Davutoğlu: Kimyasalı kim kullanmışsa onun karşısında oluruz

Davutoğlu: Kimyasalı kim kullanmışsa onun karşısında oluruz
Davutoğlu: Kimyasalı kim kullanmışsa onun karşısında oluruz
Dışişleri Bakanı Davutoğlu Katar Dışişleri Bakanı Khalid bin Mohammed al-Attiyah ile ortak basın toplantısında, "Kimyasal silahları kim kullanırsa kullansın karşısındayız. Bu ilkeli tutumu Rusya ve İran'ın da benimsemesini istiyoruz" dedi.

İSTANBULDışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu Katar Dışişleri Bakanı Khalid bin Mohammed al-Attiyah ve beraberindeki heyet ile bir araya geldi. Davutoğlu ile Katarlı mevkidaşı Al-Attiyah ve beraberlerindeki heyetlerin Çırağan Sarayı'nda gerçekleşen görüşmesinin ardından her iki bakan ortak basın toplantısı düzenledi.

Ahmet Davutoğlu, konuşmasına Türkiye 'de ilk kez birlikte bir basın toplantısı düzenlediği mevkidaşı Al-Attiyah'a dışişleri bakanlığı görevinde başarı dileklerini ileterek başladı. Türkiye ile Katar ilişkilerinin son dönemde diğer ülkelere örnek teşkil şekilde gelişerek derinleştiğini belirten Davutoğlu, iki ülke arasındaki ikili ilişkilerin olağanüstü bir boyut kazandığını gerek siyasi ilişkiler, istişareler, diyalog gerekse ekonomik ve kültürel alanda olağanüstü şekilde bir noktaya geldiğini söyledi.


‘KAN DONDURAN KORKUNÇ MANZARALAR’
Katarlı mevkidaşı ile yapılan görüşmede öncelikli ve acil olan konunun Suriye'deki gelişmeler olduğunu ifade eden Davutoğlu, konuşmasını şu şekilde sürdürdü:

“Birkaç gün önce bütün dünya büyük bir şokla uyandı. Ortaya çıkan manzaralar modern dönemin en ürpertici manzaralarıydı. Belki de 21. yüzyılın insan kanını donduran en korkunç manzaralarını gördük. Çocuklar ve kadınlar hiçbir kurşun izi ya da kan olmadan yan yana ölmüş şekilde bulundular.”

Davutoğlu, bir an önce Birleşmiş Milletler (BM) inceleme heyetinin kimyasal silahların kullanıldığı bölgeye girmesine imkan sağlanmasının ve izin verilmesinin gerektiğini söyledi. BM'nin aralarında Türkiye'nin de bulunduğu 37 ülkenin girişimiyle Suriye hükümetinden bu bölgelere giriş için izin istediğini belirten Davutoğlu, Suriye yönetiminin henüz izin vermediğini belirterek şöyle devam etti:

"Rusya'nın çağrısına rağmen böyle bir konuda ayak sürümesi Suriye yönetiminin bir şeyleri saklama gayreti içinde olduğunun açık göstergesidir. Bu konu kesinlikle kınamalarla geçiştirilemez. Orada kimyasal silahlarla katledilen her bir canlının hukuku üzerimizdedir. Suriye Ulusal Koalisyonu bu konuda Suriyeli muhalefet adına açık bir davette bulunmaktadır. Eğer Suriye yönetimi izin vermezse BM Güvenlik Konseyi, Suriye yönetimine dönük olarak bazı delilleri karartma suçu da dahil olmak üzere süratle karar almalıdır. Eğer izin verir ve ortada kimyasal bir suç işlendiği tespit edilirse bu suçun faillerinin en şiddetli şekilde cezalandırılması ve Suriye halkının özgürlüğüne kavuşması için gerekli her türlü çaba ortaya konmalıdır."


‘KİMYASALI KİM KULLANIRSA ONUN KARŞISINDAYIZ’
Kimyasal silahların kim tarafından ve nerede kullanırsa kullanılsın karşısında olduklarını kaydeden Davutoğlu, "Bu ilkeli tutumu Rusya ve İran’ın da benimsemesini istiyoruz. Görüş ayrılıklarımız olabilir Suriye üzerinde. Farklı siyasi görüşleri benimseyebiliriz. Farklı perspektiflere de sahip olabiliriz ama mesele kimyasal silahsa burada herkesin tek bir çizgide buluşması lazım. Bu insanlık suçudur kim bunu kullanmışsa hepimiz buna ortak tepki vereceğiz. Eğer buna ortak tepki verilmezse şu veya bu kaygı sebebiyle bundan sonra çokta ağır suçlar başka ülkelerde başka bölgelerde veya Suriye’de işlenebilir. Bunu ben çok açık bir şekilde İranlı dostumla bu şekilde paylaştım. Çünkü onlarda Saddam döneminde kimyasal silahtan çok acı çektiler. Yine Rusya ile bu konuda mesajlarımız oldu ama bizzat konuştuğumuzda da vurgulayacağız. Daha önceki birçok kereler görüştüğümüzde de sayın Lavrov ile bu konuları ele almıştık. Aynı tutumu benimsemek önemli" dedi.

