Hitler'in hayaleti Avrupa'da

Hitler'in hayaleti Avrupa'da
Hitler'in hayaleti Avrupa'da
Ekonomik kriz batağına saplanan Avrupa, 2. Dünya Savaşı'nda yenilgiye uğrayan Nazi ideolojisinin farklı biçimlerde yeniden yükselişine sahne oluyor. Irkçı partiler Avrupa'da iktidara göz dikmiş durumda.
Haber: MERVE ARKAN / Arşivi

Vahşi kapitalizm ve kriz aşırı sağa yaradı 
İsveç’te yaşayan gazeteci Osman İkiz, aşırı sağın yükselişinin vahşi kapitalizmin bir sonucu olduğunu vurguluyor. Yıllar önce aşırı sağın yükselmesinin hayal olarak görüleceği İskandinav ülkelerinde ırkçı partilerin hızlı yükselişinin, bu ülkelerde yerel halkın yabancı kültüre alışık olmamasına bağlayan İkiz’e göre, Norveç’te geçen yıl 77 kişiyi katleden ırkçı Anders Breivik’in açıklamalarıyla aşırı sağcı partilerin söylemi arasında bir fark yok. Sosyal liberal politikaların yerini kapitalizmin vahşi kurallarının aldığına ve sınıflar arasında farklılıklaın derinleştiğine dikkat çeken İkiz şunları ifade ediyor: “Krizler ve teknolojik ilerleme de işsiz sayısını arttırınca toplumda geniş bir hoşnutsuz kesim oluştu. Bu huzursuz ortamda aşırı sağcıların popülist söylemi hedefine ulaştı. Aşırı sağcılar yerli halkın yabancılar yüzünden işsiz kaldığını, yabancılara aktarılan ekonomik kaynaklar yüzünden halkın refahının gerilediğini ileri sürdüler. Toplumsal huzursuzluk ortamında bu söylem taraftar buldu ve birçok ülkede aşırı sağcılar parlamentolara girdiler. Bu partiler iktidarı ele geçirebilecek seçmen desteğine sahip değiller ama artık manevra alanları çok genişlediğinden daha da güçlenme olanakları arttı.” 

İkiz, özellikle İskandinav ülkelerinde aşırı sağcıların iktidara kadar yükselmesini de şöyle açıklıyor: “Olgun demokrasileriyle, barışsever politikalarıyla, herkese refah dağıtan zenginlikleriyle, kuzey ülkelerinde aşırı sağın güçlenme şansı olmadığı zannediliyordu. 30 yıl önce bu ülkelerdeki aşırı sağcıları bir avuç diye tanımlamak yanlış değildi, ama bugün İskandinav ülkelerinde ve Finlandiya’da aşırı sağcılar parlamentoda. Kuzey ülkeleri 30 yıl öncesine kadar homojen toplumlar olarak yaşadılar. Yabancı kültürlere alışık değiller. Ancak 1960’lardan itibaren göçmen işçi alınması, daha sonra siyasi mültecilerin bu ülkelere sığınması toplumdaki homojenliği bozdu. Bambaşka kültürü birdenbire yanı başında gören yerli halk ekonomik nedenlerden kaynaklanan sosyal huzursuzluklar baş gösterince, yabancıyı huzur bozan virüs olarak görmeye başladı. Tabii bütün toplum değil ama aşırı sağcıların popülist söylemine kapılan yerli halk yabancıların bütün sorunların kaynağı olduğuna inanıyor.”

Göçmen ve İslam karşıtı ırkçı partiler Avrupa’yı kuşattı

FRANSA:
1980’de meclise giren Ulusal Cephe’nin 2002’deki seçimlerde yüzde 16 oy alması Fransa’da korku yaratmıştı. Aradan geçen 9 yılda partinin lideri Jean-Marie Le Pen koltuğunu kızı Marine Le Pen’e bırakırken, parti oylarını daha da arttırdı. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ilk turunda yüzde 18 oy alan Ulusal Cephe, göçmen karşıtı söylemleriyle yabancı düşmanlığının büyümesinde önemli rol oynuyor. Mecliste sandalyeleri yok, ama Avrupa Parlamentosu’nda 3 milletvekilleri var. 

AVUSTURYA: Avrupa’da aşırı sağın en yüksek oy oranına ulaştığı ülkelerden biri Avusturya. Ulusal mecliste 37, AP’de ise 2 milletvekili bulunan Avusturya Özgürlük Partisi (FPÖ), 2007’ye kadar hükümette kaldı. FPÖ ile partiden ayrılanların kurduğu Avusturya’nın Geleceği İçin Birlik Partisi’nin 2008’deki genel seçimlerde toplam oyları yüzde 28’e ulaştı. Son anketlere göre daha da güçlenen iki partiyie destek yüzde 32 civarında.

BULGARİSTAN: Özellikle Türkiye karşıtı söylemleriyle dikkat çeken ATAKA’nın 240 sandalyeli ulusal mecliste 21, AP’de ise 3 milletvekili var.

İSVİÇRE: İsviçre Halk Partisi (SVP), Avrupa’da seçimlerde birinci sırada yer alan tek aşırı sağcı parti. Son seçimde yüzde 26 oy alan parti, ulusal meclisteki en büyük siyasi grup. 

BELÇİKA: Flaman bölgesinin bağımsızlığını isteyen aşırı sağcı Flaman Menfaati partisi, 2007 seçimlerinde Belçika genelinde yüzde 12 oranına ulaştı. 2010 seçimlerinde oyları yüzde 7’e geriledi.

