@hakki_ozdal

Hammami: Tunus'ta seçimi 'laikler' değil 'eski rejim' kazandı

Hammami: Tunus'ta seçimi 'laikler' değil 'eski rejim' kazandı
Hammami: Tunus'ta seçimi 'laikler' değil 'eski rejim' kazandı
Tunus solunun en büyük hareketi olan komünist Tunus Emekçileri Partisi'nin milletvekili Jilani Hammami bir konferans için bulunduğu İstanbul'da Tunus, Arap isyanları ve İslamcı siyasetin Ortadoğu'daki geleceğine ilişkin sorularımızı yanıtladı.
Haber: HAKKI ÖZDAL - hakki.ozdal@radikal.com.tr / Arşivi

RADİKAL – Arap coğrafyasında ‘bulaşıcı’ bir isyan dalgasına dönüşen gösterilerin işaret fişeği 2010 yılının son aylarında Tunus’tan atılmış, seyyar satıcılık yapan üniversite mezunu işsiz genç Muhammed Buazizi’nin, polisin satış arabasına el koymasının ardından kendisini yakmasıyla başlayan olaylar, devlet başkanı Zeynel Abidin Bin Ali'nin ülkeden kaçmasıyla sonuçlanmıştı. Tunus’u 23 yıldır yöneten Bin Ali, gösteriler başladıktan yaklaşık 2 ay sonra, 14 Ocak 2011’de ülkeden kaçtı ve bunu takiben, Mısır, Bahreyn, Yemen ve Libya’da da gösteriler başladı.

Mısır, Bahreyn ve Yemen’de, güvenlik güçlerinin şiddet dolu bastırma girişimlerine rağmen kentlerin ana meydanlarında barışçıl gösterilere devam eden gençlerin gündeminde işsizlik, siyasi yozlaşma ve kayırmacılık, pahalılık, ifade ve haberleşme özgürlüğü gibi konular vardı. Arap ülkelerine hızla sirayet eden bu ayaklanmalar, özellikle Batı basını tarafından ‘Arap Baharı’ olarak anılmaya başlandı. Ancak ‘Bahar’ sözcüğüyle anılan bu isyan dalgasının seyri de hızla değişmeye başlamıştı. Libya’da, El Kaide bağlantılı örgütlerin de katıldığı silahlı isyan, devlet başkanı Muammer Kaddafi’nin linç edilerek öldürülmesinin ardından da süren ve günümüze kadar ulaşan bir kaos yarattı. ‘Bahar’ın faturasını en ağır ödeyen ülke ise Suriye oldu. Mart 2011’de başlayan gösteriler kısa sürede burada da önce silahlı isyana ardından kanlı bir iç savaşa dönüştü. Tunus ve Mısır’da kurulan ‘Müslüman Kardeşler’ iktidarları dışında önemli bir yönetim değişikliğine yol açmayan bu ‘Bahar’, sadece Arap ülkelerinin değil, neredeyse tüm dünyanın kabusuna dönüşmüştü.

Sonrası herkesin malumu: Mısır’da yeniden gösteriler başladı ve ardından askeri darbe geldi. Son olarak Tunus’ta Bin Ali’den sonra yönetime gelen İslamcı Nahda, seçimleri ve iktidarı kaybetti. Tunus’ta “Yasemin Devrimi” ile başlayan isyan dalgasının vardığı nokta, Arap ülkeleri için istikrarsızlık ve kaos dolu bir tablo olmuştu. Libya ve Suriye’de yaşanan vahşi katliamlar dünyanın her yerinde yankılandı ve bugün IŞİD terörü nedeniyle çok daha yakından hissedilen bin enfeksiyon haline geldi.


‘ESKİ REJİMİN ARTIKLARI YENİDEN İKTİDARDA’
Geçtiğimiz hafta İstanbul , bütün bu sürecin çıkış noktası olan Tunus’tan önemli misafirler ağırladı. ‘Uluslararası Marksist Leninist Partiler Konferansı’nın 20.’sinin düzenlendiği İstanbul’a 21 ülkeden komünist delegasyonlar gelmişti ve bunlardan biri Tunus delegasyonuydu. 27 Ekim’de yapılan ve İslamcı Nahda’nın yenilgisiyle sonuçlanan seçimde sandıktan üçüncü olarak çıkan Tunus Halk Cephesi’nin en önemli bileşeni Tunus Emekçileri Partisi’nin milletvekili Jilani Hammami ile bu ‘kışa dönen Arap Baharı’nı ve isyanlar zincirinin ilk halkasını oluşturan Tunus’u konuştuk.

