Halk silah kuşandı sonra suça bulandı!

Halk silah kuşandı sonra suça bulandı!
Halk silah kuşandı sonra suça bulandı!
Meksika'da kartellerle mücadele edemeyen hükümet, bazı eyaletlerde güvenliği halka teslim etti. Halkın devlet eliyle silah kuşanması ise yeni asayiş sorunlarına gebe.
Haber: ALPBUĞRA BAHADIR GÜLTEKİN - bahadir.gultekin@radikal.com.tr / Arşivi

Sistemin sağlayamadığı adaleti, birey kendi sağlamaya çalışırsa ne olur? Peki ya devlet, bu kalkışmayı birinci elden teşvik ederse ne gibi sonuçlar ortaya çıkar? İşte bu iki soru, başı uyuşturucu kartelleriyle ezelden beri dertli Meksika’nın gündeminde bir süredir. Son altı yıl içinde 70 binden fazla cinayetin işlendiği Meksika’da, iki ay evvel cumhurbaşkanlığı görevini devralan Enrique Pena Nieto, ülkede güvenlik hususunda ‘yapıcı’ adımlar atılacağı ve halkın artık rahatlıkla sokağa çıkabileceği sözünü vermişti. Nieto sözünü tuttu. Hem de devrim niteliğinde sayılabilecek, çok tartışılan bir kararla!

Halk kendi adaletini sağlıyor
Uyuşturucu çeteleriyle mücadele edemeyen hükümet, artık vatandaşın eline silah verdi. ‘Toplum polisi’ adlı bu silahlı güçler, halka kan kusturan suçluları önce yakalıyor, ardından kendi kurdukları mahkemede yargılıyor. Şu aşamada bu kararın en kapsamlı uygulandığı bölge, ülkenin güneybatısındaki Guerrero eyaleti. Bölgede bugüne kadar 100’den fazla ‘şüpheli’ silahlı halk tarafından yakalandı ve mahkemeye çıkarıldı.
Ne var ki, hukukçuların ‘insan hakları ihlali’ olarak nitelendirdiği bu uygulama, ilk aşamada bölge halkının büyük kısmının desteğini almış görünüyor. Zira uzun zamandır ‘polise güven duymayan’ rahatsız kesimin “Ya devlet başa ya kuzgun leşe” resti böyle bir karar sonucu görüldü. 3 bin 500 yıllık Hammurabi kanunlarını bir anda Meksika çöllerine getiren ‘adalet’ sisteminin ceza mekanizması ise tek cümleden oluşuyor: “Kısasa kısas!”
Uygulama ilk başta basit bir Robin Hood hikâyesi gibi gözükse de, hukukçular tepkilerinde pek haksız sayılmaz. Zira ne kurulan kolluk gücünün, ne yargı mekanizmasının ne de mekanizmanın verdiği cezaların evrensel hukukta yeri var. Bunun yanında Jean Jacques Rousseau’nun ‘Toplum Sözleşmesi’nde bireylerin ‘kendi adaletini kendi sağlama’ anlayışının da, toplumu kaosa sürüklemesi muhtemel. Zaten Meksika’nın yanı başındaki ülkelerde yaşanan tecrübeler de bu uygulamaların mutlu sonla bitmediğini kanıtlıyor.
Adalet kavramının devletin elinden ‘kurtulması’ da Güney Amerika’da ilk kez yaşanan bir hadise değil. Peru’dan Bolivya ve Guatemala’ya pek çok ülke bu dertten zamanında ya mustarip olmuş ya da halen oluyor. Özellikle 90’ların sonunda, bölgede yaşanan her türlü siyasi ve ekonomik krizin faturası halka olduğu gibi yansımaya başlayınca, artan asayiş sorunu da toplumun ‘kendi adaletini kendi sağlama’ dürtüsünü depreştirdi. Üstelik yetkili makamların da Guerrero’daki kadar olmasa da, bu uygulamalara tolerans göstermesi işin tuzu biberi oldu.

Ve malumun ilamı...
Yerleşim birimlerinde huzuru tehdit eden kartel faaliyetlerine karşı, kurtarılmış bölgeler ilan edildi ve bu muhitlerin güvenliği yerel gruplara teslim edildi. Ne var ki, iyi niyetle kurulan, sonra da devlet tarafından teşvik edilen bu grupların ‘karanlık taraf’a geçmesi çok zaman almadı. Bölgenin güvenliğinden sorumlu olan gruplar ilk başlarda haraç, soygun, gasp, hemen ardından da uyuşturucu ticareti gibi organize suçlara bulaştı. Üstelik diğer bölgeleri de hâkimiyet altına alma çabası da çeteler arasında silahlı çatışmaları doğurdu. Kısaca filler tepişti, ezilen yine halk oldu.
‘Toplum polisi’ uygulaması dört eyalete yayılmış durumda. Bu dört eyalette 20’den fazla noktanın güvenlik sağlama görevi halka verildi. ‘Toplum polisi’nin yetkileri arasında şüphelenilen kişiyi sorgusuz sualsiz vurmak da mevcut. Üstelik grupları denetleyecek bir hukuk mekanizması da söz konusu değil.
Dolayısıyla geçmişinde “koruculuk, faili meçhul” gibi karanlık detaylar bulunan bir toplum olarak, Meksika’da olabilecekleri az çok kestirebiliyoruz. Ülkedeki hukuk sistemi böyle bir çarpıklıkla devam ettiği sürece, kanlı mücadelelerin yakın zamanda yeniden başlaması, üstelik bunların halka da sirayet etmesi çok da büyük bir sürpriz gibi görünmüyor.

Çözüm ne olabilir?

Geçen yıllarda hem hukukçuların hem de akademisyenlerin hazırladığı raporlar, toplumun adaleti kendi sağlama dürtüsünü tetikleyen en önemli unsurun, suçların cezasız kalmasından kaynaklandığını öne sürmüştü. 2008 yılında Meksika’da yapılan bir araştırmaya göre işlenen suçların yüzde 95’i cezasız kalıyor. Verilen cezaların pek çoğu da halkın vicdanını yaralayacak düzeyde hafif. Üstelik güvenlik güçleriyle suç örgütleri arasındaki ilişkiler zaman zaman ayyuka çıkarak kamuoyunun güven duygusunu zedelemiş. Yani Amerikan filmlerinde o ‘kirli polis’ dedikleri arttıkça artmış. Şu aşamada görülebilen tek çıkış noktası ise değişimden geçiyor. Uzmanlar, Meksika’daki adalet sisteminin çok geniş, kapsamlı bir reforma ihtiyaç duyduğunun altını çiziyor. Aksi takdirde, ‘beyaz toz’ uğruna kırmızı kanlar akmaya devam edecek.