Davutoğlu konuşmasına şu şekilde devam etti: Eğer Suriye rejimi BM heyetine izin vermezse Rusya ve İran’dan bizim beklentimiz bir şeyler gizlendiği düşüncesi de hakim olduğu için uluslararası toplumla birlikte Suriye yönetimine karşı alınacak müeyyidelerde uluslararası toplumun buluşması ve BM konseyi kararıyla Suriye rejiminin bu erişim imkanı tanınmaya zorlanmasıdır. Muhalefet her yeri gelin tetkik edin diyor. Demek ki, çekindiği bir şey yok. Suriye rejiminin bu teftiş neticesinde kimyasal silah kullandığı ortaya çıkarsa yine Rusya’dan ki uluslararası hukukun garantörü olan bir ülkedir beş daimi üye veto hakkına sahip olduğu için. Kimyasal silah kullanan bir rejimin yanında olmayıp, biran önce o rejimin uluslararası hukuk çerçevesinde gerekli müeyyide uygulanması için yine BM birlik içinde hareket etmesine öne çıkarması lazım. Eğer BM güvenlik konseyi eğer bir birlik içinde karar alırsa başka bir alternatife gerek kalmayacak. Geçmişte böyle bir karar alınmış olsaydı. Daha önceki katliamlar esnasında emin olun evvelsi gün o manzarada ölmüş çocuklar, kadınlar insanlar yaşıyor olacaktı. Bunun sorumluluğu bu kararı alamayanlar üzerinde artık BM Güvenlik konseyi bu kararı alabilmesi lazım. Bütün bunlar olmazsa bu ilk opsiyon değil, insanlık vicdanı adına bu vicdanı dillendiren ülkeler bir araya gelerek bu insanlık suçu konusunda ortak bir tavırla gerekli müeyyideyi uygulama konusunda bir inisiyatif geliştirmesi kaçınılmaz hale gelir.


‘SİYASİ TUTUKLULAR DERHAL SERBEST BIRAKILMALI’
Ayrıca Davutoğlu, görüşmede Suriye dışında Mısır'da yaşanan gelişmeleri de ele aldıklarını ifade etti. Katar'ın Mısır konusunda geliştirdiği her girişime destek verdiklerinin altını çizen Davutoğlu, Türkiye ve Katar olarak darbe öncesinde de darbe sonrasında da tansiyon düşürücü, güven artırıcı çözüme siyasal bir çözüm bulucu ortak teklifleri olduğunu ifade etti. Davutoğlu, uluslararası toplumun darbe karşısında net bir tutum alma basiretini gösteremediğini belirtti. Suriye'de yaşananlar göz önüne alınarak Mısır'da süratle demokrasinin restore edilmesi, Mısır halkının iradesinin tecelli edeceği şartların sağlanması yönünde adımlar atılmasının zaruret olduğunu söyleyen Davutoğlu, şöyle konuştu: Suriye'deki gelişmeler göstermiştir ki eski otokratik rejimlerin bu ülkelerde devam etmesine izin vermek ya da bu otokrasinin devam edeceğini düşünmek mümkün değil. Bu yolla herhangi bir şekilde bölgesel barışın sağlanması da mümkün değil. Onun için Mısır'da yetkili bütün taraflara buradan sesleniyorum; Başta sayın Mursi olmak üzere siyasi tutuklular derhal serbest bırakılmalı. Ve onlarında içinde olduğu yeni siyasi yol haritasıyla bir an önce meşruiyetin ihdası hem Mısır için hem bölge için hem de İslam dünyası için elzemdir.


‘MISIR'DAKİ DEĞİŞİM BİR GÜÇLE YAPILDI’
Öte yandan Katar Dışişleri Bakanı Khalid bin Mohammed al-Attiyah ise konuşmasında Suriye ve Mısır konusunda Katar ve Türkiye'nin görüşünün aynı çizgide olduğunu ve mutabık olduklarını belirtti. Türkiye'nin 'Arap Baharı'nı desteklemesi nedeniyle takdir ettiklerini belirten Al-Attiyah, "Suriye rejimi sadece kırmızı çizgileri geçmemiştir, bütün çizgileri geçmiştir. Çocukları, kadınları kimyasal silah kullanarak öldürüyorlar. Uluslararası haram kılınan silahlarla bunu yaptılar. Ben bütün sorumluluğu BM Güvenlik Konseyi'ne yüklüyorum. Oradaki barışı onların sağlaması gerekiyorlardı. Bu konuda başarısız bir neticeye ulaştılar. Bu olay güvenlik konseyini geçmiş durumda. Artık bu meseleye yeni bir metot aramak lazım. BM'ye gitmemiz lazım, çok sayıda ülkeyi Suriye halkının acısını hissettirmemiz lazım. Suriye halkına karşı sorumluluklarını hissetmeleri lazım. Mısır konusuna gelince, biz halka bakarak kendi rollerimizi ve siyasi tutumuzu ortaya koyuyoruz. Mısırda güç kimin elindeyse ona tavsiyelerde bulunduk. Mısırdaki değişim bir güçle yapıldı. Halk ve sandık yoluyla yapılmadı. Kahire'deki meydanlarda insanlara şiddet uygulandığını hepimiz gördük. Siyasi yollarla çözülebilirdi. Türkiye'deki kardeşlerimle istişare ettik. Kahireye gittiğimde istediğimiz taraflarla görüşemedik. Siyasi çözüm yakındı ama maalesef olmadı. Her tarafla görüşmemiz gerekir ve biz diyaloğa hazırız. Mursinin derhal hapisten çıkması lazım. Mısırla ilgilendiğimiz için tenkit ediyorlar. Mısır Arapların, Araplığın kalbidir. O nedenle Mısır'daki çatlaktan hepimize zarar gelir" diye konuştu.