DANİMARKA: Ülkenin 3. büyük siyasi gücü olan Danimarka Halk Partisi, İslam’ı ‘terör dini’ olarak tanımlıyor. 2007’de yüzde 13,9 oy alan parti, son seçimlerde yüzde 12’ye geriledi.

NORVEÇ: Aşırı sağcı İlerici Parti (FrP), 1997’den beri ülkenin 2. büyük partisi. Anders Breivik’in geçen yıl 77 kişiyi katlettiği olay sonrasında, oyları yüzde 17’den yüzde 11’le geriledi.

MACARİSTAN: Ekonomik krizle beraber desteği hızla artan Jobbik, geçen yılki seçimlerde yüzde 17 oyla ülkenin 3. büyük partisi oldu.

HOLLANDA: İslam’a hakaretleriyle tepki çeken Özgürlük Partisi lideri Geert Wilders’in, geçen haftalarda desteğini çekmesiyle hükümet çöktü. 2010 seçimlerinde yüzde 15’in üzerinde oy alarak 24 milletvekilini parlamentoya sokan partinin AP’de de 5 milletvekili var.

ALMANYA: Türklerin en fazla yaşadığı Avrupa ülkesi Almanya’da Nasyonal Demokrat Parti (NDP) son seçimlerde yüzde 1,5 oy aldı. Nazi geçmişi nedeniyle ırkçı partilere karşı sert önlemlerin alnmasına rağmen partinin yasaklanmaması tepki çekiyor. 2000-2006 yılları arasında 8 Türk ve 1 Yunanlının öldürüldüğü olayların arkasında Neo-Nazi örgütü Nasyonal Yeraltı’nın çıkması ülkede deprem etkisi yaratmıştı.

Yunanistan’da ırkçılar ilk defa parlamento yolunda
Yunan Kathimerini gazetesinden Türkiye asıllı gazeteci Nikolas Stelya, bugün Yunanistan’da yapılacak erken genel seçimde ‘Altın Şafak’ örgütünün yüzde 5-6 oranında oy almasıyla Nazi yanlısı aşırı sağcıların ilk defa meclise gireceğini belirtiyor. Bu partinin Helen uygarlığına dayalı ırk odaklı bir parti olduğunu söyleyen Stelya, ekonomik bunalımla toplumda radikalleşmenin arttığını ve ırkçıların güçlendiğini vurguluyor.

Kimlik siyaseti prim yapıyor
Londra’daki Middlesex Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Programı’nın Türkiyeli Başkanı Dr. Tunç Aybak, Avrupa’da aşırı sağın yükselişini Radikal için değerlendirdi. 

Avrupa’da aşırı sağın yükselişinin nedenleri neler? 
Nedenlerin başında ekonomik kriz geliyor. Avrupa’da ulusal hükümetler ekonomi alanında karar yetkilerini yitirmeye başladı. AB içindeki teknokratlar tepeden inme politikalarla karar veriyor. Partilerin artık tek kartı kimlik oyunları. İşsizlik ve kriz konusunda yapabilecekleri pek bir şey yok. Göç ve İslam karşıtlığı üzerinden kimlik siyaseti prim yapıyor. Elbette ABD ’deki 11 Eylül saldırılarının da etkisi oldu. Hollanda’dan İspanya’ya kadar İslam’ın Batı’nın liberal değerleri karşı olduğu düşüncesi güçlendi. Bu Avrupalılaşmanın bir sonucu. Artık insanlar ‘Fransa elden gidiyor’ değil ‘Avrupa elden gidiyor’ diyorlar. Norveç bir AB ülkesi değil, ancak Breivik manifestosunda ‘İslam’a karşı bağımsız Avrupa’dan ve Avrupa uygarlığından’ bahsediyor. Katliamın ardından olay ‘Norveç’in 11 Eylül’ü olarak nitelenmişti, ancak katliamın arkasından beyaz bir ırkçı çıktı. Ayrıca Norveç bir refah ülkesi, ama aynı zamanda Avrupa’da göçmen karşıtı partilerin en yüksek oy aldığı ülke. 

Peki yönetimlerin politikalarının aşırı sağın güçlenmesinde rolü ne? 
Merkez partiler oy toplayabilmek için göçmen ve İslam karşıtlığı konusunda benzer söylemler kullanıyorlar. ‘Sağduyu ırkçılığı’ diye bir şey var. Yani aşırı sağı desteklemeseler de, göç konusunu bir sosyal mesele değil bir güvenlik meselesi ve tehdit olarak görüyorlar. 

Breivik’in de üyesi olduğu ırkçı yeraltı örgütleri ne kadar güçlü? 
Breivik’in İngiliz Savunma Ligi adlı bir örgütle internet vasıtasıyla görüştüğü ortaya çıktı. Yani siber alanda Facebook gibi sosyal paylaşım siteleri ve ağları bu hareketlerin işini kolaylaştırıyor. Ayrıca yeraltı örgütleri değil ama aşırı sağcı partiler AP seçimlerinde parlamentoya bile girdi, bugün AB’den fon alıyorlar. Bugün artık ırk ve renk farklılığına dayalı ırkçılığın yerini kültür ırkçılığı aldı. Yani kültürel farklılıklardan kaynaklanan ırkçılık güçleniyor. Şunu vurgulamak gerekir ki bu klasik anlamda bir ırkçılık değil. Bu partiler şaşırtıcı bir biçimde Avrupa’nın liberal değerlerini koruduklarını iddia ediyorlar. Örneğin 2002’de Hollanda’da 2002’de öldürülen aşırı sağcı lider Rim Fortuyn bir homoseksüeldi.