Doğu Akdeniz'de kaynayan bir kazan: Kıbrıs

Doğu Akdeniz'de kaynayan bir kazan: Kıbrıs
Doğu Akdeniz'de kaynayan bir kazan: Kıbrıs
Güney Kıbrıs AB'nin dönem başkanlığını üstlenirken adada bölünmüşlüğün ve krizin yarattığı bunalım giderek daha yakıcı bir hale gelmiş durumda.
Haber: NİKO STELYA / Arşivi

Lefkoşa’nın güney kesimini kuzey kesimden ayıran Ledra Palas Barikatı’nın ya da Sınır Kapısı’nın birkaç metre kuzeyinde tarihi Arabahmet bölgesi bulunur. Camilerle, kiliselerle, tarihi yapılarla ve Lefkoşa’nın şahane eski binalarıyla süslenmiş bulunan bu bölge ismini tarihi Arabahmet Camii’nden alır. Bugün , Lefkoşa’nın kuzeyindeki bu bölgede nüfusun çoğunluğunu Türkiyeli göçmenler oluşturuyor. Arabahmet Mahallesi’nin eskimiş Rum evlerinde yoksulluğa, geçim sıkıntılarına, türlü hastalıklara ve olumsuzluklara kafa tutan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları, emekçileri yaşıyor. Kıbrıs Cumhuriyeti perspektifinden bakıldığında onlar, Kıbrıs nüfus yapısını değiştirmek üzere, ‘işgal kuvveti’ tarafından adaya getirilmiş olan nam–ı diğer ‘yerleşikler’. Kıbrıs Rumlarının çoğunluğu ‘yerleşiklerin’ bir an önce memleketlerine geri dönmelerini talep ediyor Aynı görüşü bu günlerde birçok Kıbrıs Türkü de paylaşıyor. Kuzeyin perspektifinden bakıldığında, sınıfsal ayrım kendini hissettiriyor. Fakirliğe demir atmış bu insanlar, bazı Kıbrıslı Türkler tarafından kuzeyin omzunda bir yük olarak kabul ediliyor .

Arabahmet Mahallesi iç içe geçmiş ‘gettolardan’ ve varoşlardan oluşur. Yüzünüzü nereye çevirseniz karşınıza farklı bir toplumsal olgu çıkar. Bir yanda Karadenizli göçmenler, diğer yanda Kürt işçiler… Rum evlerinin kalıntılarında oynayan ve yaşam mücadelesi veren, ülkemizin çocukları… Bundan birkaç ey evvel, Arabahmet Mahallesi’nde yıkık dökük bir binada yoksullukla mücadele veren bir ailenin evinde misafir oldum. Ziyareti gerçekleştirdiğim gün, Kıbrıs’ın kuzeyinde elektrik kesintileri ve yollarda ufak yamaçlar oluşturan günlerce toplanmamış çöplerin görüntüsü Kıbrıs Türk toplumunun gündemine damgasını vurmuştu. Kıbrıs Türk siyaset sahnesi ana baba günüydü. Nedense Türk medyasının uzun zamanda beri görmezden gelmiş olduğu bir olgu siyaset sahnesine çoktan damgasını vurmuştu: Kıbrıs Türk liderliğinde çok derin bir çatışma ve ayrım söz konusuydu ve Kıbrıs Türk toplumu çok çalkantılı bir siyasi dönemden geçmekteydi. Böylesi bir ortamda yaşam mücadelesi veren Türkiyeli ailenin bireylerine iki soru yönelttim: Adadaki hayatınızdan memnun musunuz? Şayet değilseniz, sizin görüşünüze göre, hayat koşullarınız nasıl düzelebilir?
Sorularıma aldığım cevaplar beni yanıltmadı: Türkiyeli ailenin hem büyük hem de küçük bireyleri Kıbrıs’taki yaşantılarından hoşnut değillerdi. Bir şekilde memleketlerine geri dönmeyi arzuluyorlardı. Ancak bunun için ellerinde maddi imkânlar yoktu. Kıbrıs’ta yaşam şartlarının düzelmesi için umutlarını çoktan kesmişlerdi. Sonuçta onlar Kıbrıs’ın kuzeyinde ve güneyinde ‘yerleşiklerdi’, yani bir manada istenmeyen insanlar…

