Bir halk festivali olarak gay pride*

Bir halk festivali olarak gay pride*
Bir halk festivali olarak gay pride*
Geçen cumartesi Avrupa'nın en büyük LGBT etkinliği olan 15. Stockholm Eşcinsel Onur Yürüyüşü'ndeydik. Çocukları ve köpekleriyle 'geçidi' izlemek üzere toplanan 500 bin kişiyle birlikte...
Haber: BAHAR ÇUHADAR / Arşivi

(* Eşcinsel Onur Haftası)
İsveç Enstitüsü’nün davetlisi olarak Stockholm’deki Eşcinsel Onur Haftası’na katılacağımı söylediğim hemen herkesin ağzından aynı cümle döküldü: “Ne güzel, çok eğlenceli olacaktır!” (Kendimi ‘eğlence’ beklentisi içindeki ‘herkesten’ ayırmadığımı anımsatarak devam edeyim.) ‘Eşcinselleri ‘eğlenceli’ insanlar olarak biliriz evet; gay barlara gider, çılgınlar gibi eğlenir, onur yürüyüşlerinde uçuk-kaçık kostümleri ve muzip sloganlarıyla ortalığı şenlendirirler… Lakin eğlence bitince biz heteroseksüeller yaşamlarımıza devam ederken eşcinsellere kalan sokakta dilediğince yürüyememek, sevdiğinin elini tutamamak, işyerinde, toplu taşımada, aile içinde ayrımcılığa uğramak, şiddet eylemlerine maruz kalmak olur. Ortadoğu , Balkanlar ve Çin’den 13 gazeteciyle katılacağım programa doğru yola çıktığımda bu tezatlık meşgul ediyordu kafamı.
Geçen cumartesi 40 bin katılımcının yürüdüğü, 500 bin kişinin alkışlarla seyrettiği onur yürüyüşüne gelinceye kadar; misafiri olduğumuz memlekette ‘eşcinsel haklarının’ nasıl inşa edildiğini anlayacağımız bir programla karşılandık. Gittiğimizde eşcinsel hareketin simgesi gökkuşağı bayrakları belediye otobüslerine yerleştirilmişti bile. Yıllardır Stockholm’de yaşayan bir arkadaşımın ‘Zafer Bayramı gibi’ benzetmesi, Gay&Lezbiyen Ağı projesinin yöneticisi Christina Guggenberger’in sözleriyle tamam oluyordu: “İsveç’te yılda sadece iki gün otobüslere bayrak asılır. Ulusal Gün’de ve Eşcinsel Onur Haftası’nda.” 

Başta belediye; resmi, sivil tüm kuruluşlar tarafından desteklenen, 15’inci yılını geride bırakan bir Onur Haftası’ndan bahsediyoruz. Son yirmi yıldaki düzenlemeler, eşcinsellere yürüyüşte talep edecek pek bir hak bırakmamış. ‘Onur Haftası’ bir yanıyla şehre daha çok turist getirmeye vesile olacak bir festival artık… 

Gay polis ve lezbiyen rahiple buluşuyoruz 
İlk durağımız belediye meclisi. Christer Wennerholm, Stockholm Belediye Meclisi’nin toplu taşıma ve halk sağlığından sorumlu üyesi. 60 yaşında, Muhafazakâr Parti üyesi ve eşcinsel. “Artık İsveç’in büyük kentlerinde açık gay olarak yaşamak kolay” diyor. Otobüsleri gökkuşağı bayraklarıyla donatma fikri ondan... Polis merkezinde bizi bekleyen isim ise 2000’de kurulmuş Gay Polis Derneği’nden Göran Stanton. Derneğin 120 üyesi (bir kısmı heteroseksüel) yürüyüşe üniformalarla katılıyor. Nefret Suçları Birimi’nde görev yapan Stanton eşcinsel polis olmak konusunda net: “Açık olursanız işinizi daha iyi yaparsınız.” Stockholm’de nefret suçlarının yüzde 75’inin etnik, yüzde 10’unun dini, yüzde 15’inin homofobik sebeplerle işlendiği bilgisini alıyoruz. Homofobik suçların başını ise ‘tehdit edilme’ çekiyor. 1999’da erkek arkadaşıyla evlendiğini, evlenen ilk gay polis olduğunu anlatıyor, Stanton. 

