Chavez Bolivar ve Mehdi

Chavez Bolivar ve Mehdi
Chavez Bolivar ve Mehdi
Chavez'siz Bolivarcı devrimin Latin Amerika soluna etkisi belirsiz. Ancak bu belirsizliği sol açısından mutlaka olumsuzluk olarak yorumlamamak da gerek.
Haber: METİN YEĞİN / Arşivi

Honduras’ta seçim günüydü. Askeri faşist cunta geleli 6 ay olmuştu. Sokak aralarında tanklar, panzerler, üniformaları, tüfekleri ve birbirine benzetilmiş yüzleriyle askerler, düzen ve intizam içinde duvar yazılarının önünde bekliyordu. Duvarlar seçimi boykot çağrıları, onların üzerine yapıştırılmış, cuntanın ‘seçime katıl’ afişleri ve afişlerin üstüne, iki askeri birlik geçişi arasında yazılmış ‘faşist’ yazıları kaplıydı. Seçilmiş ve devrik başkan Zelaya, Brezilya elçiliğindeydi. Sabahın çok erken saatleriydi. İki yoksul, bir gazete satıcısı önünde, gazetelere bakarak seçimi tartışıyordu. Muhtemel o parkta yatıyorlardı. "Chavez, bütün yoksulların dostudur" diyordu biri. Chavez karşıtı yazılarla doluydu gazeteler. "Akıllı ol’ diye bağırıyordu diğeri; ABD zaten var, Rusya da vardı dünyanın başında, bir de Chavez mi çıkardınız başımıza." Sanki seçime Chavez katılıyor gibiydi. Güney Amerika’yı avuç içi bir yer olarak düşünenler için yazıyorum. Honduras ile Venezüella arası yaklaşık 5000 kilometre idi. Türkiye ile Hindistan arasından biraz daha yakın.

 

 

ALCA çökertildi

 

Chavez öldü. Bütün Latin Amerika’nın, daha doğrusu, bugün için bütün dünya solunun tartışmasız en önemli figürü idi. İşin ilginç kısmı dünya için çok önemli olmasının esas nedeninin gözden kaçırılmasına rağmen bu böyleydi. Chavez ve Latin Amerika sosyal hareketlerinin en büyük başarısı Güney Amerika serbest pazarı, ALCA’nın çökertilmesiydi. Zapatistaların 1 Ocak 1994’te San Cristobal Las Casas’ı ele geçirip NAFTA’ya bayrak açmaları gibi, Chavez liderliğindeki Bolivarcı hareket de açtığı bayrakla ALCA’yı çökertti ve bu, kapitalist krizi daha erkene taşıdı. Güney Amerika ülkelerinin kasasındaki 400 milyar doların ABD’ye akmaması krizi doğrudan tetikledi. Arjantin, Brezilya, Paraguay, Uruguay, Venezüella, Bolivya, Nikaragua, Küba, Dominik ve Ekvador, Antigua ve Barbuda ile Saint Vincent ve Grenada’nın, Bolivarcı alternatif ALBA’da birleşmesi, ALCA’nın çöküşüyle el ele gitti.

Aynı zamanda Arjantin, Brezilya, Paraguay, Uruguay, Bolivya, Şili, Kolombiya, Ekvador, Peru ve Venezüella’nın oluşturduğu MERCOSUR, ALCA’ya alternatif bir serbest pazar anlaşması doğurdu. Kıtanın büyük abileri Brezilya ve Arjantin’in başını çektiği, ABD ile ALCA gibi doğrudan doğruya "enseye vur lokmayı al" ilişkisi yerine, AB gibi ABD karşısında kendi hâkimiyet alanını özerkleştiren bu birlik, kıtanın tartışmasız en güçlü pazar birliği oldu. Tüm bu sürecin en önemli figürü Chavez’di. Ancak o, daha çok Bush’un konuşması sonrası ‘Havada kükürt kokusu var, şeytan mı buradaydı?’ gibi çıkışlarıyla biliniyordu. Garip bir paradoks olarak sol dahil tüm dünyada daha çok yaptıkları ve bunların etkisiyle değil bu tip sembolik hareketleriyle kahraman oldu.

Chavez öldü. Bu, Maduro’nun da dediği gibi düşmanın işi idiyse, pek başarılı değildi. Yani bu suikast olsa bile, ‘kanser suikastı’ bir kurşun yerine geçemedi. Suikast sonrasında şaşkınlık yerine planlı bir ‘sonra’ ortaya çıkardı. Bu nedenle sağın ve ABD’nin her türlü çabasına rağmen Chavez’in mirası, Maduro ve Bolivarcı devrime en az 2 yıl avans bıraktı.

 

Devrimin babası değil evladı

 

 

2 ay önce Caracas gecekondularında ‘Chavez ölürse ne olur’ diye konuşuyorduk. "Chavez devrimin babası değil evladı" diyorlardı. Halkın neoliberalizme yeter dediği, 1989 Caracosa isyanında resmi rakama göre 350 kişi, gerçekte 3000’den fazla kişi, daha çok çatılardan açılan ateşle katledildi. Bu sırada Chavez bu katliamın acısını hisseden orduda bir subaydı sadece. ‘Bizim isyanımız nasıl Chavez’i ortaya çıkardıysa, bu kadar yıllık Bolivarcı devrim yine bir evlat ortaya çıkaracaktır" diye düşünüyorlardı.

Chavez’siz bir Bolivarcı devrimin, Latin Amerika soluna etkisi ise daha belirsiz. Chavez ve Venezüella’nın petrolünün gücüyle hareket eden ALBA, çok muhtemel önemli değişikliğe uğrayacak. Çünkü bu iki unsurun birleşmesiyle ortaya çıkan bir süreçti bu. Maduro’nun bu yükü en azından bir süre taşıyabileceği düşünülebilir olsa da neoliberalizme karşı mücadeleden doğan ALBA, Chavez’siz yetim kaldı. ALBA’nın diğer önemli figürü Fidel’in sağlığı hesaba katılırsa, belirsizlik daha yakın görünüyor. Ancak bu belirsizliği sol açısından mutlaka olumsuz olarak da yorumlamamalı. Kolombiya FARC-EP gerillasının kumandanlarından Ricardo Telles’le görüştüğümüzde, kendilerini Marksist-Leninist ve Bolivarcı diye niteliyordu. Bugün hükümetle müzakerede ilk mutabakatı imzalayan gerilla hareketinin, süreçte barış çıkmasa da, artık Latin Amerika’da daha meşru etkisi olacağı kesin. Bu nedenle FARC-EP gibi hareketlerin, Bolivarcı devrimin yeni dinamiklerden biri olması da söz konusu. Bolivarcı hareket belki de bu travmadan sadece Chavist bir hareket olarak değil de bütün kıtayı saran, Chavez’in figüründen hareket eden bir başka sol çıkartma şansına sahip olabilir. Yaşamı beklenilmeyen bir etki yapan Chavez’in, kaybedilmesi de egemenlerin sandığı gibi kolay olmayacak. Sıkılmış yumruğu ve kızıl gömleği, daha da büyük bela olacak ABD’nin başına. Ahmedinecad’ın Mehdi benzetmesi bu
anlamda kesin doğru. Che’nin isyancı yüzü yanına biri daha yerleşti. Artık dünyanın her yerinde onun için de söylenecek, o ünlü slogan ‘Hasta Siempre Commandante.’