Mollalar hem Maliki hem İran'dan rahatsız

Mollalar hem Maliki hem İran'dan rahatsız
Mollalar hem Maliki hem İran'dan rahatsız
Necef uleması Maliki'yi İran ve ABD'nin ittifak ettiği lider olarak görüyor. Büyük Ayetullah Said el Hekim Sünni-Şii çatışmasına karşı birlik mesajı veriyor.
Haber: FEHİM TAŞTEKİN / Arşivi

Fırat’ın kıyısı, aydan ışık yok, karşı yaka fark edilmiyor. Bir bot durgun nehrin sularını köpürtüyor, ışıklarıyla sanki ateşböceği. Iraklıların ‘Korniş-i Kufe’ ya da ‘Şattul Fırat’ (Fırat Kıyısı) dediği yerdeyiz. Ziyafette Fırat’ın balıkları var. Şii öğretinin en önemli havzası Necef’te Büyük Ayetullah Seyyid Ali Sistani ile aynı statüyü paylaşan Said el Hekim’in ailesinden hüccet-ül-İslam unvanına sahip iki din adamıyla sohbetteyiz.
Necef’teki 4 ‘taklit mercii’nin duruşu siyaseti de derinden etkiliyor. Mesela Başbakan Nuri Maliki’nin Sistani’den 18 aydır randevu alamaması büyük bir ihtar sayılıyor. 2003 sonrası Şiilerin ortak hareket edip iktidar olmalarında Sistani’nin verdiği istikamet hayatiydi. El Hekim ailesi Sistani kadar etkili olmasa da Şii dünyada yeri büyük. Bu aile, Azeri asıllı Büyük Ayetullah Ebul Kasım el Hui’nin çizgisini sürdüren İranlı Sistani’den farklı bir tona sahip. El Hekim ailesinin muhalif duruşuna karşı Hui-Sistani çizgisi daha ulaşmacı ve maslahatçı. Saddam’ın baskılarından nasibini alsa da sürgüne gitmeyip Irak’ta kalmayı başaran Sistani’ye radikal Şiilerin yakıştırdığı tanım ‘takiyye havzası’ idi. 1955-1970 arasında taklit mercii olan Muhsin el Hekim, Şiilerin dışında Sünni Araplar ve Kürtler arasında da büyük bir saygınlığa sahipti. İyad Allavi’yi hapisten çıkartan, Molla Mustafa Barzani’ye “Kürt kardeşlerimizle savaş haramıdır” diyerek kalkan olan Muhsin el Hekim’di. Hekimler en ağır bedeli 1983’te aileden 29 kişinin idam edilmesiyle ödedi. Şimdi hükümet ortağı olan Irak İslam Yüksek Konseyi’nin (IİYK) kurucusu Muhammed Bakır el Hekim’in öldürüldüğü 2003’ten beri siyasi profilde bir düşüş yaşasa da El Hekim ailesi Said el Hekim’in taklit merci olması nedeniyle ağırlığını koruyor. IİYK İran’la en içli dışlı örgüt olarak bilinmesine rağmen El Hekim ailesi, Necef’teki diğer merciler gibi İran’a hem siyasi nüfuz açısından hem de teolojik olarak ciddi rezerv koyuyor. Şii inancı açısından kayıp İmam Mehdi gelip İslam düzenini tesis etmeden kurulan tüm rejimlerin meşruiyeti tartışılır. İran İslam Devrimi’nin ardından Ayetullah Humeyni meşruiyet sorununu aşmak için siyasi ve dini liderliği cem eden ‘Velayet-i Fakih’ anlayışını geliştirmişti. Ne var ki Necef havzası ‘Velayet-i Fakih’i reddetti.

