'Eşik bekçileri' eşikte kaldı

'Eşik bekçileri' eşikte kaldı
'Eşik bekçileri' eşikte kaldı
'Telekulak' skandalına imza atan yazılı basına, uzatmalı ceza niteliğinde düzenlemeler getiren Britanya meclisi, gazetecileri kıskaca aldı.
Haber: GÖKÇE ÇALIŞKAN / Arşivi

Britanya’da 13 yaşındaki Milly Dowler, okuldan eve dönerken kimliği belirsiz kişilerce kaçırıldı. Altı ay sonra cesedi bulunan Milly, kamu güvenliğiyle ilgili pek çok soru işareti yaratmış olmakla birlikte ülkenin en büyük ‘telekulak’ skandalının da gün yüzüne çıkmasına vesile oldu. Avustralyalı medya imparatoru Rupert Murdoch’un Britanya’da sahibi olduğu ‘News of the World’ gazetesinin, kayıp olarak görünen Milly’nin sesli mesajlarına ‘sızdığı’ ortaya çıktı. Üstüne üstlük gazeteciler yeni mesajların gelebilmesi için var olanları silmişlerdi, aile de kızlarının hala hayatta olduğu ümidine kapılmıştı. Kraliyet ailesi mensupları ve hayatını kaybeden askerlerin akrabaları da bu ‘casusluktan’ nasibini aldı. Justice Leveson’ın yürüttüğü soruşturmada gazeteci, editör, polis ve özel dedektifler dâhil olmak üzere 100 kişi tutuklandı, 26’sı suçlu bulundu. 168 yıllık News of the World ise kapatıldı.
Soruşturma sonucu yayımladığı 2000 sayfalık raporunda ‘bağımsız bir denetim organı’ kurulması gerektiğini savunan Leveson’ın önerisi geçen hafta İşçi Partisi, Liberal Demokrat Parti ve Başbakan David Cameron’ın Muhafazakâr Parti tarafından ‘makul bulundu.’

Gece 03.00’te bildirim
Karar, basın organlarına ise gece saat 03.00’te bildirildi. Alınan kararın ‘yasa’ özelliği taşımaması en çok üzerinde durulan nokta. Hayata geçirilebilmesi için meclisten çıkıp çıkmamasına bakılmaksızın yalnızca kraliçenin onayı yeterli oluyor. ‘Kraliyet Sözleşmesi’ adı verilen bu kararlar BBC, İngiltere Bankası ve Kraliyet Operası gibi büyük kurumların kurulması aşamasında devreye giriyor. Değiştirilmeleri içinse mecliste üçte ikilik oy çoğunluğu sağlanması şartı aranıyor.
Dünyada güvenlik kameralarının en çok kullanıldığı yer olan ve sıkı denetime rağmen gazetecilerin ‘etik değerleri çiğnemesinin’ önüne geçemeyen Britanya’da neden basın kanunu denen kavramın esamesi bile okunmadığı ise diğer bir merak konusu. Ülkede yazılı basın özdenetim sistemiyle yürüyor. Tüm gazete ve dergilerin onayından geçen Meslek Ahlak Kodu’nu uygulamakla mükellef ‘Basın Şikâyet Komisyonu; yalan haber , mahremiyetin ihlal edilmesi ve ırkçılık gibi konulardan ağzı yanan okurların şikâyetlerini dinliyor ve çözüm üretmeye çalışıyor. Bu sayede hem özgür hem de sorumluluklarını bilen bir basın dünyası yaratılmış oluyor.

Basın kanunu çıkarılamaz
Başbakan David Cameron’ın bu sözleri ise işin aslını gayet iyi açıklıyor: “Basın kanunu hazırlanması söz konusu bile olamaz. İfade ve basın özgürlüğünü en ufak bir riske bile sokamayız. Yeni düzenlemelerin araştırmacı gazetecilik ve ifade özgürlüğü geleneğimizi sürdüreceğine inanıyorum. Özgür basının hiçbir kişi ve kurumdan korkacak bir şeyi yoktur.” Bahsi geçen yeni düzenlemeler kapsamında oluşturulması öngörülen ‘bağımsız denetçi kurul’; ‘şikâyet kurulu’, ‘arabuluculuk sistemi’, ‘medya düzenleyici’ ve ‘bekçi kurum’ gibi adlarla anılıyor. Gazetelerin kurul üyelerinin seçilmesinde herhangi bir söz hakkı olmayacak.

Tazminat basını korkuttu
Gazeteler, kendi meslek kodlarını yazmakta serbest olacak, ama bu kodların uygulanıp uygulanmadığına dair son sözü düzenleyici kurul söyleyecek. Gazeteciler ‘gerekli durumlarda’ okurdan özür dileyecek, hatta bir milyon Euro tazminat ödemek zorunda da kalabilecek. Hükümetin bu şekilde ‘Gözüm üstünde’ mesajı verdiği gazeteler ise ne yapacaklarını bilemez halde bekliyorlar. Özellikle Daily Mail, The Sun, The Times, The Telegraph ve The Economist gibi önde gelen gazete ve dergiler bu ‘uzlaşmaya’ kendilerine sorulmadan varılmış olmasına tepkili. Getirilen düzenlemelerin ‘tartışmalı’ maddeler içerdiğini düşünen gazete patronları, özellikle tazminat konusunun ters etki yaratacağını, çünkü herkesin sırf para almak uğruna gazetelere suç atabileceklerini düşünüyor. The Sun gazetesi içinde bulundukları durumu George Orwell’in 1984 romanına benzetti.

Kraliçe politika yapamaz
‘Olayı ilk başlatan’ Murdoch ise “Kraliçe politika yapmaz” dediği tweet’iyle bu düzenlemelerin geleceği olmadığını düşündüğünü belli etti. Hali hazırda onay bekleyen 1865 ‘Kraliyet Sözleşmesi’ olduğu göz önüne alınırsa, aslında pek de haksız sayılmaz. Gazetelerin hükümete baskı yapmakla suçladığı ‘Hacked Off’ grubu da karardan tam anlamıyla memnun değil. Telekulakla dinlenen mağdurlardan oluşan ve Harry Potter’ın yazarı J.K. Rowling, filminin yıldızlarından Emma Watson ve ünlü aktör Hugh Grant’ın da dâhil olduğu grup, basın üzerinde ‘tam kontrol’ uygulanmasından yana.
Peki News of the World gazetesi neden böyle bir ‘telekulak’ işine bulaşma gereği duydu? Küreselleşen ve rekabetin iyiden iyiye kızıştığı basın sektöründe ne yapıp edip herkesten farklı bir bilgi ‘satmak’ isteyen patronuna boyun eğmek zorunda kaldığı için mi? Yoksa bilginin yalnızca kendisi bile uğruna her şeyi yaptıracak kadar baştan çıkarıcı mı? Ayrıca bir gazetenin yaptığı bir ‘hatanın’ lekesi tüm basına sıçramak zorunda mı? ‘Eşik bekçisi’ tabir edilen gazeteciler artık kolay kolay ‘eşikten içeri giremeyecek.’ Yeni kurulun ‘eşiğini kimin bekleyeceği’ ise henüz bir muamma.