Devrim şarkısı sınırda bitiyor

Devrim şarkısı sınırda bitiyor
Devrim şarkısı sınırda bitiyor

Fotoğraflar: Fehİm Taştekİn

Ürdün'deki mültecilerin arasından bakınca Suriye cehennem. Cebir sınırından Şam'a kadar vukuat yok. Başkentte ise hayat normal seyrinde. Gece gündüz cümbüş ve curcunadan taviz yok.
Haber: FEHİM TAŞTEKİN / Arşivi

Suriye’de Esad rejimine karşı isyanla oluşan krizin sınırı aştığı yerlerden biri de Ürdün. Lübnan’da Trablus bölgesindeki Vadi Halid’de duyduğum trajik öyküler Amman’ın Yasemin mahallesinde de dolaşıyor. Burası Hama katliamı sırasında Hafız Esad’dan kaçan Suriyelerin yoğunlaştığı yer. Tarih tekerrür ediyor. 30 yıl önce gelenler şimdi Beşşar Esad’dan kaçanları evlerine alıyor.
Halid Muhammed Ebu Zeyd, Dera’nın Deal kasabasından. 30 yaşında bir muhasebeci. Özgür Suriye Ordusu’nun propaganda neferi. Görevi kamerayla rejim güçlerine suçüstü yapmak. Bu uğurda sakatlanmış, bir elinin üç parmağı üç kurşunla kopmuş. Şimdi Amman’da sığınmacı. Halid’in parmaklarını yitirdiği gerçek ama hikâyesi kurgu kokuyor. Ne kadarı gerçek ne kadarı abartı, bilmiyoruz. 31 Aralık 2011’de sakatlandığı olayı anlatıyor: “Sabah 200 tank eşliğinde 10 bin asker baskın yaptı. Elimdeki kamerayla insanların kafalarını nasıl vurduklarını çekiyordum. Cihad’ın evine girdiler. Cihad bizim çektiğimiz görüntüleri internete ve El Cezire gibi kanallara göndermekle görevliydi. Cihad çatı katında su deposuna saklandı. Anne ve babasını dövdüler, yerini öğrenmek için. Kızlarına tecavüz etmekle tehdit ettiler. Sonunda babası Cihad’ın yerini söyledi. Önce Cihad’ın bulunduğu depoya elektrik kablosunu sarkıttılar. Sonra onu çıkartıp gözlerini ve ellerini bağladılar. Kızlara ve kadınlara tecavüz ettiler. Ben bizim evin çıtasından çekim yapıyordum. Diğer çatılardaki keskin nişancılar elime ateş açıp yaraladılar. Evden çıkıp kaçtım. Peşime düştüler, bir eve sığındım, meğer ebenin yeriymiş. Hemen müdahale etti, parmağımı sardı. İzimi sürüp oraya geldiler. Arka odaya saklandım.” 

‘İranlı ve Hizbullahçıydılar’
Halid, “Yerdeki kanları sorduklarında ebe, ‘Operasyondan korkan bir kadın düşük yaptı, kanlar onun’ dedi. İçeri girmeye kalkıştıklarında ebe ‘Girerseniz kendimi öldürürüm’ deyince vazgeçtiler. İranlı ve Hizbullahçıydılar” diye ekledi. Operasyona İranlılar ve Hizbullahçıların katıldığından nasıl emin olduğunu sordum. “İranlıların kafaları fiziksel olarak farklı. Bakınca anlaşılıyor. Hizbullahçıların dövmeleri var. Ayrıca bizim askerlerimiz sakal bırakamaz.”



Radikal Dış Haberler Müdürü Fehim Taştekin Şam’ın Hamidiye çarşısında halkın nabzını tuttu.

Kral Abdullah’ın sınırda seçimi zor
Ürdün’de Kitap ve Sünnet Cemiyeti Başkanı Ahmed Abdülzuveyb’e göre kayıtlı 10 bin Suriyeli mülteci aile var. Suriye ordusunu terk eden 300 kadar asker sınıra yakın Mefrak’ta eski çimento fabrikasının tesislerinde kalıyor. Askerlerin kampı Hatay’daki gibi Özgür Suriye Ordusu’na ait bir karargaha dönüşmüş değil. Ürdün askerlere yardım konusunda tereddütlü. Kral Abdullah, Esad’ın gitmesini istese de yangının kendi tahtına sıçramasından korkuyor. Mültecilere de resmen yardım yapılmıyor. Yük hayırseverlerin sırtında.

‘Vücudumdaki kurşunu çıkartamadılar’

Yesar Avir vücuduna isabet eden kurşunu saklıyor.

