Radyasyondan kaçamadılar

Radyasyondan kaçamadılar
Radyasyondan kaçamadılar
Fukuşima'nın çevresinde yaşayan binlerce kişi risk altında. 29 yaşındaki Kenta Sato onlardan biri.
Haber: SERKAN OCAK / Arşivi

Maya Kobayashi, 20 yıldır Fukuşima’da yaşıyordu. Nükleer santral kazasının ardından evini terk etti. Şimdi bir kardeşinin dışında Fukuşima’da kimsesi kalmamış. Kaza günlerinde ve sonrasında yaşananları şöyle anlatıyor:
“Şu anda Fukuşima’nın uzağında Yonezawa şehrindeyiz. Devlet tahliyesiyle değil kendi imkânlarımızla bölgeyi terk ettik. Kimse bize gitmemizi de söylemedi. Devlet doğru düzgün bilgi vermediği için, bölgeyi terk etmek isteyen insanları biz bilgilendirmeye başladık.”
Radikal’in ulaştığı nükleer mağdurlarından 29 yaşındaki Kenta Sato ise evini terk etmemiş. Sato’nun yaşadığı Litate, 45 kilometre uzaklıktaydı. Kazayla birlikte yaşam tarzlarının kökten değiştiğini söyleyen Sato endişeli: 

“Litate her bilgiye kolayca ulaşabileceğiniz bir yer değil. Yaşlılar haberleri televizyondan, gençlerse internetten takip ediyor. Babam televizyondan 30 kilometrelik alanın boşaltıldığını duyunca, köyümüzün yeterince güvenli olduğunu düşündü. Biz gençler buradan gitmek istiyoruz ama hayatları boyunca burada yaşamış büyüklerimizi bırakıp gidemiyoruz.”
Japonya’da çalışmalara katılan Greenpeace’in enerji ve iklim sorumlusu Aslıhan Tümer’in verdiği bilgilere göre, boşaltılan alan dışındaki 13 bin kilometrekarelik alanda, kabul edilir değerin (1 milisievert) üzerinde radyasyon var. Japon hükümetinin tahliye sınırını çok yüksek düzeyde (20 milisievert) tuttuğunu anlatan Tümer, “Hükümet, bölgede birçok insanın tehlikeli düzeyde radyasyona maruz kalmasına sebep oluyor” diyor. 

Tümer, kazadan bir yıl sonra mağdurlarla ilgili şu tabloyu çiziyor:
“Tahliye edilenlerin büyük bir bölüm geçici evlere yerleştirildi. Fakat hâlâ tahliye merkezlerinde yaşayanlar var. Santralı işleten TEPCO, tazminat isteyenlere 60 sayfalık kafa karıştırıcı formlar yolladı. Süreç uzun ve yorucu. Birçok kişi zamanla tazminat taleplerinden vazgeçiyor. Kadın ve çocuklar bölgeyi terk etti. Fakat erkekler kalıp çalışmaya devam etti.”

Japonya’da nükleer örtbas
Japon hükümetinin nükleer felaketin boyutlarına ilişkin kayıtları gizlediği ortaya çıktı.

Japonya’da geçtiğimiz yılki deprem ve tsunaminin ardından 11 Mart’ta başlayan Fukuşima Daiçi Nükleer Santralı’ndaki radyasyon salınımı devam ederken, olayın yıldönümünde ortaya çıkan kayıtlar Japon hükümetinin hasarın ciddiyetini bildiğini ancak halktan gizlediğini gösterdi. Önceki gün ortaya çıkarılan toplantı tutanaklarına göre, felaketin gerçekleştiği 11 Mart’tan aralık ayı sonuna kadar hükümet kriz yönetimi toplantıları kayda geçirilmedi. Kayıtlar daha sonra hükümetin istediği şekilde yeniden düzenlendi. 

Fukuşima’da neler oldu? 
11 Mart 2011’de Honşu Adası açıklarında meydana gelen 9.0 büyüklüğündeki Tohoto depremi ve tsunamisi sonrası, Daiçi Nükleer Enerji Santralı’ndaki elektrik şebekesi zarar gördü ve jeneratörleri su bastı. Elektrik kesintisiyle yaşanan soğutma eksikliği santralda patlama ve kısmi erimelere yol açtı.
Kazadan iki hafta sonra, Japonya Atom Enerjisi Komisyonu en kötü olası senaryoları dönemin Başbakanı Naoto Kan’a sundu ancak bu felaket senaryoları açıklanmadı.
Santraldaki 6 reaktörden 1, 2 ve 3 no’lu reaktörler kapatıldı, diğerleri tsunami olduğunda zaten kapalı durumdaydı.
Radyasyon sızıntısıyla balık, su ve yiyeceklerde radyoaktif maddelere rastlanmasıyla birlikte bölgede yaşayan 80 binden fazla kişiden evlerini terk etmesi istendi. Şubat ayına kadar 62 bin 610 kişinin tahliye edildiği açıklandı. 

Japonya hükümeti, nükleer kazadan ötürü santralde yalnızca bir işçinin fazla çalışma sonucu hayatını kaybettiğini açıklarken ülke içinde psikolojisi olumsuz etkilenen çok sayıda kişi intihar etti. 24 Mart’ta Fukuşima’da yaşayan bir çiftçi ürünlerine getirilen kısıtlama sebebiyle kendini astı. 11 Haziran’da Fukuşima’da yaşayan başka bir çiftçi ise “Keşke nükleer santral hiç kurulmasaydı” notunu bırakarak hayatına son verdi. Ülke içinde kazayı takip eden aylarda intihar edenlerin sayısı yüzde 21 oranında artarken 3 bin 200 kişinin de nerede olduğu halen bilinmiyor.