Brezilya'dan Mısır'a Ultras

Brezilya'dan Mısır'a Ultras
Brezilya'dan Mısır'a Ultras
Mısır'da El Ehli-El Masri maçındaki şiddet, El Ehli'nin 'Ultras' grubunu hedef alıyordu. Brezilya'da doğan ve İtalya'da Ultra's adıyla kurumlaşan taraftar kültürünün geçmişine baktık.
Haber: ÇAĞIL M. KASAPOĞLU / Arşivi

Mısır’ın Port Said kentinde El Ehli’yle El Masri arasındaki maç sonrası yaşanan futbol terörü taraftar-polis ilişkisiyle siyaset sarmalının aslında göründüğü kadar basit olmadığını hatırlattı. Demokrasi istemiyle Tahrir Meydanı’nı dolduran göstericilere destek oldukları için güvenlik güçlerinin diş bilediği El Ehli ‘Ultra’ları, maç sonrası adeta polis zulmüne uğradı. Mısır’a ulaşan siyaset spor sarmalının kökleri ise Brezilya’ya dayanıyor. Bu akım önce Hırvatistan’a, oradan da ‘Ultra’ kimliğinin benimsendiği İtalya’ya uzanıyor.
‘Ultra’ oluşumlarının temellerinin 1939’da Brezilya sokaklarında atıldığına inanılır. İlk fanatik taraftar grupları ‘Torcida organizadas’ adını İspanyolcada ‘dönmek, kıpırdanmak’ anlamına gelen ‘torcer’den aldı. Statlarda havai fişek gösterileri yapıp büyük bayraklar açan ‘torcida’ saha kutlamalarından sonra kâr amacı gütmeyen ‘seyirciye statlarda daha eğlenceli kutlamalar sunan’ kuruluşlara dönüştü. Torcida kültürünün Avrupa’ya taşınmasına ise Brezilya’daki 1950 Dünya Kupası’ndaki renkli görüntülerden ilham alan Hırvatlar vesile oldu. Tribünlerdeki ‘organize destek’i ülkelerine taşıyan Hajduk Split taraftarları 28 Ekim 1950’de ‘Torcida Split’ grubunu oluşturdu. Bu grup, daha sonra ‘ultra’ olarak anılacak oluşumun Avrupa’daki temellerini attı. 

Her ne kadar Hırvatistan öncülük etse de ultra akımı en çok İtalya’da etkili oldu. Torino taraftarları ‘Fedelissimo Granata’ adıyla kurdukları ilk taraftar grubuyla İtalya’da fanatizm kültürünün tohumlarını attı. Bu grubu, Fossa dei Leoni ve Inter takımının ‘Boys San’ grubu takip etti. ‘Ultras’ adı da ilk olarak 1969’da Sampdoria takımının taraftarlarının, Arjantinli oyuncuları Tito Cucchiaroni’ye ve takıma destek için kurdukları ‘Ultras Tito Cucchiaroni’ ile Avrupa’ya girdi.
Ultra’ların siyasi eğilimleri de İtalya’nın çalkantılı döneminde şekillendi. Ülkede 1960’ların sonu ile 1980’lerin başındaki sağ-sol çatışmaları yeşil sahalara da yansıyınca Ultra’lar da saflarını seçti. 12 Aralık 1969’da Milano’da 17 kişinin ölümü ve 88 kişinin yaralanmasıyla sonuçlanan bombalı saldırıdan solcu gruplar sorumlu tutuldu. Solcu aktivist Giuseppe Pinelli’nin gözaltındayken ‘yanlışlıkla pencereden düşüp’ ölmesi ve polis memuru Antonio Annarumma’ya suikast düzenlenmesi, siyasi gruplar arasındaki gerginliği tırmandırdı. Inter’in Boys San grubu ve Ultras Tito Cucchiaroni biraz daha sağa eğilirken, Rude Boys Sampdoria sol görüşü benimsedi.
1979’da, İtalya’nın ünlü Roma-Lazio derbisinde Roma tribününden fırlatılan bir işaret fişeği, Lazio tribününde Vincenzo Paparelli’nin gözüne gelip ölümüne neden oldu. 21 Mart 2004’teki derbi öncesinde de Roma taraftarı bir çocuk, polisin kurşunuyla ölünce taraftarlar ve polis arasında sokak çatışmaları çıktı. 2 Şubat 2007’de ise Catania ve Palermo arasındaki ‘Sicilya derbisi’nde bir polisin öldürülmesi ‘futbol terörü’nü yeniden gündeme taşıdı ve ‘ultra’ların tribün gösterileri de eleştirilmeye başlandı. Ancak yine de takımlarını ‘her koşulda desteklemeye hazır’ ultra akımı, başta İtalya’nın komşuları olmak üzere tüm Avrupa’ya yayıldı. Almanya, Fransa, Hollanda ve Yunanistan’da ultra akımının etkisi büyük olurken Britanya uzak kalıp daha çok ‘hooligan’ akımını benimsedi.

‘Yürüyedur’ UltrAslan ve Tekyumruk
Türkiye’de bir ‘Ultras’ geleneğinden söz etmek çok mümkün değil. Toplumun ve sokakların son derece politize olduğu 70’li yıllarda bile, tribünlerde kayda değer bir siyasallaşma olmamış, 90’larda ise, yapay bir şekilde sağ-millyetçi grupların zoraki egemenliği altına sokulmuştu. Bu grupların, aslında futbol ve tribün kültüründen bihaber olması, taraftarların tepkisini çekiyordu ve ilk tepki Galatasaray tribünlerinden geldi. Ali Sami Yen’in efsane ‘Kapalı’sının, genellikle iyi eğitimli ve sol görüşlü müdavimleri 90’larda ‘Yürüyedur’ isimli bir grup kurdu ve ‘kurt işaretçi’ lümpenlerden ayrı durdu. 2001’de ise futbol takımının tarihi zirvede olduğu dönemde, Ultraslan’ın kuruluşu gerçekleşti. Ceylan Oteli’nin toplantı salonunda bir araya gelen eğitimli ve sol, demokrat, liberal eğilimli Galatasaraylılar, lümpenliğe ve futbolun giderek endüstrileşmesine karşı bir taraftar kültürünü koruyan ve geliştiren bir tribün amaçlıyorlardı. Avrupa’daki birçok gruba şemsiye olan ‘Ultras’ manifestosu etrafında bir araya gelmeleri bundandı. Ama Ultraslan çok hızlı ‘genişledi’ ve kendisinden beklenen siyasal-toplumsal refleksleri gösteremeyerek koreografileriyle anılan bir grup haline geldi. Hatta ‘Yürüyedur’u ‘sol’ bularak zorla tasfiye etti. 2006’da ortaya çıkan ve geçen yıl TT Arena açılışındaki protestolarla gündeme gelen ‘Tekyumruk’ şimdi Galatasaray tribünlerinde ‘Ultras’ ruhunu temsil eden grup olarak öne çıkıyor. Bu grup son olarak, şike soruşturmasının arapsaçına dönmesine tepki olarak açtığı ‘Rantınız Batsın’ pankartıyla anıldı. Beşiktaş ’ın Çarşı grubu da özgün yapısına rağmen Ultras kültürüne yakın. ‘Kara deryalarda bir Fenersin’ sloganıyla tanınan ‘Vamos Bien’ ise F.Bahçe tribününde benzer bir duruş gösteriyor. HAKKI ÖZDAL/İSTANBUL