İnsanlığın Arakan karnesi

İnsanlığın Arakan karnesi
İnsanlığın Arakan karnesi

Eğitimli bir Arakanlı olduğu için Bangladeş te bıçak sırtında bir hayat sürdüren Sultan Ahmet, yaşadıklarını Radikal muhabiri Ayça Örer e

Dışişleri Bakanı Davutoğlu'nun oradaki insanlar için bir ilk olan Arakan ziyaretini, saklandığı yerde korkuyla izleyen Sultan Ahmet artık Bangladeş'te. O Arakan'ın yaşadıklarını asla unutamayacak milyonlarca insandan biri.
Haber: AYÇA ÖRER - ayca.orer@radikal.com.tr / Arşivi

Cox’s Bazar’da otel lobisine bir haber geliyor, Arakan’dan henüz geçmiş S. Ahmet’le buluşacağız. İngilizce bilen Sultan Ahmet hem bölgenin koşullarını birinci

elden anlatacağı için önemli bir isim, hem de çoğu Arakanlının sahip olmadığı bir şansa sahip olmuş, Fransız sivil toplum kuruluşu GRET’te çalışmış.
Bangladeş’e girerken bilmeniz gereken en önemli şey, ne olursa olsun “Gazeteciyim” dememek. Girişte gazeteci kimliğinizi beyan etmeniz, yolculuğunuzun başlamadan bitmesine neden olabilir. ‘Öğretmen’ olarak giriş yaptığım Bangladeş’te, 7 gün boyunca Almanyalı turist, öğrenci gibi farklı kimlikler de edineceğim duruma göre. Hal bu olunca kamera/ fotoğraf makinesi elde gezmek de riskli. S. Ahmet’i bu koşullarda misafir edeceğiz. O gelmeden mihmandarımız Reşit tembihliyor. Otele girdiğinde dönüp ondan tarafa bakmayacağız. Ayrı asansöre binilecek, odada buluşulacak.
O odaya girmeden perdeler kapanacak. Aksi takdirde, haber uğruna bir insanın hayatına mal olmak da var. Zaten odada Ahmet’le karşılaşınca, yüzündeki kaygı bu kadar tedbiri niye aldığımızı da net olarak ortaya koyuyor.
“Çok eskiden beri durum çok kötü” diye başlıyor söze. Arakanlı her çocuk, doğar doğmaz kendini eşitsiz bir hayat içinde buluyor. 34 yaşındaki S. Ahmet de bu yaşına kadar hep baskı altında yaşamış.Hazirandan beri saldırıların arttığını anlatırken, buna neden olarak ‘Myanmar’ın demokrasi öncesi hazırlığını’ gösteriyor: “Arakanlı Müslümanlara demokratik hak vermek istemiyorlar, hak talep etmelerini önlemek için baskıları arttırdılar.”
Rakhine Budistlerinin Arakan’ın Toungup kasabasında bir grup Müslümanı öldürmesiyle başlayan olaylar, kısa sürede başta Sittwe olmak üzere diğer kentlere sıçrayarak Müslümanlar için Arakan’ı yaşanmaz hale getirmiş. Güvenlik güçlerinin olayları Budistler çıkarsa da Müslümanlara müdahale etmeyi tercih ettiğini söyledikten sonra ekliyor: “Arakan’da insanların seyahat etme, alışveriş yapma, sokağa çıkma hakkı yok. Aslında bu fiili bir ölüm. Gençlerimiz tutuklanıyor, kadınlarımız tecavüze uğruyor. Cenazelerimiz ortada, ne gömme, ne cenaze namazı kılma hakkı tanıdılar.”

Ailesi geride kaldı

Ahmet Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ziyareti sırasında saklanmak zorunda olduğunu söylüyor. “Arakanlılar Türkiye’ye güveniyor, dertlerini anlatmak istiyor. Ama Myanmar askerleri bizim konuşmamıza engel oldu. Orada konuşanlardan ya da bulunanlardan gözaltına alınanlar var. Ben de kaçmak zorunda kaldım” diyerek bitiyor sözlerini.
Sultan Ahmet tutuklanarak işkence görmüş. Babası kaçmasını istemiş. Kaçmasa şu anda yaşama şansı muhtemelen yok. Geride 3 çocuğu ve karısı var. Onların Bangladeş’e geçmesini sağlamaya çalışıyor, başaramazsa Arakan’a dönecek. Dönerse yüzde 99 öleceğini bildiği halde neden yine de bu yolu seçtiğinin özeti şu sözler: “Hem evsiz, hem ailesizim. Nasıl yaşarım belli değil. Fark etmez o yüzden...”

Naf Nehri’nin ölüm yolu

Sultan Ahmet gibi sayısı tahmini 1 milyondan fazla Arakanlıyı komşu ülke Bangladeş’e Naf Nehri taşıyor. İstanbul Boğazı’ndan daha geniş olan nehirden geçmek için kullanılan sandalların su almadan ya da alabora olmadan karşıya varması mucize. Bir seferde mümkün olduğunca fazla insan taşımak için tıka basa dolduruluyorlar. Yolculuğu bilinmez yapan bir diğer şey, Bangladeşli ya da Myanmarlı askerlere yakalanma olasılığı. Bazı insanlar sandala bile binemeyecek kadar şanssız. Ölümüne bir kumar oynayıp yüzmeyi deniyorlar. Nehrin doğal engellerini saymaya gerek yok: akıntı, su yılanı, yengeç, timsah...
Oraya varışımızın ikinci gününde Cox’s Bazar’a komşu Teknaf’a gidiyoruz. Meraklı gözlerin altında bir eve gireceğiz. 6 metrekarelik bir odanın içinde 60 kadın. Kadınların hepsi oturduğu yerde küçüldükçe küçülmüş. Böylece sonsuza kadar duracak gibiler. Hiçbirinin eşi yok. Kayıp, ölü, tutuklu bir yoklar toplamı. Arakan’da, tecavüz ve katliam artık üzerine konuşulmayacak kadar çok insanın kaderi. Yanlarına çocuklarından başka hiçbir şey almayan bu kadınlara İHH gönüllüleri acil yardım paketi veriyor. Pakette yaşamın en temel ihtiyaçları var. Yatak, tencere, branda, yağ...
Yol boyunca bize eşlik eden Samir ayaküstü Sukkur’la konuşmamı sağlıyor, Sukkur’un eşi ve ailesi yok. “Aslında gelmekten vazgeçmiştim. Ölümden korkmuyorum. Ama çocuğum belki yaşar diye düşününce geçtim nehirden” diyor.
Biz orada yardım malzemelerinin dağıtılmasını beklerken çevreye toplanan Bangladeşliler biraz öfkeyle karışık, “Bize de” diye bağırıyor. Bu kadınlar için burası geçici bir ikamet. Sonrasında nereye gidecekler ya da bir yere gidebilecekler mi, belirsiz.
Arakan’da 7 yaşını göremeyen çocuk sayısı 70’ini görenden yüzde yüz daha fazla. Kadınların neredeyse tamamında çeşitli hastalıklar var. Erkeklerin ömürleri boyunca çalıştığı bir işi olmamış. Toplamda yaşadıkları metrekare sayısı 3’ü geçmiyor. Arakan varlığıyla insanlık karnesini çıkarıyor gibi, oraya bakınca ikmale bile kalamıyoruz.