Diyaspora'da Davutoğlu sevinci

Diyaspora'da Davutoğlu sevinci
Diyaspora'da Davutoğlu sevinci
Fransa'da yaşayan ve Ermeni diyasporasının aktif isimleri arasında yer alan Samson Özararat, Dışişleri Bakanı Davutoğlu'nun söylediği "Tehcir tasvip edilemez" sözünün "büyük bir adım" olduğunu söyledi.

Radikal.com.tr - Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun Ermenistan ziyareti günlerinde dile getirdiği, “Tehcir tasvip edilemez” sözünün izini süren Hürriyet Gazetesi’nden Cansu Çamlıbel, konuyu Ermeni diyasporasının bilinen isimlerinden Samson Özararat’la konuştu. Davutoğlu’nun gezisine de katılan Özararat, “Belki çok normal tehcirin tasvip edilemez olduğunu söylemek. Ama bugüne kadar hiçbir resmi ağızdan duymamıştık. Bunu söylemiş olması bence büyük bir adım. Tarihin bir parçası daha” diyor. Bu söyleşiden bazı bölümleri sunuyoruz:

-1993’de Paris’teki gizli Türkeş-Petrosyan buluşmasına önayak olan insansınız. 20 sene önce bu olabildiyse bugün hâlâ neden ilişkilerin normalleşmesi için beklenen aşama kaydedilemedi? Ya da aslında kaydedildi mi?

Gelişme yok denemez. Birçok taş yerinden oynadı ama benim beklediğimden çok daha yavaş gidiyor. Ermenistan’ın yeni bağımsız olduğu yıllarda, Türkiye ’den herhangi birisi bu meseleye eğilmeye kalksa Başbuğ Türkeş’ten çok çekiniyordu. Benim de çok korktuğum bir insandı. ODTÜ’de okudum. Deniz Gezmiş’le aynı yurtta kalıyorduk. Kendisini de arkadaşlarını da iyi tanıyordum. Bizi de zaten solda diye fişlemişler. Halbuki benim solculuğum solculara hakaret olur. O dönemlerde Türkeş benim çekindiğim, sevmediğim bir insandı. Ama baktım ki anahtar insan. Türk-Ermeni ilişkilerinde ilk önce oradan başlamak lazım. Türkiye’deki en büyük engel Türkeş’in bakış açısıydı o zamanlar. Evet Türkiye, Ermenistan’ı ilk tanıyan ülkelerden biri olmuştu ama bir hareket oluşmamıştı.
(…)
-Eğer bu işe en uzak görünen bir Türk lider 20 sene önce bunu yapabildiyse bugün Türkiye Cumhuriyeti açısından temel sıkıntı kaynağı nedir?

Aşamadığımız problemler yer değiştiriyor. Bir zamanlar komünizm tehlikesi var diye oluşturulmuş milliyetçi damar vardı. Sonra ‘Ermeniler toprak ister’ korkusunun işlendiği dönemler geldi. Problem sık sık yer değiştirdi. Ama Ermenistan’la yakınlaşmada birkaç mihenk taşı vardır. Alparslan Türkeş’in o görüşmeye razı olması en büyük adımlardan bir tanesidir. Özür kampanyaları, son yıllarda 24 Nisan anma törenlerinin Türkiye’de yapılmasına müsaade edilmesi...

(…)

Eskiden bunların ilerlemesine ulusalcı damarlar mani oluyordu. Şimdi ise daha çok ekonomik ve diplomatik baskılar mani olur hale geldi. Geçen hafta Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun Erivan’a giderken söyledikleri de çok önemli. Belki çok normal tehcirin tasvip edilemez olduğunu söylemek. Ama bugüne kadar hiçbir resmi ağızdan duymamıştık. Bunu söylemiş olması bence büyük bir adım. Tarihin bir parçası daha.

(…)

-Protokollerdeki tarih komisyonu da tartışmalı bir husustu. Türk tarafı ‘Soykırımı değil genel tarihi konuşacağız’ dedi. Ermeni tarafı ise ‘Soykırımı konuşacağız, başka ne olabilir ki’ dedi. İki tarafın da sınırlarını çok iyi biliyorsunuz. 180 derece zıt görünen o pozisyonları yakınlaştıracak formül ne olabilir?

Diplomaside birdenbire bir adımı sürpriz olarak atmak mümkün olmayabilir. Türkiye’de konuşulmaya başlanan bazı şeyler var. Bir kere artık daha açık bir tartışma ortamı var. 2005’te Boğaziçi’nde yapılması planlanan Ermeni Konferansı ile bir tartışma başladı. Sonuçta o dönemde yapılamadı ama ben geçenlerde Boğaziçi’nde İslamlaşan Ermenilerle ilgili bir konferansa katıldım. Taner Akçam başta olmak üzere soykırım üzerine çalışan pek çok yazarın kitapları Türkiye’de rahatlıkla basılabiliyor. Bu tür adımlar çoğalıyor, bir açılım var. Davutoğlu’nun tehcirle ilgili yaklaşımının devam etmesinin büyük faydaları olacak.


-Tehcir aslında resmi tarihe baktığımızda bir anlamda devletin soykırım dememek için tercih ettiği bir tanım değil mi?

İşin iki tarafı var. Birincisi, olan olaylar. Ben mesela dedemin başına gelenleri biliyorum. Benim dedem 1915’in yetimi. 17 yaşındayken ailesinin tamamını kaybetmiş. Ailesinden bir fotoğraf bile kalmamış. Ermeniler bilirler ailelerinin başına neler geldiğini. Herkes ona bir isim verebilir. Ama o kelimeyi kullanıp kullanmamak bir tarafa, o insanların acılarına ve başlarına gelenlere saygı duyulması lazım. O saygıyı göstermenin pek çok yolu var. Bence Sayın Davutoğlu’nun söyledikleri bunlardan bir tanesiydi.

-Başka bir yöntem ne olabilir?

Her şeyden önce ‘Bir şey olmamıştır’ dememek, ki Türkiye yavaş yavaş onu bırakıyor zaten. Bu söylemlerin yavaş yavaş ortadan kalkması tedavinin bir parçası. Ondan sonra karşılıklı empati yapılabilecek durumlar yaratılabilir. Bahsettiğimiz karşılaşmalar, buluşmalar, konferanslar çoğaltılabilir. Bir gün eğer, tabii öyle bir gün olursa inşallah, Ermenistan’daki sembolik anıt ziyaret edilebilse. O anıt 1.5 milyon Osmanlı Ermenisi’nin sembolik mezar taşı aslında. Neden bir Türk yetkili tarafından ziyaret edilemesin?


-Bu söylediğiniz bir mezar ziyaretinin çok ötesinde bir anlama gelmez mi?

Burada ilk önce ölüye saygı var. Üstelik hepsi Osmanlı vatandaşıydı.


-Diyelim ki devran döndü ve Ankara böyle bir adım atmaya hazır. Ermeniler arasındaki sertlik yanlıları hemen ‘Türkiye dize geldi diye kampanya başlatmaz mı?

Sertlik yanlıları nasıl düşünecek diye yola çıkarsanız hiçbir şey yapamazsınız. Sertlik yanlıları da düşündüklerini söyleyecekler tabii. Ama genel anlamda bana sorarsanız çok büyük bir adım olabilir.


Yazının tam hali için tıklayın