Kartel kâbusu bir kördüğüm

Kartel kâbusu bir kördüğüm
Kartel kâbusu bir kördüğüm
Meksika bugün sandık başında. Cumhurbaşkanı adayları ise ülkenin esas sorununu görmezden geliyor. Oysa halkın tek isteği, 'Şiddetsiz bir Meksika'.
Haber: ESRA HAS / Arşivi

Uyuşturucu savaşının pençesindeki Meksika, bugün sandık başına giderek 2006’dan bu yana görevde olan Cumhurbaşkanı Felipe Calderon’un koltuğunun yeni sahibini seçecek. Ülkedeki şiddet dalgası ve asayişsizlik giderek büyürken, cumhurbaşkanı adayları zaten arapsaçına dönen kartellerle mücadele savaşına pek de değinmek istemiyor. Varsa yoksa ülkedeki yoksulluk, eşitsizlik ve eğitim sorunları... Oysa halk yıllardır ‘Şiddetsiz bir Meksika’ için kıvranıyor.
Gün geçmiyor ki haber ajansları Meksika’dan toplu cinayet haberleri geçmesin. Bilgisayar ekranlarımıza düşen fotoğraflar, Hollywood yapımı gerilim filmlerini aratmayacak cinsten: Kafaları koparılmış, yol kenarlarına fırlatılmış, kamyonlara ve derin donduruculara istif edilmiş, köprülerden sarkıtılarak asılmış ve hatta kalabalık gece kulüplerinde pistin ortasına atılmış binlerce ceset... Testere mi desem, Freddie’nin Kâbusu mu bilemedim! 

Aslında 1980’lerde ‘Baba’ lakaplı eski Meksika Federal Yargı Polisi üyesi Miguel Ángel Félix Gallardo’nun kurduğu ilk kartelden sonra, yıllar içinde iç çekişmelerden ötürü bölünerek çoğalan uyuşturucu kartelleri, bugün ülkenin neredeyse tüm bölgelerinde iş başında. Başta Kolombiya olmak üzere, Peru ve Bolivya gibi Latin Amerika ülkelerinden ithal edilen kokain, eroin ve metamfetamin gibi uyuşturucu maddelerin ABD ’ye geçişindeki transit ülke olan Meksika, aynı zamanda kendi laboratuarlarında da özellikle metamfetamin üretiyor ve yılda yaklaşık 13.6 ila 49.4 milyar doların döndüğü tahmin edilen uyuşturucu kaçakçılığı piyasasında başrol oynuyor.
2006’da Cumhurbaşkanı Felipe Calderon’un Meksika istihbaratı, polisi ve askeri birliklerini kartellerle mücadele için devreye sokması ise kâbusun esas patlama noktası. O günden bu yana ülkede hem devlet-kartel savaşları, hem de kartellerin kendi aralarındaki savaşlar süregelirken, 55 binin üzerinde insan öldü, 10 bini ise hâlâ kayıp.
Kartel sorunu, aslında Kolombiya’dan Meksika’ya kötü bir miras. Zira 1980’ler ve 90’larda dünyanın birinci kokain ihracatçısı Kolombiya’daki karteller, yasal yaptırımların sıkılaştırılması sonucu, Meksika’da kendilerine işbirlikçiler bulmuştu. Fakat daha sonra Kolombiya’dakilerin zayıflamasıyla, Meksika kartelleri kendi yollarını açtı.