Son durak, İsveç Kilisesi. Stockholm Rahibi Eva Brunne reformist bir kiliseye liderlik etmekten mütevellit cemaatini eşcinsel haklarına saygılı olmaya çağıran bir figür. Kilisenin vurgusu, eşcinselliğin değil, homofobinin tedavi edilebilir olduğu yönünde… 2009’dan beri kilisede eşcinsel evlilik mümkün. Brunne 11 yıldır bir hemcinsiyle evli, yedi yaşında bir oğulları var. Göreve ilk geldiğinde iki ay içinde Avrupa’nın çeşitli gazetelerine 70 ayrı röportaj vermiş. Hepsinde ortak bir soru: “Nasıl hem aynı anda hem rahip, hem lezbiyen olunabilir?”


Yasalar havayı değiştirdi 
Etkinliklerin üssü, Tantolounden Park’taki Pride Park alanı. Masaj standlarından siyasi partilere (Aşırı milliyetçi İsveçli Demokratlar haricindeki tüm partiler alanda), eşcinsel askerler ve polislerden seyahat acentelerine (Onur Haftası’nın ticari-turistik bir fırsata dönüştüğünden bahsetmiş miydim!) her tür stand ziyaretçilerini bekliyor. LGBT örgütü RFSL’in standına “Her şey o kadar toz pembe mi?” sorusuyla sokuluyorum. Yanıt; en çok aile içi ve partnerler arası şiddet konusunda çalıştıkları. Ayrımcılık eşcinsellerden çok transların başına bela. Şiddete uğramaları halinde polise durumlarını bildiremeyen kaçak göçmenlerin durumu ise en kritik nokta.
Liberal Partili eski milletvekili, Prof. Barbro Westerholm, ülkede eşcinsel haklarını inşa eden isimlerden. 1979’da Ulusal Sağlık Kurulu’nun başkanlığını yaptığı dönem; eşcinsellerin de ‘hasta’ olmadıklarını anlatmaya çalıştıkları vakitler. 80’lerin sonundan itibaren ortaklık anlaşması (1989), sivil birliktelik (1994), işyerinde ayrımcılığa karşı yasa, şiddet karşıtı yasa (1999) ve eşcinsel çiftlerin evlat edinebilme hakkı (2003) yerleşiyor. 2005’ten beri lezbiyen çiftler tüp bebek yapma hakkına sahip. Evlilik izni 2009’da geliyor. Westerholm’a soruyorum: Hangisi daha yorucuydu; insanların zihinlerini değiştirmek mi, parlamenterleri ikna etmek mi? İkincisiymiş. İsveçlilerin tüm bu değişimi kabul etmesinde yasaların önemli bir yeri olduğu kanısında: “Yasalar güçlenince ayrımcılığa uğrayan bir eşcinsel hakkını alabileceğini biliyor.”



