İsyanda 'Kameraya dikkat'!

İsyanda 'Kameraya dikkat'!
İsyanda 'Kameraya dikkat'!
Syntagma Meydanı'ndaki isyanın üzerinden bir yıl geçti. Protestocuların multimedya ekibi 'Kameraya Dikkat' aktivistlerinden Vassilis Chryssos 'medya stratejileri'ni anlattı.
Haber: ELİF İNCE / Arşivi

Yunan halkının Syntagma (Anayasa) Meydanı’ndaki isyanının üzerinden bir yıl geçti. Geçen yaz, binlerce insan iki ay boyunca her akşam halk meclislerinde toplanmış, her pazar da sokaklara dökülüp hükümetin IMF ve AB işbirliğinde giriştiği ‘kurtarma’ planlarını protesto etmişti. Oluşturdukları halk meclisleri, hiçbir gazeteciyi Syntagma Meydanı’na sokmama kararı almıştı. Devletin ve büyük şirketlerin güdümündeki kanal ve gazetelere karşı, ‘tabandan gazetecilik’ örneği kendi multimedya ekiplerini kurdular. 

‘Kameraya Dikkat’ (Mind the Cam) ekibinden Vassilis Chryssos, aslen çevre mühendisi. Ekiptekilerin birçoğu gibi profesyonel bir gazeteci değil, hobi olarak fotoğraf ve video çekiyor. Fakat Vassilis’in de anlattığı gibi isyan sırasında önemli olan ortaya mükemmel görüntüler çıkartmak değil, çabuk davranmak: “Ana akım medya, eylemcileri molotof, taş atarken gösteriyor, polis şiddetini ise görmezden geliyordu. Biz de buna karşı kendi görüntülerimizi olabildiğince çabuk sosyal medyada yaymaya çalışıyorduk.Sokaklarda ‘erişim noktaları’ kurduk: Bazen bir kafe, bazen internetin çektiği bir köşeye kurulmuş bir masa... Laptoplarla sahadan gelen malzemeleri hemen montajlayıp internete aktarıyorduk. Bir de ‘postacılarımız’ vardı. Sahadan ayrılamayan fotoğrafçı ve kameramanlara boş hafıza kartı götürüyor, dolu hafızayı bize getiriyorlardı.”

“İnanılmaz görüntüler yakaladık” diyor Vassilis. Örneğin ekipteki profesyonel gazetecilerden Manos Cizek, meydandaki polislerin bir genci durdurup, yere yatırıp, sırt çantasının içine molotof kokteyli yerleştirirken görüntülerini kameraya çekiyor. Görüntü hâlâ Youtube’daki kanallarında, en çok izlenenler arasında. “Polislerin, Altın Şafak partisinin silahlı faşistlerini desteklediğini görüntüledik” diyor Vassilis. Aşırı sağcı Altın Şafak partisi üyeleri, mitinglerinde Nazi selamı vermeleriyle biliniyor. Görüntülerde bir polis, içinde Altın Şafak’çıların saldırılarda kullandığı sopalarla dolu bir alışveriş arabasını itiyor. Video ortaya çıkınca polisler “Sopaları imha edecektik” demişler...
Vassilis’in anlattıklarına göre, ekibin görüntüleri ses getirince polisler nerede bir kamera görseler saldırmaya başlamış. Hatta fotoğraflarından birinde kameranın objektifine copuyla ‘uzanmış’ bir polis görünüyor. 

“Polis, halkın sokaklara döküldüğü iki ayın sonunda meşruluğunu tamamen yitirdi” diyor Vassilis. “Protestocular şiddet yanlısı değildi. Bazıları hayatı boyunca hiçbir eyleme katılmamıştı, hatta birçoğu sağ partileri destekliyordu. Onlar bile polis şiddeti karşısında o kadar hiddetlendi ki ellerine taş alıp atmaya başladılar. Hayatında eyleme katılmamış adam yüzünün ortasına biber gazını yiyince neye uğradığını şaşırdı.” 