Somut çözüm önerisi yok 
1990’lar ve 2000’lerin başında pasif duruş sergileyen hükümet, Felipe Calderon’un 11 Aralık 2006’da cumhurbaşkanı olmasıyla harekete geçti. Calderon, uyuşturucu şiddetiyle mücadele için Michoacan eyaletine 6,500 federal birlik gönderdi (Michoacan Operasyonu). Bu hamle, organize suçlara karşı başlatılan ilk büyük operasyondu ve aynı zamanda hükümet-kartel savaşının da başlangıcıydı. Zamanla Calderon, mücadeleyi büyüterek bu rakamı 45,000 birlik artı devlet ve federal polis derecesine çıkardı.
2008’de ise kartellerin belediye, devlet, federal ve hükümet yetkilileriyle işbirliği yaptığı su yüzüne çıktı. Örneğin ‘Pax Mafioso’ anlaşması, bir siyasetçiye oy garantisi verilmesi karşılığında, özel bir kartele karşı cephe almayacağının sözü demekti. Calderon’un başlattığı operasyonlarda polis silahlarına bulunurken, bugüne dek yüzlerce polis, casus ve üst düzey yetkili, kartellere bilgi sağlamak ve onları korumaktan tutuklandı. Bu tür rüşvet ve yolsuzluk dalgalarıyla mücadelenin önü daima kesildi.
Öte yandan Calderon hükümeti, mücadelenin ilk 18 ayında 7 milyar dolar harcarken, ABD ile de işbirliği yoluna gitti. Zira Meksikalı karteller, ABD uyuşturucu pazarının yüzde 90’ını ellerinde bulunduruyor. ABD Kongresi, 2007’de Meksika ve Orta Amerika ülkelerine, ‘Merida Girişimi’ adlı üç yıllık uluslarası yardım planı kapsamında 1.6 milyar dolar verdi. 2009’da Obama yönetimi, 500’den fazla federal ajanı sınırda konuşlandırıp mücadeleye 200 milyon dolar daha yatırdı. Bu yıl mayısta da Obama, 1,200 Ulusal Muhafız birliğini sınıra gönderdi. 

Çok sayıda ABD yürütme görevlisi mücadele kapsamında çalışırken, Amerikan casusları da Meksika ordusuna istihbarat sağlayıp eğitim veriyor. WikiLeaks belgelerinde ABD’li yetkililerin, ‘Meksika ve ABD ordularının uyuşturucu savaşına bağlı şiddet ve ölümlerde neredeyse hiçbir şey yapamadığına’ dair kriptolar geçmesi ise durumun vahametini gösteriyor.
Uyuşturucu savaşının 10 kurbanından 9’u, organize suç örgütlerinin üyeleri. Ordu mensubu ve polislerin ölümü ise yüzde 7 oranında. Meksika, Sınır Tanımayan Gazeteciler tarafından da ‘gazetecilik yapmak için en tehlikeli ülke’ olarak görülüyor. Zira 2000’den bu yana 79 gazeteci uyuşturucu kaçakçılığıyla ilgili haber yaptıkları için öldürüldü; 14’ü ise hâlâ kayıp. Televisa televizyonunun ofisleri bombalanırken, ABD’li muhabirler de ölüm tehditleri alıyor.
Savaşın başlangıcından bu yana toplam 28 belediye başkanı öldürüldü, 120’si tehdit aldı. Bir Tamaulipas eyaleti vali adayı ve bir Kongre üyesi de öldürüldü.
Karteller, Orta ve Güney Amerika’dan Kuzey’e geçmeye çalışan göçmenlere karşı da adam kaçırma, fidye isteme, öldürme, dolandırma, haraca kesme ve zorla çalıştırma girişimlerinde bulunuyor. 

Ülke yıllardır bir çıkmazın içinde ve cumhurbaşkanı adayları sorunla ilgili kayda değer bir tek çözüm önerisi sunamıyor. Oysa Meksika’daki uyuşturucu savaşları, kasımdaki ABD başkanlık seçimlerine bile malzeme olmuştu. Öyle ki Cumhuriyetçi aday adayı Teksas valisi Rick Perry, yarıştan çekilmeden önce yürüttüğü kampanyasında, ‘ABD’nin Meksika’yla daha fazla işbirliği yapması’ ve hatta ‘ABD birliklerinin Meksika’nın içlerinde de konuşlanması’ gerektiğini söyleyerek ülkede tartışma yaratmıştı.
Şimdi seçimden önce El Universal gazetesinin yaptığı son anketlere göre, muhalefetteki Kurumsal Devrimci Parti’nin (PRI) adayı Enrique Pena Nieto yüzde 41.2 ile cumhurbaşkanlığına en yakın aday. Nieto’yu aşırı solcu Demokratik Devrim Partisi adayı Andres Manuel Lopez Obrador yüzde 23.8’le takip ederken, ülkenin ilk kadın cumhurbaşkanı olmayı uman iktidardaki Ulusal Hareket Partisi (PAN) adayı Josefina Vazquez Mota ise yüzde 20.6 ile üçüncü sırada.
Nieto ne kadar ‘mücadeleye devam’ sözü verse de önerdiği somut bir çözüm yok. Meksika’nın kurtuluşu ise bir başka bahara kalacak gibi görünüyor... 

