scorecardresearch.com

İşte çok tartışılan Mahmur Kampı

İşte çok tartışılan Mahmur Kampı
27/07/2009 00:00
Şırnak ve Hakkari bölgesindeki sınır köylerinin 1994 yılında güvenlik gerekçesiyle boşaltılmasından sonra kaçak yollardan Kuzey Irak'a giden 12 bine yakın Türk vatandaşı Kürt kökenlinin yaşadığı, Mahmur Kampı'nda bulunanlar Türkiye'deki Kürt sorunu çözülmedikçe dönmeyi düşünmediklerini söyledi.



Hakkari ve Şırnak'ın sınır şeridi üzerinde bulunan köylüler 15 yıl önce sınırı kaçak geçerek Kuzey Irak'taki dağlık kesimde oluşturdukları, Bihere, Seraniş, Besive, Geliye Kıymete ve BM gözetiminde oluşturulan Duhok yakınlarındaki Etruş, Ninova, Nehdare kamplarında yaşadı. Bu kişiler 2003 yılında kadar 36 paralelin üzerinde bulunan Saddam Hüseyin denetimindeki bölgede bulunan Musul yakınlarındaki Mahmur Kampı'na yerleştirildi. Kampta belediyelerini, yönetim kadrosu oluşturan Türkiyeli Kürt mülteciler, kurdukları okullarla çocuklara Kürtçe eğitim verilirken, 350 öğrencinin ise Erbil ve Süleymaniye Üniversitelerine gittikleri, 300'ünün ise bu yıl üniversiteden mezun olduğu kaydedildi.

KAMPTA 60 YÖNETİCİ VAR
Erbil'e yaklaşık 100 kilometre uzaklıkta bulunan BM denetimindeki Mahmur Kampı, Musul'a bağlı. Irak Merkezi Hükümeti'ne bağlı bölgede yer almasına rağmen kampta Kürtler'den oluşan merkezi hükümete bağlı güvenlik güçleri görev yapıyor. Mahmur Kampı'nda ihtiyaçları BM tarafından karşılanan mültecilerden çoğu geçen yıllarla birlikte Erbil, Süleymaniye, Musul ve Duhok'ta çeşitli alanlarda iş yapmaya başladı. Mahmur Kampı'nda oluşturulan ve 60 kişiden oluşan yönetim kadrosunun aldığı bütün kararlara 12 bin kişi harfiyen uyuyor. Yönetimin izni olmadan kampa gazeteci alınmıyor. DHA muhabirinin girişteki güvenlik binasında görüştüğü kamp yöneticileri, aldıkları karar uyarınca yerli ve yabancı hiçbir gazeteciyle görüşmediklerini söyledi.
DHA muhabirinin Kuzey Irak’taki kaynaklardan edindiği bilgilere göre, Türkiye'de Kürt sorununn çözülmesi için başlatılan süreç devam ederken, yıllardan bu yana PKK'ya eleman sağladığı belirtilen Mahmur Kampı'nın tasfiyesinin gündeme getirildiği, ABD-Irak ve Türkiye üçlü mekanizmasının, bu konuda çalışma yaptıkları kaydedildi. Üçlü mekanizmada yer alan Bölgesel Kürt Hükümeti yetkililerin kendilerini Mahmur'un tasfiyesinden uzak tutmaya çalıştıkları, bu nedenle ABD ve Türkiye'nin kampın tasfiye işini Araplar'a havale etmeyi planladıkları ileri sürüldü.
Mahmur Kampı ile ilgili planlardan BM'nin haberdar olmadığı, böyle bir plan olması halinde bile BM'nin buna izin vermeyeceği iddia edildi. Yerel kaynaklar, şu görüşleri savundu:
“Türkiye’de Kürt sorununun çözümüne yönelik bazı adımlar atılıyor. Görüşmeler yapılıyor. Görüşmeler burada da devam ediyor. Türkiye-Irak ve ABD, PKK'nın dağdan indirilmesinden önce Mahmur'u tasfiye etmeye çalışıyorlar. Türkiye direkt bu işe giremediği için bu işte önce Kürt yönetimini kullanmak istedi. Kürt yönetimi bu işe yanaşmayınca oluşturulan bu üçlü ittifak Mahmur'u BM denetiminden çıkarıp Merkezi Irak Hükümeti'nin kontrolüne vermeyi planlıyor. Irak hükümeti ise, yavaş yavaş zor da kullanarak Mahmur'daki Türkiyeli Kürt mültcileri bir şekilde tasfiye etmeye başlayacak. Tabii bu oldukça zor bir şey. Bu kampta 12 bin insan yaşıyor. Yılladır bu kamptalar. Hepsi çoluk çocuk sahibi olmuş. BM gözetimi altında bulunan bu kampta böylesi bir tasfiye planını uygulamak çok zor. Bu işin en makül çözüm yolu bu kamptakilerin tekrar ülkelerine dönebilmeleri için uygun koşulların yaratılmasıdır.”(dha)