Ve ‘pride’ günü… 
Cumartesi öğlen saatleri, Hornsgatan Caddesi. Manzarayı tarif edelim: Stockholmlüler anneleri, babaları, gökkuşağı bayrağı sallayan çocukları, sevgilileri, köpekleri, pusetlerindeki bebekleri, piknik örtüleri ve portatif sandalyeleriyle alanda. Üç saati aşkın bir süre sohbet edip atıştırarak vakit geçiriyorlar. ‘Onur Yürüyüşü’ devasa bir piknikten farksız, bekleniyor. Ara ara “Öbür taraf, hazır mısınız? Biz hazırız!” sloganı atılıyor. Yürüyüş boyu duyup duyabileceğimiz yegâne slogan da bu.
Saatler 3’ü geçtiğinde her sene açılışı yapan, asker üniformalı kadın motorundan inip gökkuşağı bayrağıyla kalabalığı selamlıyor. Kortejde kimler yok ki? Müzik ve dans eşliğinde: Bebekleriyle lezbiyen anneler, eşcinsel öğrenciler, LGBT aile grubu Proud Parents, eşcinsel rugby takımı, gay polis ve askerler, Sendikalar Birliği, Sosyal Demokratlar, Muhafazakarlar, Yeşiller, Korsan Parti, feministler, sosyalistler, eşcinsel koro, ABD Konsolosluğu çalışanları, Kürdistanlı eşcinsel dostları… LGBT örgütü RFSL’in ağzı bantlı üyelerininkinden başka mesaj ya da slogan yok: “Yürüyemeyenler için yürüyoruz.” Bir de bu seneye özgü bir istisna: İngiltere’den gelen İslam karşıtı English Defense League (EDL), Onur Yürüyüşü’yle eş zamanlı bir protesto yapmaya kalkışıyor lakin LGBT bireyler tarafından engelleniyorlar. Yürüyüşteki ‘EDL, go to hell’ (EDL cehenneme git) dövizleri de göze çarpıyor. 

‘Zafer Bayramı’ benzetmesinin sahibi, epeydir Stockholmlu arkadaşımın, bir başka vesileyle ettiği lafla bitirelim: “Bazen Şirinler ülkesinde yaşıyormuşum gibi hissediyorum!” Ne diyelim, bazen ‘Batı’nın iyi yanlarını’ almak şart!

Eşcinsel rugby takımının Türkiyeli kurucusu...
İsmi bende saklı Türkiyeli bir rugby oyuncusu; 35 yaşında. Yirmi yıl önce Türkiye’nin güneyinden göç etmiş ailesiyle. Eşcinsel olduğunu ailesine 18’ine geldiğinde söylemiş, ‘gizlilik’ kararımız Türkiye’deki akrabalar için… Onur Yürüyüşü’nün ertesi günü buluşuyorum, Berserkers Gay Rugby Takımı’nın kurucusu ve oyuncusuyla. Önce şehrin ilk gay rugby takımı Berserkers’in öyküsü: “Bir gün bir gay arkadaşım arayıp, çok seksi bulduğu için rugby forması ısmarladığını söyledi. ‘E oynayabiliyor musun?’ deyince ‘Öğreniriz’ dedi. Bir takıma katıldık. Çok sevdim rugby’yi, gay takım kurmaya karar verdim. O sene yürüyüşe rugby forması ve topla katılıp insanları takıma davet ettim. Şimdi 50 kişiyiz. Takımın yarıdan fazlası göçmen. Dünyanın en büyük rugby kupasında yarışıyoruz, grubumuzdan birinci çıktık en son.” 

Asıl işi satış pazarlama alanında. 10 yaşındayken ailesi İsveç’e göç kararı aldığında ‘rahatlamış.’ “O zaman biliyordum gay olduğumu ve orada rahat yaşayamayacağımı...” diyor. Peki bu ülkede, bu şehirde eşcinsel olarak yaşamak gerçekten kolay mı? “Göçmenler arasında pek kolay değil tabii” diyor: “Ama burada eşcinsel olmak gerçekten rahat. Başka ülkelerde gaylerin olduğu bölgelerde rahattır eşcinseller ama oradan çıktıkları an zorluk başlar. Burada işyerinde anlatabilirsin, arkadaşlarına, ailene anlatabilirsin. Sevdiğinle el ele dolaşabilirsin. En fazla bakarlar ama laf atan çıkmaz. Laf atanlar da daha çok yabancılar olur... İşyerleri eşcinsel çalışanları avantaj olarak görüyor; farklılıklara açık olduklarının mesajını veriyorlar bu şekilde. Ben hiç sorun yaşamadım ama on yıl önce bir arkadaşım bir Nazi tarafından kovalanmıştı.”