Hammami öncelikle ‘Arap Baharı’ kavramına itiraz ediyor ve bunun “Batı kaynaklı bir yönlendirme” olduğunu söylüyor: “İsyanların taleplerini indirgemek ve ‘devrim’ sözcüğünü unutturmayı amaçlayan bir adlandırmaydı. Her şey çok güzel olacak izlenimi yaratan bir kavramsallaştırma idi. Oysa neredeyse hiçbir ülkede ‘bahar havası’nda geçen ayaklanmalar olmadı. Belki bir tek Tunus’ta… Ama Mısır’da, Libya’da ve diğer ülkelerde yaşananlar ortada.”

Peki, Tunus’ta yaşananlar?

2010 ayaklanması ve Bin Ali’nin ülkeden kaçmasının ardından yapılan seçimlere de bu ‘Bahar’ konseptiyle gidildiğini ve bu siyasal ortamın “dinci” olarak adlandırdığı NAHDA hareketine avantaj sağladığını söyleyen Hammami, bu partinin halkın taleplerini bir yandan savunurken diğer yandan dini bir yaklaşımla manipüle ettiğini söylüyor.

“Ülke içindeki geri kalmışlığın, toplumsal eşitsizliğin yol açtığı dini zaafları kullanan bu parti, Suudi Arabistan, Katar gibi ülkelerin mali olanaklarından yararlandı. Türkiye de Nahda’ya destek veren ülkelerden biri oldu. Tunus halkının duygularına hitap eden bir kampanya yürüttü ve 2011’deki seçimleri kazandı.”

O dönemde Tunus Emekçileri Partisi dışındaki tüm demokratik ve sol partilerin yeni kurulmuş olduğunu ve yeterince örgütlü olmadığını söyleyen Hammami, bir tür ‘Müslüman Kardeşler’ geleneğine dayanan NAHDA’nın daha yaygın örgütlenmeye sahip olduğu için de başarı kazandığını vurguluyor.

2014’teki seçimlerde başarı kazanan Nida Tunus’u soruyoruz Hammami’ye… Nida’nın ‘laik’ bir parti olarak algılandığını ama onunla ilgili söylenecek ‘ilk’ şeyin bu olmadığını söylüyor. “Hatta” diyor, “Nida Tunus laik bir parti değil, eski rejimin unsurlarından oluşan bir partidir. Modernizmi savunması onun sözcüğün gerçek anlamıyla laik olduğu anlamına gelmiyor.”

Hammami’nin söyledikleri, bizde bir dönem popüler olan “laikçi” tanımını hatırlatıyor.

“Yine de iki noktada birlikte hareket ettik Nida Tunus ile” diyor, “Geçen ağustosta Muhammet Brahimi’nin öldürülmesinden sonra kurulan Ulusal Selamet Cephesi’nde birlikte yer aldık ve özellikle iki noktada birlikte hareket ettik. Birincisi Kurucu Meclis’in feshedilmesi, ikincisi de Nahda hükümetine iktidardan el çektirilmesi… Bu iki talebin yerine getirilmesinin ardından Nida Tunus ile de hiçbir ilişkimiz kalmadı. Bize yaptıkları koalisyon hükümeti çağrısını da reddettik. Onlarla uyumlu bir ekonomik-sosyal programa sahip değiliz.”

‘SURİYE İLE NORMALLEŞME’
Nida’nın kuracağı hükümeti tek bir noktada destekleyeceklerini söylüyor Hammami, ‘Suriye hükümeti ile ilişkilerin yeniden kurularak normalleştirilmesi’… “Suriye’de yaşanan korkunç olaylar karşısında Suriye halkının yanında olmalıyız. Dünyanın dört bir yanından terör ihraç edilen bir ülke haline gelen Suriye’de yaşananlar, Arap ülkelerindeki isyanlar dalgasının bir zinciri değildir.”


‘SİYASAL İSLAMIN SONU’
Tekrar ‘bahar’a dönüyoruz. İsyan dalgası, başladığı yer Tunus’ta, Mısır ve Libya’da İslamcı hareketlerin yükselişine neden olmuş, Müslüman Kardeşler  çizgisindeki hareketleri iktidara taşımıştı. Ama Mısır’da yönetemedikleri bir siyasi krizin ardından kanlı bir darbeyle iktidardan uzaklaştırıldılar ve bu isyanlar zincirinin ilk halkası olan Tunus’ta da iktidardayken girdikleri ilk seçimi kaybettiler. Bu ne anlama geliyor? “İhvan geleneğinin ve genel olarak siyasal İslam’ın yenilgisidir bu” diyor Hammami, “Yolsuzluklar, gelir adaletsizliği ve despotik yönetimlere karşı ayaklanan halkın eylemini mas eden ve onu bir dinci yönelime çevirmeye çalışan siyasal İslam hareketlerinin, özel olarak da Müslüman Kardeşler’in tüm Arap ülkelerinde kan kaybettiğini görüyoruz. Tunus’ta da hükümette geçirdikleri 3 senede halkın güvenini kaybetti.”