Çaresizlik içinde bir göç hikayesi: Yalnızca insan olmak istiyorum

Çaresizlik içinde bir göç hikayesi: Yalnızca insan olmak istiyorum
Çaresizlik içinde bir göç hikayesi: Yalnızca insan olmak istiyorum
Akdeniz'de 700'den fazla kaçak göçmeni taşıyan teknenin batmasıyla yeniden gündeme gelen sorunun ardından, Independent gazetesi, Gazze'den kaçak yollarla İtalya'ya gitmek zorunda kalan 17 yaşındaki Yusuf'un yaşadıklarına yer verdi.

RADİKAL – Akdeniz’de yaşanan insanlık dramı, Akdeniz’de 700'den fazla kaçak göçmeni taşıyan teknenin batmasıyla bir kez daha gözler önüne serildi. Avrupa ’nın “gözlerini kapamakla” suçlandığı facianın boyutu her geçen gün artarken, İngiliz Independent gazetesi, daha önce kaçak yolla Gazze’den İtalya’ya gitmek zorunda kalan 17 yaşındaki Yusuf’un hikayesine yer verdi.

Avrupa’da daha iyi bir hayat için başladığı yolculukta kaçırılan, şiddet gören, hapsedilen ve aç bırakılan Yusuf, Gazze’den savaş ve fakirlik yüzünden ayrılmak zorunda kaldığını söyledi. İnsan kaçakçılarının sömürü ve istismarına maruz kalan göçmenlerden biri olan Yusuf, yaşadıklarını şöyle anlattı:

“Ailem Gazze’de, küçük bir aileyiz. Annem, babam ve benden iki yaş küçük kız kardeşim var. Erkek kardeşim son savaşta öldü. Babam çok hasta ve zorlukla yürüyor; elinde bir tümör var. Kuzenim keskin nişancı ateşiyle öldürüldü.

Gazze’den savaş yüzünden ayrıldım – bir bombanın patlayıp patlayamayacağını bilmeden 200 metre yürüyemezsiniz. Çevremdeki tek şey savaş ve ölümdü, hayatımı değiştirmek, yeni bir hayat bulmak istedim. Yıllardır okula gidemiyordum, yalnızca iki yıl okudum. Yalnızca kendi adımı yazmayı biliyorum.

Gazze’den en yakın arkadaşımla ayrıldım ve Lübnan’ın sınırından geçtim. Arkadaşımı çok küçük yaştan beri tanıyorum. Lübnan’a vardığımızda, bir kampta mülteci olarak yaşayan uzaktan aile üyelerimizle kaldık.

Arkadaşım ve ben Avrupa’ya gitmek istiyorduk ama kaçırıldık. İnsanlar bizi bir hapse attılar ve içeride ne kadar kaldık gerçekten bilmiyorum. Çok karanlık olduğu için geceyi gündüzden ayırmak zordu, belki iki hafta belki de bir ay kaldık.

Bizi kaçıranlar serbest kalmamız karşılığında bin euro istedi. Parayı vermezsek bizi öldüreceklerini söylediler. Bizi döverken videomuzu çektiler ve bunu aileme gönderdiler. Bizi çuvala koydular ve çenemize kadar bağladılar.

Tırnakları sökülen birini gördüm. Ailem bizi kaçıranlara para verdi. Serbest bırakıldık. Lübnan’da iki ay kaldık. Silahlı gruplardan çok korkuyorduk. Mülteci kamplarında yaşayan kadınlar sıklıkla tehdit ediliyordu ve bazıları tecavüze uğruyordu.

İnsan kaçakçılarını kendimiz bulduk ve onlarla birlikte Hartum’dan Libya’ya gittik. Üstü açık bir kamyonda yolculuk ettik. Kamyon yaklaşık 30 kişi taşıyabiliyordu. Araç yaklaşık 160 kilometre hızla, çok hızlı gidiyordu ve eğer kamyondan düşerseniz çölde terk edilmiş oluyordunuz.

Üç Filistinli düştü ve kamyon durmadı ya da onları almak için geri dönmedi.  Çölde birçok insanla beraberdik, birçok farklı milletten insan vardı. Bize içmemiz için tenekede su verdiler ama su petrolle karışıktı. Günde bir kez yemek yememize izin vardı.

