'Charlie Hebdo'ya ne kadar ihtiyacımız olduğunu geç fark ettik'

'Charlie Hebdo'ya ne kadar ihtiyacımız olduğunu geç fark ettik'
'Charlie Hebdo'ya ne kadar ihtiyacımız olduğunu geç fark ettik'
Charle Hebdo binasının yakınlarında yaşayan Merve Pehlivan, katliamın ardından oluşan atmosferi Radikal için yazdı.
Haber: MERVE PEHLİVAN / Arşivi

PARİS – Ülkemden getirdiğim refleksle elim telefona sarılıyor, "Neredesin? Saldırıyı yeni duydum. İyi misin?" En yakın arkadaşlarım saldırının gerçekleştiği on birinci bölgede oturuyor, çalışıyor; bense bitişiğindeki dördüncü bölgedeyim. Charlie Hebdo'nun merkez ofisi Fransa devrim tarihinin sembolü Bastille'e çok yakın, şehrin turistik ışıltısından biraz uzak, alternatif kültürün yeşerdiği renkli bir muhitte. Ancak derginin ofisi biraz daha sakin, hatta ıssız denebilecek bir ara sokakta yer alıyor. Saldırıdan 5 saat sonra sokağa çıktığımda civarda tek tük polis memuruna rastlıyorum ancak etrafta hareketlilik, yüzlerde panik yok. Bisikletle ofisin yakınındaki ana caddeye kadar gidiyorum ve birkaç muhabirle 20-30 kişinin toplandığı yönde duruyorum. Polisler sokağın giriş ve çıkışlarını ve bağlantı sokaklarının önünü kesmiş, ancak etrafta polislerin ve cılız bir kalabalığın dışında göze çarpan pek bir şey yok. Tansiyonu çok yükseltmeyen ancak ben buradayım diyen birkaç cümle duyuyorum. Orta yaşlı bir kadın konuşuyor, gençten bir adam da onaylıyor: “Hepimiz dayanışma göstermeliyiz. Asıl sizlerin, Müslümanların sesinizi yükseltmeniz lazım. Yalnız işten geçtiğinde değil.”

Saat 6'da République Meydanı'nda toplanılacak. Arkadaşlarımdan biri azıcık hafife alarak, “Ne işin var orada” diye sorduğunda; “Benim ülkemde gazeteciler ofislerinde, sokaklarında öldürülürler. Bu acıyı biliyorum. Nasıl gitmeyeyim” diyorum. Meydana yaklaştıkça caddedeki insan sayısı artıyor. Vardığımda ise sayısını kestiremeyeceğim, büyüyen bir kalabalığa katılıyorum. Biraz ilerlediğimde yere mumlarla “Benim Adım Charlie” yazan bir grupla karşılaşıyorum. Mumları yerleştirdikten sonra bağdaş kuruyorlar. İçlerinden bir kadın ‘Ayrılık’ türküsünü söylemeye başlıyor, arkadaşı da ona eşlik ediyor. Türkü bittiğinde yanlarına yaklaşıyorum. Özgür Yıldız, 27 yaşında bir belgeselci. Saldırı hakkındaki düşüncelerini sorduğumda şöyle cevap veriyor: “ Avrupa 'nın ortasında tam bir barbarlık. Asla kabul edilemez. Ancak aylar önce Kobane ve Şengal'deki saldırılar için sesimizi yükseltmeye çalıştığımızda, IŞİD'in eylemlerinin yalnızca Ortadoğu 'da kalmayacağını, başka yerlere de geleceğini söylediğimizde bizi pek önemsemeyen kesimler olmuştu. Terör Avrupa'nın tam ortasına kadar ve çok çabuk sıçradı."

Meydanda aralıklarla "Hepimiz Charlie'yiz", "İfade Özgürlüğü" "Demokrasi İçin Hep Beraber" sloganları atılıyor. Avrupa Sosyalist Partisi, Marksist-Leninist Komünist Parti ve LGBT temsilcileri göze çarpıyor. Işıklarla "Korkmuyoruz" diyen harfler var. Meydanın ortasındaki anıtın üzerinde Fransız bayrağını dalgalandırarak ulusal marşı söylemeye kalkışan birkaç kişiye karşı "Defolun faşistler!" sesleri yükseliyor. Az sonrasında göğe dilek fenerleri bırakılıyor. 2015 yılında sanat yüzünden katledilmenin kendisini şaşkına çevirdiğini ifade eden Godefroy (24) saldırıyı şöyle yorumluyor:

“Charlie Hebdo'ya ne kadar ihtiyacımız olduğunun geç farkına vardık. Yalnız din konusunda değil birçok konuda hicvi hep bir adım öne taşıyan bir yayındı. Son zamanlarda insanlar din konusunda, özellikle İslam hakkında medyanın çarpıtması ve aşırı sağın ekmeğine yağ süreceği kaygısıyla konuşmaya korkar oldu. Ama öte yandan Fransız Müslümanları bu tür eylemlere son derece karşı olduklarını ifade ediyorlar. Bu akşam birkaç imam bu yönde beyan verdi.”