ETİKETLER:

haber

http://www.radikal.com.tr/94690694690613

YORUMLAR
(13 Yorum Yapıldı)
Tüm Yorumları Gör

Kürtler adalet istiyorlar. - karçiçekleri

Kürtlerin, Kuzey Irak'a kaçtıkları yılın Newroz'nu kutlaladıkları yıl, dönemin İç işler Bakanı İsmet Sezgin'di. Alanda etrafları sarılan kadın, çoluk -çocuk güvenlik birimleri tarafından acımasızca dayak,jop darbeleriyle yere yatırılırken Tayfun Talipoğlu'da görüntülerini Star TV'ye yetiştirmek için bir sığınakta çalışmalarını sürdürüyordu. Arkasında tanklar bulundukları caddenin her iki yanındaki ev, iş yeri, dükkan ne varsa tümünü yakıp yıkıyordu. Tayfun Talip oğlu bir yolunu bulup Sn Demirel' e haber vermek için Televizyonunu aradı. Haberi akşam bültenine yetiştirmek için ayrılırken, o akşam görüntüler sadece bir saniye gösterilip sansörlendi. Şırnaklılar da pılı pırtılarını toplayıp at, katır ve kimiside traktörlerle alıp K.Irak' a can havliyle kaçtılar.(T.Talip oğlu' nun kitabından) Arada bir kaç hafta geçince Sn.Demirel kaçan Şırnak'lılara çağrıda bulundu:" Ey Şırnaklılar! gelin evlerinize dönün!" Musa Anter'de Gündem'deki yazısında Demirel'e :" Ben size Allah evinizi başınıza yıksın demeyeceğim, Şırnaklıların girecekleri evleri ayakta kalmadı ki, gelip nereye girecekler?" yazmıştı. Arada bir kaç gün geçince Ape Musa Jitem tarafından ortadan kaldırıldı. O günden bu yana Kürtler İsmet Sezgin'e İsmet Şırnak demeye başladılar. Şimdide dönmeleri isteniliyor Şırnaklıların. Demek devlet asabilir, kesebilir başlarını da okşamaz, evladıymış gibi de bakmaz. Birde adaletin kestiği parmak acımaz, der.

YETER ARTIK. - dirokzan

mahmur kampı sakinlerinin evleri,köyleri,asırlardır yaşayıp anne babanı gömdükleri topraklarından zorla top tüfek havadan bombalamayla çıkarıldılar.çoğu hiçbir eşyasını alamadan ancak canını kurtarabildi.bazıları gerisinde ölüsünü bırakmak kaçmak zorunda bırakıldı.yıllardır bu yapılan zülmü kimse görmedi duymadı ,hiçbirşey olmamış kimsenin canı yanmamış gibi göstermeye çalışıldı.bazı yorumculara bakıyorum da hiçbir şeyden yapılandan haberi yok,ve bilmemezliğe duymamazlığa vurup herşeyi tozbembe göstermeye çalışıyor.bu insanlar bu toprakların sahibi asırlardır burdalar.ve birileri havadan helikopterle tankla tüfekle bu insanların köylerinı evlerini yakıp yıktı.yıllarca etnisitesini,ırkını dilini kültürünü yaşam şeklini yasakladı.sen dağlardan gelen kart kurtsun dedi.işkencelerden geçirilip öldürülerek toplu asit kuyularına atıldı.hayatta kalanlar sakat bırakıldı.bugün dahi anne babasının güzü önünde panzere taş attı diye dipçikle kafasına ezercesine vuruyorlar.sonuç olarak tek kelime YETER ARTIK.