Kartel dünyasının ‘Üç Büyükler’i
Körfez Karteli: Körfez Karteli, Meksika’da uyuşturucu kaçakçılığına en hâkim kartellerden biriydi. Fakat 1990’ların sonunda kurduğu ‘Los Zetas’ adlı özel birlik 2010’da kendisinden ayrılıp kartel halini alınca iki grup arasındaki ortaklık bozuldu ve devlet-kartel savaşının yanı sıra kartellerin iç savaşı patlak verdi. Körfez Karteli, o zamandan bu yana zayıflamış olmasına rağmen ABD sınırındaki kaçakçılık koridorlarında hâlâ aktif.

Sinaloa Karteli: Sinaloa Karteli, 2003’te Körfez Karteli lideri Osiel Cardenas Guillen’in tutuklanmasından sonra Körfez Karteli’nin ABD’nin güneybatısındaki Teksas koridorundaki mevcudiyetine rakip olarak ortaya çıktı. Dünyanın 1,140’ıncı zengini ve Forbes dergisine göre ‘55’inci en güçlü adamı’ olarak bilinen, başına 1 milyar dolar ödül konulan ‘El Chapo’ (Kısa) lakaplı Sinaloa Karteli lideri Joaquin Guzman ise Meksika’nın en çok aranan uyuşturucu kaçakçısı. 2010’da Los Zetas ve Beltran-Leyva kartellerini yok etmek için bazı hükümet ve ordu yetkilileriyle ittifak yapan Sinaloa Karteli’nin Colima, Sonora ve Milenio adalı kolları da mevcut.

Los Zetas Karteli: 1999’da Guillen’in, Meksika ordusundan emekli 31 askeri bünyesine almasıyla oluşturulan Los Zetas, önceleri Körfez Karteli’nin kuzeydeki faaliyetlerini kontrol etmekle yükümlü özel birliği konumundaydı. Ancak Guillen’in tutuklanmasının ardından Los Zetas, Heriberto Lazcano liderliğinde 300’e yakın üyesiyle uyuşturucu, silah ve insan kaçakçılığı ağlarını kurdu. Bu süreçte eski Sinaloa ve Beltran-Leyva üyelerini de aralarına alan Los Zetas, Körfez Karteli’yle 2010’dan beri kanlı bıçaklı vaziyette.

‘Ülkede bir narkokültür oluşturuldu’ 
Marcela González Castillo (Özerk Puebla Üniversitesi-Araştırma görevlisi)

