'İnsan Safarisi' kabilelere tehdit

'İnsan Safarisi' kabilelere tehdit
'İnsan Safarisi' kabilelere tehdit
Hindistan'a bağlı Andaman Adaları'nda turizmin yeni adı 'insan safarisi' oldu. Kabilelerin arasına karışan turistler, yemek karşılığında yerlileri dans ettirip kendilerine 'tatil anısı' yaratıyor.
Haber: ÇAĞIL M. KASAPOĞLU / Arşivi

“Hadi kızım, göster amcalara dansını!” Hindistan’ın yerlileri işte bu talimatla başlıyor yarı çıplak bedenleriyle dans edip el çırpmaya. Kameraları ve fotoğraf makinelerini kendilerine yönelten, ‘insan safarisine çıkmış’ zengin turistlere ‘ne olmadıklarını’ hatırlatmak için kıvranıyor bedenleri. Bengal Denizi’nde Hindistan’a bağlı Andaman Adaları’ndaki Jarawa Kabilesi işte bu ‘insan avcısı’ yasadışı safari turlarının merkezi haline geldi. The Observer gazetesi, 7 Ocak’taki makalesi ve safariden çekilen görüntülerle kabilelerin nasıl sömürüldüğüne dikkat çekip Survival International adlı yerel halkları koruyan örgütün yıllardır duyurmaya çalıştığı suiistimali tekrar gündeme taşıdı. Observer’ın ortaya çıkardığı ve iki ay önce Andaman ve Nicobar Adaları’nın başkenti Port Blair’de çekildiği tahmin edilen görüntülerde turistler muz ve bisküvi fırlattıkları yerlilere karşılığında ‘dans etmeleri’ talimatını veriyor. Jarawa Kabilesi’nin hayatlarına tecavüz eden turistler öyle ‘insancıl ki’ üstüne bir de “Yemekleri paylaşın” diyor. 

Anayol geldi mertlik gitti 
Survival örgütüne göre, Afrika’ya 55 bin yıl önce göç eden ilk insan nesli olduğu tahmin edilen Jarawa yerlilerinin sayısı 320. Kabilenin dış dünyayla tanışması ise 1998’de yaşadıkları bölgeye uzanan anayolun inşasına dayanıyor. Ayağı kırılan kabilenin Enmai adlı genç üyesi tedavi için anayolu takip edip hastaneye yatırılınca ormanın dışındaki hayattan çok etkileniyor ve dönüp bunu anlattığı diğer yerlilerin geleneklerini sorgulamasına neden oluyor. Bu tanışma da beraberinde, alkol ve tütün kullanımı, cinsel istismar ve salgın hastalıkları getiriyor. Bağışıklık sistemlerinin ‘dış dünyadaki’ hastalıklara alışık olmaması nedeniyle kabile üyelerinin sağlığı da tehlikeye giriyor.
Hindistan Anayasa Mahkemesi, kabile hayatının korunması için 2002’de bu yolun kapatılması yönünde karar alsa da Hint hükümeti buna yanaşmıyor. Yol kullanılıyor. Yasağa rağmen, bir kültürün yok olması tehdidinden çekinmeyen Hint polisi de birkaç yüz dolar rüşvetle turistlerin safari aracını kabilelere yönlendiriyor.
Hindistan’a Avrupa ’dan da tepki var. Britanya milletvekili Mike Crockart, üç vekilin desteği ile birlikte Avam Kamarası’na sunduğu bir önerge ile Hindistan hükümetine ‘anayolun kapatılması’ çağrısı yapılmasını talep etti. Antropologlar ise kabilenin dış dünyayla ortak yaşamaya zorlanmasının ‘soykırım’ olacağını savunuyor. İnternet sitesinden ‘insan avcılarına’ seslenen Survival Müdürü Stephan Corry ise öfkeli: “Bu hikâye leş gibi sömürgecilik ve utanç verici. Hayvanat bahçesi gibi insan bahçesini andırıyor. Görünen o ki, bazılarının yerlilere tutumlarında zerre kadar ilerleme yok. Jarawa Kabilesi, birilerinin talimatıyla dans edecek sirk atı değildir.”

Jarawa’lar kimdir?
Afrika’ya göç eden ilk insanlar oldukları tahmin edilen Jarawa yerlilerinin serüveni 55 bin yıl öncesine dayanıyor. İsimlerini, Hintçede ‘Orman yerlileri’ anlamına gelen Jarawa’dan alan yerlilerin sayısının 320 olduğu düşünülüyor. Erkekler balık, domuz ve kertenkele avlarken, kadınlar bal ve dut topluyor. Survival örgütü, kabilenin korunması için 1993’ten beri mücadele veriyor. Kabileye ulaşan yolun kapatılması için 2002’de mahkeme kararı çıktı ama ‘kendi geleceklerini kendilerinin tayin etmesinden yana’ olan hükümet kararı uygulamıyor.

‘Başka bir kültür üzerinde güç savaşı yapmamalıyız’
Yeditepe Üniversitesi Antropoloji Bölümü Arş. Gör. Ayşe Hilal Tuztaş: Ben de Sarıkeçililer’le ilgili benzer bir araştırma yapıyordum. Sonuçta hayatlarına uzaktan her anlamda bir müdahale var. Erişilebilir olarak o kültürü bir pazar haline getirmeye çalışıyoruz. O kültürün devamına ait bir hassasiyet yok. ‘Zaten yok olacaklar. Turizme açarsak belki devamı sağlanabilir, sürdürülebilir’ görüşü de hâkim olabilir. Ama tabii bu bizim kendi bakış açımızla değerlendirdiğimiz bir olay. Sonuçta kendi kararları olacaktır. Ne kadar dışarı açılmak istediklerine kendileri karar vermelidir. Birçok kişi gittiyse araştırmaya gidenler de olmuştur, belli bir malzeme ellerinde vardır. Araştırmacılara verilen tepkiler de biliniyordur. Dolayısıyla ne kadar dışarı açılmak istedikleriyle ilgili bilgileri vardır. Bence olduğu gibi kalması lazım. Özellikle antropolojiye başlayan öğrenciler ulaşılmamışa ulaşmak ister, yeni kültürler keşfetmek ister. Ama başka bir kültür üzerinde güç savaşı yapmamamız gerekir. Yazılı kültürün sözlü kültür üzerinde yaptığı tahakkümdür bu. Onların yaşam alanlarına girilmemelidir.

Sarıkeçililer için de alarm var
Yüzyıllardır geleneklerini sürdürmeye çalışan Türkiye ’nin son konar-göçerlerinden Sarıkeçililer için de büyük bir tehlike söz konusu. Kışları Mersin’in düz ovalarında, yazları ise Konya’nın yüksek yaylalarında yaşayan Sarıkeçililerle ilgili yeni bir yasal düzenleme yapılmazsa bir kültür yok olacak. Keçi, Sarıkeçililerin tek geçim kaynağı. Son yıllarda Sarıkeçililer için en büyük tehlike, gittikçe daralan göç güzergâhlarındaki keçi yolları. Keçilerin, bahçe ve bağlara zarar verdiği gerekçesiyle çoğu göç bölgesinde geçişlerine izin verilmiyor. Bu nedenle pek çok Sarıkeçili aile yerleşik hayata geçmiş durumda. Geriye kalan aile sayısı da 100 civarı. Bu kültürün yok olmaması için tek umut, keçilerle ilgili yapılacak yeni bir yasa. Keçilerin geçiş yolları yasayla belirlenmediği sürece bu yok oluş devam edecek.
{SERKAN OCAK / İSTANBUL }