Hansa Birliği'nin başkenti: Gdansk

Hansa Birliği'nin başkenti: Gdansk
Hansa Birliği'nin başkenti: Gdansk
12. asırdan beri Polonya ile Almanya arasında ihtilafa konu olan ve 2. Dünya Savaşı'nın sonunda Polonya'ya katılan Gdansk, yıkık dökük bir şehrin nasıl yeniden aslına uygun biçimde inşa edilebileceğinin kanıtı.
Haber: VEDAT ATASOY - vedatatasoy@iztv.com.tr / Arşivi

Ortaçağ’da Kuzey Avrupa ülkelerinin oluşturduğu ‘Hansa Kentler Birliği’ adlı ticaret birliğinin başkentlerinden olan ve son dönemde AB ülkelerinin nedense (!) çok sık adını andığı Polonya’nın Gdansk şehrindeydim bu hafta. Gdansk’a gideceğimi söylediğimde, pek az kişinin burayı tanıdığını fark ettim. Tanıyanlar ise ‘Doğu Bloku’nun yıkılışının başlangıcı sayılan ve Lech Walesa’nın önderlik ettiği ‘Gdansk Lenin Tersanesi Ayaklanması’ndan dolayı biliyordu bu şehri.
Çocukluğumun ilk kahramanlarından olan ve kendisiyle ilgili haberleri merakla beklediğim Lech Walesa’nın burada yaşıyor olması sebebiyle, adını ilk öğrendiğim şehirlerden biriydi Gdansk. Şehre hem Walesa’yla görüşmeye hem de ayaklanmanın olduğu tersaneyi ziyaret amacıyla gittim. O heyecanla Varşova ve Gdansk arasındaki 4 saatlik mesafe geçmek bilmedi.
 

TOKİ’siz kentsel dönüşüm
Avrupa’da Türkiye ’ye en çok benzettiğim ülke olan Polonya’nın yolları da bizimkilere benziyor. Yarım kalmış otobanlar ve yapım aşamasındaki yollar yüzünden ülkede arabayla seyahat etmek sabır istiyor. Tren ağının da tıpkı bizimki gibi gelişmemiş olmasından ötürü, bu yolu kat etmek isteyenlere tavsiyem, kesinlikle uçak!
Uzun bir yolculuğun sonunda Gdansk’ın limanındaki otelimize geldiğimizde, tek kelimeyle muhteşem bir şehirle karşılaştık. Güzelliğini daha önce fotoğraflarından bildiğim bu şehrin beni bu denli etkileyeceğini düşünmemiştim açıkçası. Ortasından geçen nehrin sakinliği, yavaş yavaş yol alan tekneleri, kafeleri ve restoranlarıyla sıcacık bir şehir.
Gdansk ya da eski adıyla Danzig (Almanlar hâlâ bu adı kullanır), asırlardır Polonya ve Almanya arasında ihtilafa konu olmuş. İki ülkenin paylaşamadığı bu liman şehri, tarihin en kanlı savaşının da sebebi olmuş.
Almanya, 1. Dünya Savaşı’nda yenilince, nüfusunun yüzde 95’i Alman olmasına rağmen, Versay Barış Anlaşması’na göre Gdansk, ‘özgür şehir’ ilan edilerek yönetimi Milletler Cemiyeti’ne verilmiş. Ardından 1922’de Polonya’nın gümrük sınırları içinde yer almış. O zamanlar Almanya’nın elinde bulunan Doğu Prusya’yla bağlantının sağlanması için ‘Danzig Koridoru’ adı verilen ve Polonya’nın Baltık kıyılarını kapsayan toprakların Almanya’ya geri verilmesi teklifine Polonya şiddetle karşı çıkmış. Hitler’in tehditlerine rağmen İngiltere ve Fransa,’eğer böyle bir saldırı olursa bunu savaş nedeni sayacaklarını’ ilan etmiş. Bundan sonrası ise bilinen bir hikâye. Hitler, buraya saldırarak, Polonya’da Gdansk da dahil taş taş üstünde bırakmamış. Ve milyonlarca kişinin öldüğü bu savaşta en büyük yarayı şüphesiz Polonya almış.
Savaşın bitiminde Gdansk’ta yıkılmamış hiçbir bina kalmamış. İşte bu noktada bize çok benzeyen Polonya’nın, aslında bize hiç de benzemeyen yönü ortaya çıktı. Yakılmış yıkılmış şehirlerini TOKİ bloklarıyla doldurmak yerine (!), şehri yeniden aynı hale getirmek için, eski planları birebir takip ederek Gdansk’ı yeniden inşa etmişler.
‘Hansa Kentler Birliği’nin bu görkemli başkenti tekrar o eski güzel günlerine dönmüş. Fakat tam da her şey güzel olacak derken bu kez Polonya, Sovyetler Birliği’nin sıkı komünist rejiminin baskısı altına girmiş. Komünizm adı altında yapılan sömürü, tüm Doğu Bloku ülkeleri arasında hayatı zorlaştırmış. Halk, üzerinde kurulan baskı sonucu patlama noktasına gelmiş. Fitili ateşleyen kıvılcım ise Gdansk’ta ortaya çıkmış. Hem de kaderin garip bir cilvesi olarak, işçi sınıfını temsil ettiğini söyleyen Sovyetler Birliği’ne karşı Gdansk Lenin Tersanesi işçileri tarafından!
Anna Walentinowicz adında bir vinç operatörünün, sendikanın onayı alınmadan işten çıkarılması üzerine, Lech Walesa’nın önderliğinde 17 bin işçi ayaklanmış. Ardından grev tüm ülkeye yayılmış. Tek bir işçinin işten çıkarılması, 500 bin kişilik dev bir grevi tetiklemiş. 