İngilizce öğretmeni Yesar Avir de ocakta Ürdün’e sığınmış. 23 Mart 2011’de ‘Kanlı Çarşamba’ olarak anılan olayların başkahramanı. Hikâyesi şöyle: “Dera’nın köy ve kasabalarından insanları topladık. Amacımız Dera’nın merkezinde Ömer Mescidi’ndeki kuşatmayı yarmaktı. Ellerimizde zeytin dallarıyla yürüdük. Kentin kuzey kapısından girmeye çalıştık ama bizi dağıttılar. Farklı yollardan kente girip meydana gelmeyi başardık. Birdenbire kurşunlar üzerimize yağdı. Çatı katlarından ateş ediliyordu. O ana kadar kimse ‘İskatı nizam’ (Rejim yıkılsın) diye bağırmıyordu. Yerlerde ceset ve yaralılar vardı. Ben de ayağımdan yaralandım. Ambülanslar yaralıları almıyordu. Dera Devlet Hastanesi’nde vücudumdaki kurşunu çıkartamadılar. Şam’a naklettiler. Orada da bir şey yapamadılar. Sonunda özel bir hastanede tanınan bir doktor müdahale etti, masrafları kendi cebimden ödedim. Arap Birliği gözlemcileri geldiğinde onlarla görüşmek üzere muhalifler beni temsilci seçti. Onları mağdurlarla ve kurban yakınlarıyla görüştürdük. Emniyetin beni aradığını öğrendim. Polis eve telefon açıp merkeze gelmemi istedi. Bizim bölge Özgür Suriye Ordusu’nun kontrolündeydi. Ölü ya da diri beni ele geçireceklerdi, yasadışı yollardan Ürdün’e geçtim. Suriye Halk Televizyonu’na çıkıp olanları anlatınca Dera’daki aileme baskı yaptılar. 10 gün sonra üç çocuk ve eşimi buraya getirttim. 20 senelik Baas üyesiydim, istifa ettim.” Avir isyanın barışçıl olduğunda ısrarlı. Silahlı grupların devreye girdiğine dair itirazımı reddediyor ama 3500 güvenlik görevlisinin de öldürülmüş olabileceğini doğruluyor. 

‘Türkiye, İran’ın kolu’
Ürdün’de askeri eğitim kampı açıldığı ve silah geçişinin sağlandığı iddialarına da “Hayır. Silahlı yardım Ürdün için kırmızı çizgidir” yanıtını veriyor. İran, Irak’tan Mukteda Sadr grubu ve Hizbullah’ın Suriye rejimine aktif destek verdiği iddiasını Avir de dillendiriyor. Türkiye’nin hem sivil hem askeri muhalefete kapılarını açması da Avir’i tatmin etmemiş. “Türkiye neden destek olmuyor? Türkiye’yi İran’ın kolu, İran’ın öteki yüzü gibi görüyoruz. Sadece konuşuyor; söz var eylem yok” derken, Kilis’teki kampın dibinde iki Türk’ün yaralandığı sınır çatışmasına atfen “Suriye ordusu sınırdan ateş açıp Türkleri öldürdü. Türkiye buna karşı bile bir şey yapamadı. Hatta burada mülteciler ‘Türkiye’ye de himaye lazım’ diye dalga geçiyor” dedi.

Bekdaş’ın dükkânında darbe
Amman’ı geride bırakıp Cebir sınırından Suriye’ye girdikten sonra Şam’a kadar iki kontrol noktasından geçiyoruz. Üstünkörü bir kontrol. Bagajlara bile bakılmıyor. Suriye için cehennem zamanı diye düşünenler Şam’ı görünce başka bir ülkeye geldiklerini sanabilir. Karanlık basmış, her taraf ışıl ışıl. Herkes sokakta, dükkânlar açık. Dinlenme ve eğlenme mekânları tıklım tıklım. Şam’ın Esad’a biatı sağlam gözüküyor. Onca muhabbet içinden bir Esad karşıtı laf çıkmıyor. Şam’ın nabzını en iyi tarihi dondurmacı Bekdaş’ın onur fotoğraflarında yaptığı operasyon anlatıyor. Hamidiye çarşısındaki dükkânın sahibi Muhammed Hamdi Bektaşi arkasına astığı ünlü ziyaretçilerden bazılarının fotoğraflarını kaldırmış. Ürdün Kralı Abdullah ve Emine Erdoğan da bunlar arasında. Kıstas; ‘Suriye’ye cephe alanlar bu duvarda yer alamaz.’ Çarşının çıkışında motosikletini park eden ünlü oyuncu Eyman Rida ile bir iki kelam etmek istiyoruz ama nafile. İş siyasete gelince elini ağzına götürüp fermuar hareketi çekiyor. Çarşı esnafı Esad’a laf kondurtmuyor. Şam’ın sıkıntılı bölgelerinden Harasta’dan İyad el Masri dün de bugün de Esadçı: “Eve giderken 50 silahlı kişi görüyorum. Bunlar ordudan ayrılan askerler değil. Çoğunu mahalleden tanıyorum. Geceleri kontrol noktalarına saldırıyorlar. İşsiz güçsüz gençler. Barışçıl gösteri sözüne de inanmıyorum. Bu silahlar birden ortaya çıktı. Her şey önceden planlanmış. Rejim yıkılsın diyorlar. Anayasa değişti rejim gitti. Daha ne istiyorlar. Özgürlük mü? Rejimin düşmesi şeytanın cennet düşlemesi gibi bir şey. Türkiye de neden sırtını döndü anlamıyorum.” 

‘Esad iyi de çevresi kötü’
Taksici Ahmet de Esad’dan yana: “Ben Sünniyim. Esad adam gibi adam. Ama çevresi kötü. Muhalifleri desteklemiyorum, silaha sarıldılar ve kan aktı.” Suriyeli bir yetkiliye muhaliflerin İran ve Hizbullah’la ilgili suçlamalarını soruyorum. Gülerek yanıtlıyor: “Hıfz el Nizam diye bir birim kuruldu. Bir nevi çevik kuvvet. Bunların kısa sakal bırakmalarına izin veriliyor. Ve üniformaları siyah. Bunları Hizbullahçı sanıyorlar. Hizbullah lideri Hasan Nasrallah bu suçlamalar yüzünden üyelerinin Suriye’ye gitmelerini yasakladı.”



Bektaşi, dükkânındaki Emine Erdoğan ve Ürdün Kralı’nın fotoğraflarını kaldırmış. Şam’ın gece hayatı da krizden etkilenmiş gibi değil.