‘Esad rejimi zalim’
İsimleri bende mahfuz iki ‘hüccet-ül-İslam’ın Maliki, Suriye krizi, İran’ın nüfuzu ve Türkiye ’nin bölgedeki rolüne ilişkin değerlendirmeleri şöyle:
Başbakan Nuri Maliki ABD ’nin adamıdır. Maliki ABD ile İran’ın uzlaşması sonucu iktidar oldu. Bağımsız değil. ABD’nin onayı olmadan Rusya ile silah anlaşması yapamazdı. ABD isteseydi Maliki’den üs alırdı.
Irak’ta gerçek demokrasi yok. ABD hiziplere dayalı bir sistem kurdu. Meclisteki grupların (Şii, Sünni ve Kürtler) onayı olmadan yasa çıkmıyor. Meclis işlemiyor.
Şiiler çoğunluk ama hukuki sistem Sünniliğe dayalı. Osmanlı Şiileri hiç hesaba katmadı. İngilizler geldi, Sünnilere dayalı bir sistem kurdu. Saddam bunu zulüm boyutuna vardırdı. Şiiler aleyhine durum hâlâ değişmedi. İktidardaki Şiiler kendi adlarına bir şey talep etmediği halde Suudi Arabistan gibi ülkeler kalkıp Şii hâkimiyeti diye yaygara koparıyor.
Sünnilerle hiçbir sorunumuz yok. Sünni-Şii çatışması dışarıdan kışkırtılıyor. Necef ve Basra’da Sünniler Şiiler arasında güvende ama Musul’da Şiiler Sünniler arasında güvende değil... Samarra’da türbeye atılan bombanın ardından misilleme saldırılarına havza asla destek vermedi.
Tamam, Suriye direniş ekseninde. Mezhep çatışması ve mezhep tabanlı devletler hedefleniyor. Ama üçüncü bir boyut daha var: Esad rejimi zalim.
Sohbetin ortasında Almanya’dan Prof. Sabine Damir Geilsdorf ile Prof. Jessica Gienow-Hecht de bize katıldı. Necef havzasını araştıran ikili “Hıristiyanlar dahil azınlıklara yönelik Şii merciinden kaynaklanan hiçbir baskı olamaz. Vatikan da saldırıya uğrayan Hıristiyanlara Necef’teki taklit mercilerine gitmelerini istemişti” diyen mollaları ilgiyle dinledi. Necef ve Kerbela sokaklarında kadınlar tamamen kapalı. Ezici çoğunluğu siyah çarşaf, çador ya da abaye giyiniyor. İki Alman başörtülüydü. “Neden” diye sordum, Geilsdorf gülümseyerek yanıt verdi: “Rehberimiz örtünmemiz gerektiğini söyledi. Biz de örtündük.”

‘Şii-Sünni birliği şart’