‘Solidarnosc’ turizmi
Aslında her şey 1978’de, Polonyalı Krakov Başpiskoposu Karol Wojtyla’nın ‘2. Jean Paul’ adıyla papa seçilmesinden sonra başlamış. Papa, bütün nüfuzunu kullanarak, Polonya’daki Sovyet hâkimiyetini yıkmak üzere tüm ülkelerin desteğini almış (Mehmet Ali Ağca’nın ‘Papa süikastı’nın da ana sebebinin bu olduğu söylenir).
Sıradan bir işçi olan Walesa’nın önderliğinde Papa’nın ve Batı’nın (özellikle ABD ’nin) desteğiyle bu kitlesel hareket büyümüş. Kanlı olaylara da sebep olan baskıcı bir süreç başlamış. Walesa ve sendikacıların kurduğu ‘Solidarnosc’ (Dayanışma) hareketine mensup olanlar, yıllarca hapis ve gözaltı hayatı yaşamış. Ancak bu baskılar hareketi yıldırmamış, aksine büyütmüş. Sonunda Haziran 1989’da yapılan ilk kısmi serbest seçimlerde, iktidardaki Polonya Birleşik İşçi Partisi ağır bir yenilgi almış ve ülkenin adı resmen Polonya Cumhuriyeti olmuş.
‘Doğu Bloku’nun yıkılmasının ilk adımı olarak görülen hareketin başladığı Gdansk’ta artık her yerde Solidarnosc’un ve Walesa’nın izlerini görmek mümkün. Daha sonraki süreçte ülkeyi Batı’ya peşkeş çekmekle suçlanan Walesa, artık aktif olarak siyaset yapmasa da Gdansk’ın turizm sektörünün en önemli figürü. Ofisi, gittiği kilise, tırmandığı duvar, çalışma alanları... Şehrin dört bir yanı artık turistlere onun hakkında anlatılan hikâyelerle dolu bir turizm aktivitesi. Hatta Gdansk Tersanesi’nin bir bölümü, sadece turistlere açılmış durumda. İçinde birçok müze ve sergi alanları mevcut.
Polonya’nın Krakov’la birlikte en güzel şehri olan Gdansk, aynı zamanda ülkenin en iyi restoranlarını da bünyesinde barındırıyor. Geçmişte kokuyu uzak tutmak için şehrin çıkış kapısında inşa edilmiş olan ‘Targ Rybny’ (Balık Pazarı), şimdi en güzel kafelerin, restoranların bulunduğu yer. Balık lokantaları, sushi (‘Dom’, Polonya’nın en iyi sushi restoranı), İtalyan ve Meksika restoranlarıyla dolu kıyı şeridinde, ‘Sakarya’ adlı bir Türk lokantası bile var. Hem de Türk mutfağını gayet iyi temsil ediyor.
Türklerin pek az rağbet ettiği Gdansk’tan ayrılmak zor oldu. Fakat daha uzun bir keşfe çıkmak ve bu kez herkesin anlata anlata bitiremediği sahillerini görmek için bir gün mutlaka geri döneceğim sana Gdansk!


Hansa Kentler Birliği

Güneydeki üyelerinin ekonomik sorunları yüzünden büyük bir kriz yaşayan Avrupa’da son dönemde Hansa Birliği çok sık konuşuluyor. 13 ila 15. yüzyıllarda Kuzey Avrupa ülkelerinin, karşılıklı çıkarlarını korumak amacıyla kurdukları bu ticari örgütlenmeye, çoğu Almanya’da bulunan yaklaşık 100 kent üyeydi. İngiltere, Kuzey Almanya ve Kuzey Fransa’da ticari zarar tehlikesine karşı oluşturulan birliğin kendi ordusu bile vardı. Aslında İlkçağ Yunan kentlerinde ve Ortaçağ İtalyan kentlerinde (Venedik, Ceneviz) ilk örnekleri görülen bu yapı, Hansa Kentler Birliği adı altında büyük bir alana yayıldı. Birliğe üye kentler, vahşi ticaret merkezleri haline geldi. Bu kentler, Alman burjuvasını oluşturmuş ve Reform’a giden süreci tetiklemişti.