Pehlevi'nin işkencehanesinde surreal işkence

Pehlevi'nin işkencehanesinde surreal işkence
Pehlevi'nin işkencehanesinde surreal işkence
Devrim 33 yılı geride bıraktı ama İran'ın şahla yüzleşmesi bitmedi. İbret Müzesi'nde balmumu heykeller işkenceleri anlatıyor.
Haber: FEHİM TAŞTEKİN / Arşivi

Abdullah Aziziyan, ahenkle konuşuyor, şiir tadında sözleri. Lakin kendisi ne şair, ne de sözleri şiir. Dinlediklerimiz 252 nolu eski bir tutuklunun işkence hikâyeleri. İran’ın başkenti Tahran’da şah döneminde siyasi tutukluların işkenceden geçirildiği istihbarat merkezi Savak’ın merkezindeyiz. Şimdi adı İbret Müzesi. Dört katlı, ortadaki yuvarlak avluda birleşen koridorlarda hücre ve koğuşlar dizili. Girişlerde Şah Muhammed Rıza Pehlevi, kafasında tacıyla Şahbanu Ferah Diba ve Prens Rıza’nın portreleri. “Bu ses içimizden birinin işkenceye götürüldüğü ya da işkenceden getirildiğinin habercisiydi” diyerek koridora açılan demir kapının sürgüsünü ritmik şekilde yukarı kaldırıp indirdi Aziziyan. Tırmalayan bir ses. Kapının eşiği 40-50 cm, tutuklular gözü bağlı götürülürken takılıp yüzüstü yere çakılsınlar diye. Koridorda irikıyım gardiyan bir kadını saçlarından sürüklüyor; balmumu heykeller ürpertecek kadar sahici. Yandaki hücrede Ali Şeraiti ayakta, ötekinde Hüsrev Gülesuhr. Biri Müslüman devrimcilerin ideoloğu, öteki Marksist devrimcilerin önde giden lideri. İkisi de öldürüldü. Canlandırma gerçekten sahici, hepsi sanat eseri. Kadınlar koğuşunda bitkin, saç baş dağılmış, birbirinin yaralarıyla meşgul tutuklular. 

‘Şah gitti’ Bay Ferdust 
İşkencehanede bir istihbarat görevlisi tırnak arasına akkor iğne batırırken, diğeri alttan elektrikli ocakla ısıtılan sandalyeye oturtulmuş tutukluyu yumruklarken, bir diğeri sırtüstü yatmış birini coplarken, bir başkası en fazla 80 cm’lik bir kafese top şeklinde tıkılmış birine işkence ederken mumyalanmış. Dönemin müdürü Araş’ın itirafnameleri banttan yayımlanıyor. Dini lider Ali Hamaney, eski Cumhurbaşkanı Haşimi Rafsancani, eski Meclis Başkanı Mehdi Kerrubi dahil 8500 kişi geçmiş bu yerden. Kurbanlardan 500’ü kadın, 700’ü din adamı. Hepsinin isimleri plakalar halinde bahçedeki duvara işlenmiş. 

Bahçede şahın istihbarat şefi Hüseyin Ferdust’un makam aracı. Kendisi arka koltukta oturuyor, elinde Keyhan gazetesi, manşet “Şah gitti”. Gezi bitince Aziziyan’a “Şah böyle bir miras bıraktı, ya İslami İran” diye sordum. “Artık işkence yok, olamaz” dedi. 2009’da iki muhalifin işkenceden ölmesi üzerine Hamaney’in emriyle kapatılan Kehrizek Cezaevi’ni hatırlattım, “Evet yanlış yapanlar oldu ama soruşturma açıldı, suçlu olan müstehakını buldu. Önemli olan işkencenin men edilmesi ve cezasız kalmaması. Eskiden işkence şahın onayladığı bir politikaydı” yanıtını verdi. Dışarı çıktığımızda da rehberim, Kehrizek skandalıyla ilgili siyasi alana yansıyan bir restleşmeyi hatırlattı: Hamaney’in açığa aldığı cezaevi müdürünü Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinecad bakanlık seviyesinde sosyal bir kurumun başına atadı. Meclis ‘Hakkında soruşturma devam ederken sen nasıl olur da bu adamı terfi ettirirsin’ diye ayağa kalktı.

Casusluk üssünde bir gezinti
İran İslam Devrimi, ABD’nin Ortadoğu’da aldığı en büyük yenilgi. Bunu başkent Tahran’da eski Amerikan Büyükelçiliği’ne girince anlıyoruz. Elçiliğin çok ötesinde vakti zamanında Ortadoğu’nun en büyük casusluk merkezi işlevi görmüş binanın girişinde 1979-1980’deki öğrenci işgalinde 444 gün rehine tutulan 52 Amerikalıyı kurtarmak için düzenlenen ama kum fırtınası sonucu büyük bir fiyaskoyla biten Tebes Çölü Operasyonu sırasında düşen helikopterin pervanesi sergileniyor. Şimdi bir müze işlevi gören büyükelçilik binasında ele geçirilenler arasında dinleme cihazları dahil çok sayıda casusluk aygıtı var. 

Kilo ölçer kapı 
Kriptoların geçildiği odanın girişindeki 20-25 santim genişliğindeki kapı kilo tanımıyla görevliye açılıyor. Tartı eşikte gizli, korsan giriş yapan kilosuyla kendini ele veriyor. Yazışmaları şifreleyen ve çözen kocaman aygıtlar. Bir başka odada bilumum aygıtlar ve çok gündem oluşturan belge imha makinesi var. İranlılar bunun içinden çıkardıkları kırpılmış kâğıt parçalarını 10 yıllık çalışmayla bir araya getirip bir kitap dizisine dönüştürdü. En dikkat çeken yer ise gizli görüşmelerin yapıldığı, dinlemeye karşı korunaklı oda. Odanın içine camdan bir fanus yerleştirilmiş. Buraya giriş de kilo ölçen sistemle mümkün. Toplantı başlarken kapılar kapanıyor ve oda bir boru ile havalandırılıyor. Kapının yanında İranlıların astığı nota bakılırsa bu odadan ABD’nin bütün elçilik binalarında var. Bina ele geçirildikten sonra elçilik işgali ve Amerikan hegemonyasını temsil eden çizimler ve enstalasyonlar yerleştirilmiş. Binanın dışında baskın sırasında ölen 6 İranlı öğrencinin gömüldüğü yer küçük bir anıta dönüştürülmüş. 

‘Şeytan’la bitmeyen hesap 
Elçilik binası basma tecrübesinden hareketle İranlılar geçen yıl İngiliz elçiliğini hedef aldıklarında doğrudan bir ülkenin egemenliğine saldıran taraf durumuna düşmemek için konsolosluk işlemlerinin yapıldığı binaya yönelik eylemi protesto ile sınırlı tutup mülkiyeti hâlâ İran’a ait olan Gülhak Parkı’ndaki rezidans binalarını işgal edip 6 diplomatı rehine almıştı. Kacarların 19. yüzyılda İngiliz İmparatorluğu’na kullanmaları için tahsis ettiği 200 bin metrekarelik arazinin geri verilmesi için 2006’da mecliste 162 milletvekili girişim başlatmıştı ama bu konuda hiçbir ilerleme sağlanamadı. İranlıların gözünde ‘Büyük Şeytan’ unvanını ABD’ye kaptıran ‘Küçük Şeytan’ Britanya bu coğrafyada hâlâ öfkeyle anılıyor.


YARIN: KUM İLE PERSEPOLİS ARASINDAKİ İRAN