Brezilya rüyadan uyandı

Brezilya rüyadan uyandı
Brezilya rüyadan uyandı
Yıllardır dünyada bir başarı hikâyesi olarak görülen Brezilya'da ekonomi zorda. Mevcut sosyal patlama, yönetimin liberal mali politikalar ile yoksullukla mücadeleyi bir arada sürdürmesinin sınırlarını gösterdi.
Haber: MERVE ARKAN / Arşivi

Hükümet baskısına ve polis şiddetine karşı hiç beklenmedik bir direniş başlatan ve tüm dünyanın gözünü Türkiye ’ye çevirmesini sağlayan “çapulcular”, geçen hafta bir başka haklı gururu daha yaşadı. Yıllardır “Bu halktan bir şey olmaz” diyenlere inat sokakları bırakmayan Türkiye halkı, çok uzakta, hem de son yıllarda solun kalbinin attığı Latin Amerika’da isyana ilham kaynağı oldu. Brezilya’da ulaşım ücretlerine yapılan zamma karşı sokağa dökülen göstericilerin “Bitti aşkım, burası artık Türkiye” demesi, kuşkusuz Gezi Direnişi’nin dünya çapında yarattığı etkinin de bir göstergesi. Tabii Türkiye’de direnişin arkasında komplo arayanlar, “Bu bir tesadüf mü? Bu iki büyüyen ekonomiyi hangi karanlık odaklar hedef alıyor?” gibi hayal gücünün sınırlarını zorlayan saptamalara da girişti.

Patlamaya hazır bomba 
Brezilya’daki ayaklanmanın Gezi direnişiyle benzer birçok özelliği olduğu, fotoğraflara bakınca bile görülüyor. Birçok kenti saran kitlesel gösteriler, protestocuların çoğunun genç olması, polisin hiddeti ve biber gazı konusunda hiçbir masraftan kaçınılmaması. Ne de olsa biber gazını Türkiye’ye satan ülkelerden biri Brezilya.
Şiddetin ölçüsü bir yana, Brezilya’da da halk iki haftadır sokakta. Yüz binlerce kişiyi sokağa döken, Türkiye’deki gibi demokrasi talebinden çok ekonomideki büyük eşitsizlik. Aslında bu ayaklanma, Latin Amerika’daki radikal sola ve sosyalistlere karşı Brezilya modelini örnek gösterenleri de hayal kırıklığına uğrattı. Son dönemde ekonomik büyümeyle gündeme gelen Brezilya, aslında uzun süredir patlamaya hazır bir bomba gibi. Yaklaşık 200 milyon nüfuslu bir ülke, dikkat çekici ekonomik büyümeye karşı dev bir yoksullar ordusu. 

Lula modeline güven azaldı 

Dünyanın 6’ncı büyük ekonomisi olmasına rağmen, Brezilya deyince akıllara hâlâ yoksul gecekondu mahallelerinin gelmesi boşuna değil. Eski Devlet Başkanı Luiz Inacio Lula da Silva’nın iktidara geldiği 2003’ten sonra ülke büyük bir değişim geçirdi. Lula, sosyal programlarla 40 milyonu aşkın kişiyi yoksulluktan kurtaran bir lider olarak bir anda dünyada sosyal demokrasi kahramanı oldu. Dünya Bankası’na göre, yoksulluk 2003-2009 arasında yüzde 21’den yüzde 11’e geriledi. Lula’nın mirasını devralarak 2011’de iktidara gelen Dilma Rousseff de, kronik yoksulluğa “Brazil Sem Miséria” (Brezilya’da Sefalete Son) kampanyasıyla savaş açtı. Kamu hizmetleri, eğitim ve sağlığa yapılan yatırım, ülkede sınıfsal ve ırklar arası eşitsizliğin azaltılmasında çok etkili oldu.
Ancak hükümet, bir yandan yoksullukla mücadele edip diğer yandan da liberal politikalarla ekonomideki atağını sürdürmeye çalışırken ikilemde kaldı. Sosyal hizmetler ve altyapı sorunlarına uzun vadeli çözümler bulunamaması halk arasında hayal kırıklığına yol açtı. Son on yılda ortalama yüzde 3,6 oranındaki yıllık büyüme oranı, geçen yıl yüzde 0,9’a geriledi, enflasyon hızla arttı. Sonuçta birçok Brezilyalının dünyada örnek gösterilen bu ekonomik modele duyduğu güven giderek azalıyor. 

‘Kimin Dünya Kupası?’ 

Brezilya’da giderek artan fiyatlara ve yaygın yolsuzluk olaylarına duyulan öfke, otobüs ücretlerine yapılan zamla taştı. Ayrıca suç oranlarının çok yüksek olduğu ülkede kronik polis şiddetine isyan son olaylarla daha da gün yüzüne çıktı. Ülkenin ev sahipliği yapacağı 2014 Dünya Kupası ve 2016 Olimpiyatları için milyarlarca lira harcanmasına tepkili göstericiler “Bu kimin Dünya Kupası? Bilet alacak paramız bile yok. Biz eğitim ve iş istiyoruz” diyor. Eski bir gerilla olan Brezilya lideri Rousseff, “Halkın haklarını arama mücadelesi demokrasinin gücünü gösterir. Onlarla gurur duyuyorum” diyerek sokağın sesini dinlediklerini söyledi. Ancak ne hükümetin öfkeyi yatıştırmaya yönelik adımları ne de otobüs zammının geri çekilmesi, bu öfke patlamasını sona erdirecek gibi görünüyor. Ülkenin 100’e yakın kentinde perşembe günü sokağa çıkanların sayısı bir milyonu aştı. Bu 1964-85 arasındaki cuntanın ardından ilk kez seçimle iktidara gelen sağcı Fernando Collor de Melo yönetimine karşı 1990’ların başında düzenlenen kitlesel gösterilerden beri en büyük eylem. Lula döneminden beri verilen sözlerin yerine getirilmediğini düşünen Brezilyalılar haykırıyor: Aşk bitti, artık sokaklar bizim.