

Witwatersrand Üniversitesi’nin hukuk bölümünü bitiren Mandela, ülkenin ilk siyah avukatı olurken, 1952’de Olivier Tambo ile birlikte Johannesburg’da açtığı Güney Afrika’nın ilk siyah avukatlık bürosu, apartheidın ‘olağan şüphelilerinin’ haklarını savunan bir merkez gibi çalıştı. Mandela, 1944’te Afrika Ulusal Kongresi’ne (ANC) katılıp gençlik kollarını kurdu. 1950’de ANC Başkanı seçildi. Mart 1960’ta ‘paso taşımadıkları takdirde tutuklanmalarını’ öngören yasayı protesto eden 69 öğrencinin öldürüldüğü Sharpeville katliamından sonra ANC yasadışı ilan edildi. Bu olay, Mandela’nın silahlı mücadeleyi savunmasının önünü açtı. 1961’de ANC çatısı altında ve Güney Afrika Komünist Partisi’nin (SACP) bazı üyeleriyle Ulusun Mızrağı (MK-Umkhonto We Sizwe) örgütünü kurdu. 

‘Silahlı mücadele çünkü...’ 

Mandela, amacı apartheid’a karşı silahlı mücadele yürütmek olan MK’nın kurulmasına gerekçe olarak ‘barışçıl taleplerine şiddetle karşılık verilmesini ve hükümetin kendilerine başka seçenek bırakmamasını’ gösterdi. Mandela ‘Özgürlüğe Uzun Yürüyüş’ adlı otobiyografisinde MK’nın kuruluşuna dair şunları yazmıştı: “Asla asker olmamış, asla bir savaşta yer almamış, asla bir düşmana silah sıkmamış olan bana, bir ordu kurmak görevi verilmişti. Bu kıdemli bir general için bile altından kalkması güç bir görevken, askeri bir acemi için hayli hayli öyleydi. Mızrak simgesi, Afrikalıların beyaz istilacılara karşı yüzyıllar boyu bu basit silahla direnmiş olmalarından ötürü seçilmişti.” 

Siyah egemenliğine de karşı 

Bu süreçte mücadelesine destek bulmak için yurtdışına çıkan Mandela, 5 Ağustos 1962’de ülkeye dönüşünde arkadaşlarıyla birlikte izinsiz yurtdışına çıkmak, halkı kışkırtmak, sabotajlar ve suikastlar düzenlemek iddialarıyla tutuklandı. Sadece beyazların temsil edildiği bir meclisin yasalarına uymak zorunda olmadığını vurgulayıp kendini şöyle savundu: “Hayatım boyunca kendimi Afrika halkının mücadelesine adadım. Beyaz egemenliğine karşı mücadele ettim. Siyah egemenliğine karşı mücadele ettim. Demokratik ve özgür bir toplumda herkesin barış ve eşit fırsatlar içerisinde yaşama idealini öğütledim. Bu, gerekirse uğruna ölmeye hazır olduğum bir idealdir.” Ancak mahkeme Mandela’yı önce Kasım 1962’de 5 yıl, ardından 1964’te de ‘hükümeti devirmek için gizli plan yapmak’ suçundan ömür boyu hapis cezasına çarptırdı. 

‘Adada öleceksiniz’ 

Böylece Mandela için 18 yılı Robben Adası’nda geçen 27 yıllık hapishane yaşamı başladı. Mandela, Cape Town açıklarındaki adaya ayak basar basmaz beyaz gardiyanlardan “Ada burası, burada öleceksiniz!” sözlerini duydu. Nitekim ‘ölüme gönderildiği gerçeği’ hapishanede taşocağında çalıştırılması ve vereme yakalanmasıyla kendini gösterdi. Ölümüne yol açan enfeksiyonun da akciğerlerinde oluşan kalıcı hasardan kaynaklandığı sanılıyor. Sırasıyla Robben, Pollsmoor ve Victor Verster hapishanelerinde geçen yıllarına nasıl dayandığını mektuplarında şöyle anlatıyordu: “Bizi mahkûm edenlerden daha geniş bir insanlık kavramının parçası olduğumuzu bilmek, bize güç ve sebat veriyordu… Hapishanenin kendisi, sabır ve azim konusunda müthiş bir eğitim sağlıyor. Burası kişinin kararlılığını sınavdan geçiriyor.” Ancak ‘güç ve sabrın yetmediği’ anlar da yaşayan Mandela, hasretlerini itiraf ediyor: “Özlemden kalbimin yavaşladığı hatta duracak gibi olduğu zamanlar oldu. 1935’te olduğu gibi Umbaşe Nehri’nin sularında yıkanmak istiyorum.”
46664 numaralı mahkûm olan Mandela, eşi Winnie’ye yazdığı bir mektupta ise çaresizliğini anlatıyor: “Çocuklarıma ve sana yardım edemediğim için her bir parçamı ve ruhumu kurumuş hissediyorum. Tamamen güçsüz oluşum ne acı.” 