‘TÜRKİYE İLE KATAR ARASINDA GÖRÜŞ AYRILIĞI YOK’
Bir gazetecinin "Katar ile Mısır'da yaşanan olaylarla ilgili olarak bir görüş ayrılığınız oldu mu" şeklindeki soruya Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu "Türkiye ile Katar arasında böyle bir görüş ayrılığı söz konusu olmamıştır. Şunu söylemekten büyük bir mutluluk duyuyorum; karşılıklı güvenin nereye ne ölçüye ulaştığını göstermek için. Sayın Attiyah yaptığı her telefon görüşmesi öncesi ve sonrası, her girişimin öncesi ve sonrası bizi arayıp istişare etmiştir. Bende yaptığım her telefon görüşmesi öncesi ve sonrasında her girişim öncesinde ve sonrasında kendisini bilgilendirdim. Kendisi Kahire’ye gittiğinde de bizimde paylaştığımız görüşleri orada paylaşmak üzere gitti. O görüşlere imkan tanınmadığı Mursi ile görüşme imkanı tanınmadığı için Kahire ziyaretinden döndü. Yine dikkat çekici olan bir işaret olarak vurgulamak istiyorum. Bende bir Avrupa turu yaptım 3-4 gün içinde sayın Attiyah da bir Avrupa turu yaptı İstanbul’da buluştuk ve intibalarımızı paylaştık. Sayın Başbakanımızda sayın emir Şeyh Tamim ile daha iki gün önce bunları paylaştı. Dolayısıyla Türkiye ile Katar arasında herhangi bir görüş ayrılığı ve senkronizasyon, problem yoktur" şeklinde yanıt verdi.


‘SURİYE’NİN DOSTLARI İLE ORTAK ÇALIŞABİLİRİZ’
Öte yandan Davutoğlu, "Pentagon’un Suriye'ye karşı askeri seçenekleri değerlendiği ve Akdeniz’de varlığını arttırdığına yönelik açıklamalar var. Böyle bir seçenekte Türkiye nasıl bir rol oynayacak?" şeklindeki soruya ise şu yanıtı verdi:

"Olayın hemen ertesinde Sayın Kerry ile bir telefon görüşmemiz oldu. Karşılıklı olarak olayı değerlendirdik, elimizdeki verilerle hangi zemine oturduğu konusunda istişarede bulunduk. Birçok kere ülkemize geldi telefon görüşmeleri yaptık. Zaten eskiden beri böyle bir koordinasyon sürüyordu. Bu olay Türkiye için de Amerika için de diğer ülkeler için de bir şok niteliği taşımıştır. Bir rejimin kendi halkına karşı böyle bir yöntemi kullanmış olması hepimizin beklentilerinin ötesinde bir şeydir. Kimyasal silah tehlikesi vardı ama böylesi sonuçlar doğuracak şekilde kullanımı dolayısıyla hepimizin öncelikli gayreti bunun bir an önce en iyi şekilde incelenmesidir. Daha sonra BM güvenlik konseyinden bir bütünlük içinde birlik içinde bir karar çıkması. Bölgesel istikrar bakımından kaygı duyan bir ülke olarak Amerika dahil bütün taraflarla yoğun istişarelerimiz devam edecek. Katar gibi ülkelerle yaptığımız görüşmeler gibi. Önümüzdeki dönemde Suriye’nin dostları grubunun çekirdek grubu ile ortak çalışmalar yapabiliriz. Gönül ister ki BM Güvenlik Konseyi bir bütün olarak hareket edebilsin. Ama bunun olmaması durumunda hepimizin üzerinde bu insanlık suçuna karşı neleri yapabileceğimizle ilgili imkanlarımızı değerlendirmemiz bir zorunluluk haline gelir. Bosna’da da bu olmuştu, Kosova’da da... Orada da kola herkes isteyerek böyle bir sürecin içine girmedi ama insanlık suçu işlenmeye başlandığında birilerinin dur demesi gerektiğini de eğer uluslararası toplum buna demezse daha sonra büyük felaketler yaşanır. Maalesef Suriye’de bunu gördük."