Ertesi sabah Said el Hekim’in makamındayız. İki katlı mütevazı binaya giden yollar bariyerlerle araç trafiğine kapalı. İçeriye fotoğraf makinesi ve cep telefonu sokulmuyor. Farklı ülkelerden gelen heyetler var. Bizden önce Türkiye’den Aleviler El Hekim’in huzurundaydı. Bekleyenlere Arap kahvesi ‘mırra’ ikram ediliyor. Kulpsuz tek fincan, bir salon dolusu insan. İç içebilirsen! Hijyene takılır içemezsen giden mırranın arkasından yutkunursun benim gibi. El Hekim söze “Ehli Beyt’i koruyun, saldırılara izin vermeyin. Şiilikle ilgili hakikatleri anlatın. Gerçekleri olduğu gibi anlatmanız yeterli” diye başladı. “Sünni ve Şiiler arasında Irak’ta başlayıp Suriye’de derinleşen ayrılığı gidermek için bir tavsiyeniz ya da çalışmanız var mı” diye sordum. Yanıtı şu oldu: “Düşmanlarımız bizim üzerimize benzin dökmek istiyor. Aramızdaki birliği korumak için her türü oyuna hazırlıklı olmalıyız. Havzanın görevi bu birliği korumaktır. Irak’ta bir arada yaşadık, yaşamaya da devam edeceğiz. Dışarıdan para ödenmiş insanlar sorun çıkartıyor. İki tarafı birbirine düşürmek istiyorlar. Biz iki taraf arasında evlilikleri teşvik ediyoruz. Bilmediğimiz mihrakların devreye soktuğu hilelere karşı birbirimizi korumak zorundayız. 10 sene öncesine kadar böyle sorunlar yoktu. Sorunları büyütmek ve aramıza tefrika sokmak isteyenler var. Bizim görevimiz huzur, güven ve birlik içinde ihtilafları gündeme getirmeden birlikte yaşama kültürünü tesis etmektir. Sadece Şiiler ve Sünniler değil Hıristiyanlar ve dinsizlerle birlikte barış içinde yaşamak zorundayız. Aklımızı kullanmazsak çok kötü günler sizi bekliyor. Onların yaptığını yapsaydık buraları ateş sarardı. Birlikte yaşamayı, birbirine katlanmayı, ötekini sırtında taşımayı öğrenmek zorundayız.” El Hekim’in makamında her şey kayıt altında; yanında oturan genç sekreter not tutuyor, bir kameraman çekim yapıyor. Huzura gelenler El Hekim’in elini öpüp varsa müşkül bir durum, aktarıp fetva istiyor, yoksa duasını alıp kalkıyor. Pakistan ve Hindistan’dan İran ve Azerbaycan’a, Kuveyt’ten Yemen’e geniş bir coğrafyada El Hekim’i taklit eden geniş kitleler var. Ve mercinin ziyaretçisi eksik olmuyor. Bir molla, mercinin siyasi gruplara mesafe koymasının şart olduğunu, bir taraftan yana durduğu anlaşılırsa takipçilerinin anında dağılacağını söylüyor. Şiilerde bir merciye bağlanmak şart ama mercilerden birini seçmek serbest.

 

Türkiye’ye karşı kızgınlık büyüyor

İnsanın “Türkiye’nin Arap dünyasındaki rolüne dair olumlu birkaç cümle eden biri çıkmaz mı” diye hayıflanası geliyor. Kadir Festivali için Irak kentlerinin yanı sıra Suriye, Lübnan, İran ve Yemen gibi ülkelerden gelen gazeteciler ve sanatçıların nabzını tutuyorum. Konuştuklarım arasında Türkiye’nin Suriye politikasını hayırla yâd eden çıkmadı. Iraklı gazeteciler Türkiye-Irak ilişkilerinin bozulmasında 3 neden sıraladı:
İdama mahkûm edilen Devlet Başkan Yardımcısı Tarık el Haşimi’ye Türkiye’nin sığınma hakkı verip kalkan olması.
Bağımsız devlet olma yolunda giden kuzeydeki Kürt yönetimiyle kurulan stratejik ilişkiler.
Suriye krizinde Türkiye’nin çatışmacı bir yol izlemesi.
Küfeli gazeteci Hızır Abbas, “Başbakan Tayyip Erdoğan ’ın Büyük Ayetullah Sistani’yi ziyareti tarihiydi. Ama Suriye krizi ilişkileri bozdu” derken Sistani-Erdoğan görüşmesine katılmış biri, Sistani’nin Başbakan’a şunu dediğini aktardı: “Bu ya ilk ya da son görüşme olur.”
Iraklılar bunun son görüşme olduğunu düşünüyor. Irak hükümetine ait bir gazetede çalışan biri “Haşimi’nin AKP Kongresi’ne katılması kabul edilemez. Haşimi’ye Saddam gibi şeffaf yargılama garantisi verilmişti” ifadelerini kullandı. Husi asıllı Yemenli bir gazeteci de “Erdoğan’a destek yüzde 80’lerdeydi. Şimdi sıfır” iddiasında bulundu. Suriyeli gazetecilerin fikirleri de malum!