ADINI KOYMAK - ParadigMA_82

Bazı yorumlara bakınca, bu sorunun neden hala çözülmediğini anlıyor insan fakat, bugüne kadar gelen süreçlere baktığımızda sorunun adının da doğru olmadığını görüyoruz maalesef. Ortada herhangi bir sorun varsa ve çözülmek istenirse öncecilikle sorunun varlığı kabul edilir, en az bunun kadar önemlisi de sorunun adı doğru tespit edilir. Yakın tarihimizin travmatik ve sancılı süreçlerine bakıldığında bu ülkede hemen her olayda bir olgu karşımıza çıkar: Modernizm/ulus-devlet/militarizm... Türkiye'nin hemen hemen tüm çatışma zeminlerinde vuku bulan arızlar hep bu süreçlerin bir ürünüdür neredeyse. Aslında adını koyduğumuz olguların kendisi bir yana, egemen erklerin yani suyun başını tutanlar ile onların gönüllü/taşeron destekçilerinin birlikteliğinden doğan kutsal ittifaklar. Artık adını doğru koyma zamanı geldi de geçiyor bile. Bu ülke bileşenlerine ve sorunlara karşı ortak tavır alanlara, yani egemen olana/erk'e/eril olana baktığımızda sorunun gerçek adının ''TÜRK SORUNU'' olduğunu görüyoruz. Nerede, hangi taleplerle hak, hukuk ve demokrasi arayışınız varsa karşınıza ''beyazından sarısına, bürokratından polisine, islamcısından laiktokrat'ına kadar geniş bir Türklük olgusu/sorunu çıkmaktadır. Her şey ve her olguda egemen Türk/milliyetçi/islamcı/laiktokrat/statükocu/militarist/taşeron bir ideolojik algılar bütünlüğü/çemberi/barikatıyla karşılaşmaktayız. Aynı reng,n farklı tonları gibi görünseler de, pekalakendi içlerinde/kendi çıkarlarınca kolaylıkla ittifak olan/birlik olan resmi/bürokratik/vasi/militarist bir ''kutsal ittifak''la karşılaşmaktayız. Bu ülkede Kürtler/aleviler/ermeniler/solcular/devrimciler/eşcinseller/kadınlar sorun değildir sorun ''Türkler''dir. Buradaki Türklük algısı, ''militarist/modernist/devletçi-statükocu/dinci-mutasıb-ulemacı'' kutsal bileşen sıfatlarının tümünü kapsayan bir yapıdır elbette...

tanığım - GOYİ

Maxmurda yaşayanların içinde benim yakın akrabalarım var.Onların oralara nasıl sürüldüğünü çok iyi biliyorum.Şimdi tutmuş geri gelsinler deniliyor onların gittiği dönemle şimdi dönem arasında söylem farklılığı dışında değişen bir şey yok.Önemli olan kürt sorunu temelinde birbiriyle bağlantılı olarak konuya bakılmalI.Eğer bu sorun demokratik yolla çözülürse onlar kendi rızalarıyla döneceklerdir.Bu halk üzerindeki kirli ve şovenist ,ırkçı söylemler kimseye fayda vermeyecektir.Bir halkın gerçek muhatapları dikkate alınmadan yapılan hiçbir görüşme sonuç vermeyecektir.

BU İNSANLAR NEDEN VE NASIL IRAK'A SIĞINDILAR? ASKERLER BU ARADA NE YAPIYORLARDI? - alibey71

Bu haberde başlıktaki soruların yanıtı yok. Sayın Radikal muhabiri, hiçbir sınır tanımayan hayvanca bir zulüme daha fazla dayanamayarak, 8-10 köy halkının birlikte yürüyüşüyle askerlerin gözü önünde TOPLU OLARAK geçtiler bu insanlar sınırı. "Kaçak geçmişler"miş! 300 bin asker kıç kadar bölgeye yığılmışken, onbinlerce insan TOPLU OLARAK nasıl kaçak geçer sınırdan, akıl alıyor mu bunu? Bu göçe asker bilinçli olarak müdahale etmedi, zaten köyler yakılıyor, insanlar göçe zorlanıyordu, bu insanları ülke dışına atarak kökten kurtulduklarını düşündüler. Zulmederek hem göçe zorladılar hem de sınırdan geçişlerini seyrettiler, GERÇEK BU!

DOĞRU BAKIŞ - salih karaman

t.c. resmi ideolojisi kürlere ait kültürü,dağ tepe ismini,insanlara verilen kürtçe isimleri kısacası herşeyi yasakladı.bu yasaklamaları askeri güç kullanarak uygulamaya çalıştı.bu yasaklamalara,kart kurt demelere,inkar ve imha siyaset ve uygulamalarına kürtler karşı çıktı,direndi.bu karşı çıkmalara ve direnmelere t.c. nın resmi ideolojisi veya yönetimi kürt kölerini yakmakla,boşaltmakla buradaki insanları başka yerlere metropollere sürmekle, karşılık verdi.mahmur kampındaki insanlar yukarıdaki uygulamalara maruz kalmış öz toprağından sürülmüş insanlardır.

Sorun Kürtler değil, Kabul edelimki başarısız devlettir. - orhunlu

Her ülkenin etnik çeşitliliği vardır, ülke kalkınmışsa, ekonmi rayındaysa, kuruşlar işliyorsa etnik guruplar bir zenginliktir. Aksi halde sorun. Devlet Ekonomik gelişmeyi sağlayamamış, kurumlar arası çatışmalar devletin işleyişini durdurmuş, Ama hayat devam ediyor, çocuklar ekmek istiyor, giyecek yiyecek istiyor! Çözüm başka nerde olabilirdi ki, kaçıp BŞ ye sığınmak bir yol olarak görülmüş