Atatürk Ödülü’nü reddetti 

Mandela, cezaevindeyken pek çok ödüle layık görülüp ‘dünyanın en ünlü siyasi mahkûmu’na dönüştü. 1962’de Lenin Barış Ödülü, 1979’da Nehru Ödülü, 1981’de Bruno Kreisky İnsan Hakları Ödülü ve 1983’te UNESCO’nun Simon Bolivar Ödülü bunlardan sadece bazılarıydı. “Mandela, 1990’da Kenan Evren’e verilen Atatürk Barış Ödülü, 1992’de kendine layık görüldüğünde ise reddetti. ANC’nin açıklaması ise oldukça netti: “Mandela ömrünü demokrasi, insan hakları ve özgürlük mücadelesine adamıştır. Kararı Atatürk’le ilgili olumsuz bir görüşten kaynaklanmamaktır.”
1980’lerde ırkçılığa karşı mücadelenin dünya çapında yükselişiyle Mandela ve arkadaşlarının serbest bırakılmaları amacıyla başlatılan kampanyaların sayısı da giderek arttı. Dünyanın dört bir yanından hemen herkesi etkileyen ‘Mandela’ya Özgürlük Kampanyası’, 2 Şubat 1990’da Güney Afrika Devlet Başkanı Frederik W. De Klerk’in ANC’ye siyaset yasağını kaldırıp af ilan etmesiyle amacına ulaştı. Mandela özgürlüğüne kavuştuğunda tarih 11 Şubat 1990’dı. Mandela, cezaevinden çıkışında kendisini karşılayanlara “Mücadele benim hayatımdır. Hayatımın sonuna kadar siyahların bağımsızlığı için mücadele edeceğim” diye seslendi. Mandela’nın bu ideali ise 1948’de kurulan apartheid’ın uluslararası yaptırımların katkısıyla çökmesi ve Mart 1992’de siyahlara eşit vatandaşlık hakkı tanıyan anayasa değişikliğinin referandumda kabulüyle tam anlamıyla başarıya ulaştı. 

75 yaşında devlet başkanı 

Mandela Mayıs 1994’teki ilk demokratik seçimler sonucunda 75 yaşındayken ülkesinin ilk siyah devlet başkanı oldu. Mandela, hem ANC üyelerinin hem rejim yetkililerinin apartheid döneminde işlediği suçların ortaya çıkmasını hedefleyen Hakikat ve Uzlaşma Komisyonları’nın kurulmasında önemli rol oynadı. 1999’da ikinci bir seçime katılmayı reddedip haziranda koltuğunu yardımcısı Thabo Mheki’ye bıraktı. Siyasete veda eden Mandela mücadele rotasını bu kez yoksulluk ve AIDS ile ilgili hayır işlerine çevirdi. Oğlu Thembekile’yi cezaevindeyken trafik kazasında kaybeden ve cenaze törenine gitmesine izin verilmeyen Mandela’nın, 2005’te hayatta kalan tek oğlu Makgatho’yu AIDS’e kurban vermesi mücadelesine kişisel boyut kattı. 

‘Beni aramayın, ben ararım’ 

Mandela, 2004’te ise ‘sivil hayata geçtiğini’ açıkladı. Artık kendi halinde bir hayat sürmek istediğini esprili bir dille “Beni aramayın, ben sizi arayacağım” dediği ‘emeklilik’ konuşmasıyla duyurdu. O tarihten sonra da çok nadiren kamuoyu önüne çıktı. Doğduğu köy Qunu’da yaşamaya başlayan Mandela, 2008’de 90. doğum günü onuruna Londra’daki Hyde Park’ta düzenlenen konserin ardından son olarak Temmuz 2010’da Güney Afrika’nın ev sahipliğinde gerçekleştirilen Dünya Kupası’nın kapanış töreninde halkın arasında görüldü. 

Miras kavgası 

Mandela son dönemlerde hastalıklarının yanı sıra bazı aile üyeleri, siyasi ‘yoldaşları’ ve iş ortaklarının ‘adının taşıdığı zenginlikler’ üzerine tutuştuğu ‘miras kavgalarıyla’ gündeme geldi. Kimileri, 1993’te Nobel Barış Ödülü’nü alan ve doğum günü 18 Temmuz, BM tarafından ‘Uluslararası Mandela Günü’ olarak kabul edilen ‘özgürlük savaşçısının mirasının lekelendiği’ eleştirisi yaptı. Mandela’nın tüm parasını yatırdığı 1 milyon euroluk fonunun yönetimini 2005’te avukat George Bizos ve hapisten arkadaşı Tokyo Sexwale’e bırakması da, çocuklarına ‘güvenmediği’ söylentilerine yol açtı.
Ancak Mandela anılarını derlediği kitabında ‘asla aziz olmadığını ve böyle görülmekten duyduğu rahatsızlığı’ çoktan dile getirmişti: “Hapisteyken bir mesele beni çok kaygılandırıyordu. O da dünyanın beni bir aziz olarak görmesiydi. Bu benimle ilgili yanlış bir imajın dünyaya yansıması demekti. Asla böyle biri olmadım. Hatta herhangi bir günahkârın olmaya çalıştığı gibi dünyevi anlamda bir aziz bile olmadım.”