Meksika’da mevcut şiddet dalgasının varlığı bir yana, karteller de, geleneksel medyadaki (Mexico Televisa ve TV Azteca’nın elinde bulundurduğu çiftel televizyon piyasası) sansüre bağlı olarak, kendi kitle iletişim araçlarını edinmiş durumda.
Karteller, son dönemde kendi grupları içinde mesaj vermek amacıyla, bir bez parçası üzerine yazdıkları tehdit mesajlarını içeren ve ‘narkopankart’ dediğimiz çağrı sistemini kullanmaya başladı. Farklı bölgelerde öldürdükleri ceset yığınlarının üzerine mesaj bırakıyorlar. Hatta işledikleri suçların görsellerini ‘ Blog del Narco’ adlı internet sitelerine koyuyorlar. Bu sayede rakiplerine hem gözdağı veriyor hem de kışkırtıyorlar.
İnternet sitesini hazırlayan kişinin ise kendini bu göreve adayan, deneyimli bir gazeteci olduğu dedikoduları yaygın. Saldırıların kurbanları ya da birbirlerine güç gösterisi yapan rakip kartellerden öldürdükleri üyelerin fotoğraf ve video görüntüleri, önceleri alçak çözünürlüklü hücre kameralarla çekilirdi, fakat son dönemde videolar yüksek çözünürlükte.
En güçlü kartellerden ‘Michoacan Ailesi’nin bulunduğu Michoacan eyaletinde, internetten kendi topluluklarına yayın yapan ve onları gelişmeler, ölümler ve tehditler hakkında bilgilendiren ve hatta ‘Narcocorridos’ adlı bir müzikal altyapıya sahip ‘narko radyo’lar da bulmak mümkün. Ki bütün bunlar, ülkede bir ‘narko kültür’ oluşturuyor.

Seçimler nasıl etkiler? Ülkeyi 72 yıl yöneten ve uyuşturucu kaçakçılarıyla yasadışı anlaşmalar yaparak ülkeye ‘huzur’ getirme vaadinde bulunan aşırı sağcı PRI’ye karşı seçimleri kazanan sağcı PAN, son 12 yıldır ülke yönetiminde.
PAN, az sonuç veren ve karşılığında birçok masumun hayatına mal olan bir stratejiyle, organize suçlarla mücadele kararı aldı. Solcu PRD ise 2006’daki seçim hilelerinin kurbanı oldu, fakat özellikle ‘Şiddetsiz bir Meksika’ sloganıyla sokaklara dökülen öğrencilerin, kurban ailelerinin ve aydınların da desteğiyle, anketlerde yeniden ilk sıralara yerleşti.
Sizin anlayacağınız, ülke ikiye bölünmüş durumda: Bir yanda durumu eski haline çevirip PRI’nin geri dönmesini isteyenler (ki bu, daha az fakirlik demek değil ve burada en fazla yolsuzluğa karışan partiden söz ediyoruz); diğer yanda PRD’nin vaadettiği hükümet değişikliği ve yeni umutlara bel bağlayanlar. 

Peki seçimler, uyuşturucu kaçakçılığını nasıl etkileyecek? 
Şu anda kartellerin herhangi bir adaya destek verip vermediği bilinmiyor ama geçmişteki seçimlerde ‘El Chapo Guzman’ın Felipe Calderon’u desteklediği düşünülüyordu. Fakat Cumhurbaşkanı Calderon savaşı daha da patladı; ‘El Chapo’nun kardeşini tutuklattı ve bunun misillemesini, kendine en yakın insanların ölümüyle iki defa yaşadı: Cumhurbaşkanı yardımcıları Gobernación Juan Camilo Mouriño ve Francisco Blake Mora, bir helikopterde ‘kaza sonucu’ ölmüştü.
Uyuşturucu kaçakçılığına karşı açılan bu savaş sonucunda PAN, destekçilerinin çoğunu yitirdi. Zira hiç kimse hükümetin mücadele yöntemini onaylamıyor.
Öte yandan halk, büyük bir korkuyla yaşıyor. Kuzeyde ABD sınırındaki Tijuana şehri tamamen güvensiz; insanlar, ailelerine karşı misilleme yapılmaması için kartellere bir tür kira ya da haraç ödemek zorunda kalıyor. 

Telefonla yapılan şantajlar da yaygın: 
Meksika asıllı Amerikan aksanıyla konuşan birileri, İspanyolca-İngilizce karışımı bir dille, aradıkları kişinin yurtdışındaki akrabaları olduklarını söylüyor ve samimi biçimde konuşuyorlar. Sonra da sorunları olduğunu ve paraya ihtiyaçları olduğunu dile getirip onlardan para istiyorlar. Birçok insan, bu şekilde farkına bile varmadan dolandırılıyor.