Birliğin ruhuna bir Nobel!

Haber: FEHİM TAŞTEKİN / Arşivi

Birilerinin AB’nin ruhuna Fatiha okuduğu bir dönemde birliğe Nobel Barış Ödülü verilmesinin herkeste bir gülümsemeye yol açması doğal. Ekonomik krizin sarsıcı etkisiyle ‘ahı gitmiş vahı kalmış’ bir birlik için ödül psikolojik doping etkisi yapabilir. Hakkını yemeyelim AB ödülü çok önceleri hak etmişti. AB’nin başarılı bir barış projesi olduğu konusunda kimsenin itirazı yok. Sadece zamanlama açısından biraz tuhaf kaçtı. AB’ye Nobel, belki Britanya ve İrlanda’nın Kıta Avrupası ile birleştiği 1973’te ya da Soğuk Savaş ruhunun gerçek anlamda çöktüğü 2004’teki genişlemenin ardından verilmeliydi. Ki o tarihte Macaristan, Polonya, Çek Cumhuriyeti, Slovakya, Slovenya, Letonya, Litvanya, Estonya, Malta, Güney Kıbrıs birliğe alınmıştı. Nobel Barış Komitesi 2009’daki kararından sonra yine tartışılacak bir tercihte bulunmuş oldu. ABD ’ de Barack Obama koltuğa henüz oturmuştu; Afganistan ve Irak’ta devam eden savaşın başkomutanı olarak ödülü almıştı. Ödül insanlığın Obama’dan dünya barışına yapmasını umduğu katkı için verilen bir avans olarak tolore edildi. Ne var ki Obama konvansiyonel savaşı küçültse de insansız uçaklarla yürütülen savaşları geniş coğrafyalara yaydı. Dönelim AB’ye; kendisi bir barış projesi olsa da son dönemlerde dünya barışının temininde kayda değer hiçbir çabası olmadı. Haliyle “AB ne yaptı da Nobel’i hak etti” sorusu çok da haksız sayılmaz. Hele hele ırkçılık, yabancı düşmanlığı ve İslamofobinin tırmanışa geçtiği, buna karşı ikna edici politikaların geliştirilemediği bir dönemde... AB 2. Dünya Savaşı sonrası Avrupa ’da barışı güçlendirdi ama 1990’larda Bosna’daki katliamı seyretti. Dünyanın dört bir yanında cepheler açan Fransa, Britanya gibi üyelerin de ödülün gururunu paylaşacak olması anlamlı. Ayrıca müzakere başlıklarının açılmaması nedeniyle tamamen tıkanmış olan Türkiye ’nin AB’ye üyelik sürecinin ödülün gerekçelerinden biri sayılması da gülümseme nedenlerimizden bir diğeri.