2008’E KADAR ABD’YE GÖRE TERÖRİSTTİ

Apartheid rejiminin 1960’larda terör örgütü ilan ettiği Afrika Ulusal Meclisi’nin (ANC), ABD’de terör örgütü listesinden çıkarılması 2008’i buldu. Ancak ANC üyeleri hâlâ ABD’ye girişte sorun yaşayabiliyor. Dönemin Başkanı Ronald Reagan’ın yasaklı ilan ettiği ve yalnızca özel izinli üyelerinin vize alabildiği ANC’nin ismi, Mandela’nın 90. yaşı şerefine George W. Bush tarafından listeden silindii. Tasarının onaylanmasının ardından konuşan Senatör John Kerry “ABD bu büyük lideri terör izleme listesine alarak küçük düşürme utancından kurtulmaya bir adım daha yaklaştı” demişti. Bundan 2 ay önce de dönemin Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice, Senato’yu ANC’yi listeden çıkarmaya çağırmıştı: “Kendi mevkidaşımın ve büyük lider Mandela’nın isminin hâlâ orada olması yüz kızartıcı bir durum. “1986’da Başkan Yardımcısı Dick Cheney, ANC’nin tanınması ve Mandela’nın bırakılması için Güney Afrika hükümetine çağrıda bulunulmasını öngören bir tasarı sunmuştu. Onaydan geçen tasarıyı Reagan veto etmişti. ANC’nin adı aklansa da Mandela ile Robben Adası’nda hapis yatan ANC liderlerinden Tokyo Sexwale, 27 Ekim 2013’de ABD’ye indiğinde terörist listesinde olduğu gerekçesiyle bekletildi. Açıklama yapmasına ve telefonu kullanmasına izin verilmeyen Sexwale’nin avukat çağırması da engellendi. Özür talep eden ANC olayı ‘apartheid karşıtı rejime hakaret’ olarak niteledi.

‘AYAKKABILARI DAR GELİYOR AMA RUHU ÖZGÜR'

Ölümü, ‘Mandela: Özgürlüğe Uzun Yürüyüş’ filminin Londra’daki gala gösterimine denk gelen Mandela pek çok şarkı ve filme ilham kaynağı oldu. Jerry Dammers’ın 1984 tarihli ‘Nelson Mandela’ya Özgürlük’ adlı şarkısı listelerde 9. sıraya yükseldi. 2008’de 46664 Konserleri’nde Amy Winehouse tarafından da seslendirilen şarkıda “21 yıl hapis/Ayakkabıları dar geliyor/Çünkü ona işkence etmişler/Ama ruhu hep özgür” sözleri geçiyor. Güney Afrika Turizm Bakanı Youssou N’Dour, 1986’da ‘Nelson Mandela’ adlı bir albüm çıkarmıştı. Apartheid’ın sürgüne gönderdiği ‘Mama Afrika’ lakaplı Miriam Mekeba, direnişin kalesi Soweto’ya göndermede bulunduğu ‘Soweto Blues’ şarkısı ile ABD’de büyük başarı kaydetti. ‘Beyaz Zulu’ Johnny Clegg’in 1987’de bestelediği ‘Assimbonanga’ şarkısı ise Mandela marşı haline geldi. Steve Van Zandt’ın ‘Sun City’ albümüne Bruce Springsteen ve Miles Davis gibi ünlü sanatçılar da katkıda bulundu. Mandela’ya adanan en büyük müzik etkinliğine ise ANC imza atmıştı. 1988’de 70. doğum günü dolayısıyla Britanya’daki Wembley’de gerçekleştirilen ‘Mandela Günü’ konserine Michael Jackson, Queen, Whitney Houston, Stevie Wonder ve Sting de katıldı. Margaret Thatcher ANC’yi ‘terör örgütü’ olarak nitelemiş, BBC de konserde verilen siyasi mesajları sansürlemişti. Oscar ödüllü Sidney Poitier 1997’deki bir TV filminde Mandela’yı oynadı. 2009’da Clint Eastwood’un yönettiği ‘Invictus’ta da Morgan Freeman, Mandela’yı canlandırdı. 1992’de Malcolm X’te Mandela bizzat rol aldı. { İSTANBUL / RADİKAL}