Kuzeyde çıkmaz, güneyde kriz 
Kıbrıs’taki Yeşil Hat’ın kuzeyinde, Türkiyeli göçmenler olgusu, gün geçtikçe büyüyen toplumsal ve siyasal sorunların sadece bir boyutu. Bugünün Kıbrıs Türk toplumu çok derin, yapısal sosyoekonomik sorunlarla yüz yüze. Geçen günlerde Türkiye medyasında yankı bulan TESEV’in yeni araştırması bir bakıma bu gerçeğe ışık tutmakta. Sağcısından solcusuna, Kıbrıs Türk insanı adanın kuzeyindeki şartlardan hoşnut değil. Toplumun büyük bir bölümü, Türkiye ile olan yakın bağların gevşetilmesinden ve Kıbrıs Rum toplumuyla ve Avrupa piyasasıyla bir şekilde ticari ilişkilerin geliştirilmesinden yana. Kuzeyde kiminle konuşsanız, Doğu Akdeniz’in merkezinde otonom bir Kıbrıs Türk idaresi ve bölgesi fikrine sıcak bakıyor. Ancak bugünkü gelişmeler ve koşullar bu hedefin ya da ütopyanın gerçeğe dönüşmesini engelliyor.
Kuzey Kıbrıs’ın her açıdan Türkiye’ye bağımlılığı Kıbrıs Türk toplumlarının sorunlarına yeni boyutlar katıyor. Ankara ve Kıbrıs Türk liderliğinden gelen mesajlar Kıbrıs Türklerinin karşı karşıya olduğu ekonomik izolasyonların kalkmasıyla beraber bu yönde bazı adımların atılabileceği yönünde. Ne var ki Türkiye hükümetleri ve Kıbrıs Türk liderliği bugüne dek bu yöne doğru hiçbir adım atmadı. Kuzeydeki itfaiye ve polis hâlâ Türk Ordusu’nun kontrolünde. Dahası, son yıllarda Türkiye sermayesinin gerçekleştirmiş olduğu ‘Kıbrıs atağı’ birçok Kıbrıslı Türk için Kıbrıs Türk toplumunun geleceği açısından bir tehlike. Kuzeyde kontrol altına alınamayan bir nüfus patlaması çerçevesinde, bugün birçok Kıbrıslı Türk kendisini azınlık olarak görüyor. 

Kıbrıs’ın kuzeyi sosyoekonomik açmazla mücadele ederken, adanın güneyinde mali ve siyasi kriz kendisini iyiden iyiye hissettiriyor. Yapay bir komünist söylemle iktidara 2008 yılında gelen AKEL partisi, başarısız bir hükümet performansıyla bugün Kıbrıs Rum toplumunu derin bir ekonomik krizle karşı karşıya bırakmış durumda. Kıbrıslı Rum lider Hristofyas bu günlerde ekonomik kriz için kabahati büyük sermaye çevrelerinde, bankalarda ve dışarıda aramakta. Ancak son yıllarda, hükümetin birçok ekonomik konuda sergilemiş olduğu ataletsizlik bugünkü ekonomik çıkmaza içinden çıkılmaz bir hal veriyor.
Kıbrıs’taki Yeşil Hat’ın güneyinde kimle konuşsanız Kıbrıs Rum toplumundaki sosyoekonomik çıkmazdan mevcut sistemi ve partileri sorumlu tutuyor. 

Dönem başkanlığı çözüm mü? 
Uzun sözün kısası, Kıbrıs’ta kuzeyde olduğu üzere güneyde de alttan alta kaynayan bir kazan, bir toplum var. Son dönemde güneyde yükselişe geçmiş olan aşırı sağcı, yabancı karşıtı söylem bu durumun en önemli kanıtı. Cumhurbaşkanlığı koltuğunda son dönemlerini geçiren Dimitris Hristofyas’ın ve yoldaşlarının gündemi iki ana maddeden oluşuyor: Kıbrıs’ın AB Konseyi Dönem Başkanlığı ile yabancı firmalarla ve İsrail’le beraber Doğu Akdeniz’de yürütülen petrol ve doğalgaz araştırmaları. Dönem Başkanlığı’nın başlangıcı, Kıbrıs’ın Avrupa Destek Mekanizması’na başvurusu ve IMF ile meşhur Troyka yetkililerinin adaya gelişine denk geldi. Sosyoekonomik alanlarda yetkin olan birçok Kıbrıslı Rum analiste göre, kendi finansal sisteminin çöküşüne sahne olan Kıbrıs’ın önümüzdeki aylarda, Dönem Başkanlığı sıfatıyla önemli inisiyatifler alması oldukça zor. Dahası Kıbrıs birçok açıdan Dönem Başkanlığı’na hazırlıksız yakalanmış durumda. 

Petrol ve doğalgaz araştırmaları konusunda Kıbrıs toplumunun ortak kaderi ve refahı bir şekilde iki toplumun elde edilecek zenginlikleri paylaşmasına bağlı. Ancak bu noktada da Kıbrıs insanı çok büyük sorunlarla yüz yüze: Doğu Akdeniz’de ısınan sular, emperyal, yayılmacı hülyalar, Türkiye – İsrail zıtlaşması ve büyük enerji firmalarının kendi hesapları Kıbrıs denklemine farklı boyutlar katıp Türkiye, Yunanistan ve İsrail donanmalarını ve hava kuvvetlerini Kıbrıs’ın güney sularından bir restleşmeye davet ediyor… Başta değindiğimiz Kıbrıs Türk toplumunun kendi çelişkileriyle Kıbrıs Rum toplumundaki siyasal çalkantı ise işin cabası… Neticede Doğu Akdeniz’de, Kıbrıs ismindeki kazan, tehlikeli bir biçimde kaynamaya devam ediyor… 


*Tarihçi, Kathimerini Kıbrıs, Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Masası Editörü