Küçük bir tabağın 10 kişiyi doyurması gerekiyordu. Kısa süre sonra öyle acıktık ki un almamıza izin verildi ve kendimize ekmek yaptık. Bize, un için 50 dolar ödettiler. Bu yolculuk esnasında bazıları açlık ve susuzluktan hayatlarını kaybetti.

Libya’da hepimizin, kıyafetlerimiz ve ayakkabılarımızın da aralarında bulunduğu tüm eşyalarımız çalındı. Kaçakçıları bulduk ve bize, bizi İtalya’ya götüreceklerini söylediler. Bize başka kıyafetler verdiler. İtalya’ya gitmek için bin euro ödedik.

‘Kaptanın’ İtalya’ya gittiğini söylediği bir tekneye bindirildik. Can yeleklerimizi kendimiz almak zorundaydık – yeterli parası olmayanlar alamadı. Teknede yaklaşık 250 kişi vardı, iki katlıydı ve bazı Afrikalılar aşağı yerleştirildi.

Kaçakçıların silahları vardı ve eğer konuşursak bizi denize atacaklarını ya da vuracaklarını söylediler. Bizi sürekli olarak silahlarıyla tehdit ettiler. İtalya yolculuğu 13 saat sürdü. Teknede iki kez sorun yaşandı ve durdu.

Hatta, Libya’dan ayrıldığımız an teknede mekanik bir problem yaşandı. Kadın ve çocuklar ağlıyordu ama birimiz motoru tamir etmeyi başardık ve tekne yeniden çalışmaya başladı. Zaman zaman su teknenin içine girdi ve ellerimizle suyu dışarı attık.

Boğulacağımızdan korkuyorduk. Kaptan, kurtarılmak için İtalyan sahil güvenliği aradı. Teknede olmaktan çok korkuyorduk ama kurtarma gemisini gördüğümüzde çok mutlu olduk ve güldük. Çocuklar bile mutluydu.

Ne var ki, kaptan ve kaçakçılar kurtarma ekiplerine ateş açtılar, çünkü tekneyi geri götürüp başkalarını almak istiyorlardı. Toplamda yolculuk bana 4 bin dolara mal oldu. Eğer annem altınlarının tamamını satmasaydı bugün burada olamazdım.

Benim için iki seçenek vardı. Birincisi Gazze’de kalıp ölmek ya da şansımı deneyip Avrupa’ya gitmeye çalışmak. Bir gelecek istedim. Aileme yardım etmek istedim, özellikle de kız kardeşime.

Arkadaşım ve ben Almanya’ya veya İsveç’e gidip, bir gün ailemizi de yanımıza getirmek istiyoruz. Aileme yardım etmek istiyorum, özellikle de okula gitmeyen kız kardeşime. Kız kardeşim için gerçekten endişeleniyorum, onu korumak istiyorum. Kız kardeşimin sorumluluğunu hissediyorum.

Çok korkuyorum. Ne zaman bir telefon alsam, ona bir şey olduğundan endişe ediyordum. İtalya’ya vardığımda, burada bana verilen telefon kartıyla ailemle bağlantı kurmayı denedim.  Ancak, hat kötüydü ve ulaşamadım.

Gazze’de namlu ucunda yaşıyorsun. Diğer çocukların aksine bizim çocukluğumuz yok. Oyuncaklarımız yok ve her an ölebiliriz. Ve bizim Filistinliler olarak herhangi bir Arap ülkesinde yasal haklarımız yok ama Avrupa’da bir geleceğimiz olabileceğini düşünüyoruz.

Burada, mülteci merkezinde ne mi yapıyorum? Uyuyorum, yemek yiyorum, uyuyorum ve yemek yiyorum! Burada kendimi güvende hissediyorum. Çığlık veya silah sesleri duymuyorum. Fakat, burada, karşılama merkezinde uzun süre yaşamak zorunda kalmaktan da endişeliyiz. Kuzenlerimizle buluşmak üzere Almanya’ya gitmek istiyoruz.

Herkesin hikayemi bilmesini istiyorum, dünyaya anlatmak istiyorum ki bu bir daha yaşanmasın. Yalnızca insan olmak istiyorum.”

Röportaj, İtalya’nın Lampedusa adasında, Save the Children adlı sivil toplum kuruluşundan Sarah Tyler tarafından Şubat’ta yapılmıştır. (Çeviri: Neşe İdil)