Fotoğraflarda eylemcilerin hepsinin yüzü alçıyla sıvanmış gibi bembeyaz. Sebebi, biber gazının etkisini gidermek için kullandıkları Maalox adlı mide asidi ilacı. Maalox’u suyla karıştırıp yüzlerine, ağızlarının içine sıkıyorlarmış. Hatta bir grup gönüllü ellerinde spreylerle gezip kalabalığın üzerine Maalox sıkma görevini üstlenmiş.
Polisle çatışmaların en yoğun olduğu iki gün boyunca kullanılan biber gazlarının tarihinin geçmiş olduğu da herkesin dilinde. “İki günde 6 bin euroluk biber gazı kullandılar. Stoklarını yenilediler bir nevi” diyor Vassilis. Sol koalisyonu SYRIZA’nın başkanı Tsipras, iki günün sonunda Yüksek Mahkeme’ye meydanda çekilen 38 video kaydını göndererek polis şiddeti ve tarihi geçmiş biber gazlarıyla ilgili soruşturma başlatılmasını talep etmiş. Soruşturma hâlâ sonuçlanmamış... 

Syntagma Meydanı boşaldıktan sonra da multimedya ekibi küçülerek de olsa çalışmalarına devam etmiş. Grevdeki metal işçilerinin de, açlıktan çöpleri karıştırarak yemek arayan halk için topluca yemek pişirip her gün meydana getiren grupların da kısa belgesellerini yapmışlar. Ellerindeki görüntüleri ‘Creative Commons’ lisansıyla yayımlamışlar, yani ticari olmadıkça herkes kullanabiliyor. 

‘Çözüm halk meclisleri’ 
Politikacılar, Wall Street işgalcilerine yaptıkları eleştiriyi burada da tekrarlamış: “Tek yaptıkları eleştirmek, ne istedikleri belli değil, çözüm üretmiyorlar.” Vassilis ise halk meclislerini çözümün ta kendisi olarak görüyor: “Toplantılar herkese açıktı, her şeye tartışarak, oybirliğiyle karar verdik. Aramızdan kimseyi temsilci seçmedik, ayrıca kimsenin ne bir partiyi, ne de sendikayı temsilen konuşmasına izin verilmiyordu. Örneğin ben SYRIZA’nın içindeki sol partilerden birine üyeyim, ama orada bu partiyi temsilen söz alamazdım. İnsanlar temsili demokrasiden, parlamenter sistemden bıkmıştı ve kendilerini aldatılmış hissediyordu. Bize ‘Somut bir talebiniz olmadı’ diyenler bunu görmek istemiyorlardı elbette.”


‘Ödemiyorum, ödemeyeceğim’
Vassilis, isyanın başındaki enerjinin form değiştirdiğini anlatıyor: “Halk meclisleri hâlâ mahallelerde ve farklı şehirlerde etkin. Bu sayede halkın ihtiyaçları belirlenip çözüm üretiliyor. Örneğin ‘Ödemiyorum, Ödemeyeceğim’ diye bir hareket başladı. Yeni bir emlak vergisi çıkartıldı, bu vergiyi elektrik faturanızla ödemezseniz elektriğiniz kesiliyor. Bir grup aktivist, kesilen elektriği yeniden bağlıyor ve şalterin üzerine ‘Ödemiyorum, Ödemeyeceğim’ çıkartması bırakıyor. Nea Filadelfia’da o kadar iyi örgütlendiler ki belediye başkanı ‘Elektriği kesilen olursa ben bağlattıracağım’ sözü vermek zorunda kaldı. 

Girit’in Ierapetra kasabasında yaklaşık 300 insan euro kullanmayı reddederek yeni bir paraya geçti: ‘Kaereti’. Bu ‘dijital’ bir para birimi ve 1 euroya denk. İnternette bir hesap açıyorsunuz, sonra sattığınız hizmet/ürüne bir değer biçiyorsunuz. Ve bunu isteyen bir başkasıyla alışverişinizi tamamlıyorsunuz. Kaereti kullanan tesisatçı da var, dans öğretmeni de...”