@bahadir_ozgr

Raskolnikov'la bir Petersburg gezisi

Raskolnikov'la bir Petersburg gezisi
Raskolnikov'la bir Petersburg gezisi
Rusya'nın büyülü kenti St. Petersburg'u Dostoyevski'nin Suç ve Ceza'daki bohem kahramanı Raskolnikov'un rehberliğinde geziyoruz.
Haber: BAHADIR ÖZGÜR / Arşivi

St. Petersburg üzerine en ilginç yazıyı, Anadolulu bir bayinin kaleminden İktibas dergisinde okumuştum. “Yeryüzünde gezip dolaşın da yalanlayanların sonunun nasıl olduğunu görün” ayetiyle başlayıp biten olağanüstü samimi bir izlenimdi bu. Kentin bir türlü etkileyemediği bayimiz o süsün püsün ardındaki dersi almıştı: “İnançtan uzak, fesat yayan bir toplum gördük!” Lakin izleniminin asıl etkileyiciliği kıssadan hisse bölümünde gizliydi. Olanca ciddiyetiyle dönüp arkadaşlarına, “Buralara kadar geldik, gezdik, gördük. Ne ibret aldık?” diye sormuştu. Turun geri kalan üyeleri fazlasıyla kaptırmış olacak ki, bu ahret sorusuna beklemediği bir yanıt vermişti: “Biz senin gördüğünü, bahsetmiş olduğun gibi anlamadık, biz buraya kafa dinlemeye, yaşamaya geldik.”
İşte o bayinin samimiyet çağrısına ben de uyuyorum. Ve ne beyaz gecelerin baştan çıkarıcılığına, ne Hermitaj’ın, Rus Müzesi’nin büyüsüne kaptırmadan Dostoyevski’nin bohem kahramanı Raskolnikov’un rehberliğinde ne ibret aldıysam aynen aktarıyorum...

İbret 1: Kaç ‘kopek’ gider?
(“…Bir kadeh içebilmem için bana altı kopekçik verir miydiniz?” dedi genç kız. Raskolnikov elini cebine atıp rasgele çıkardığı paraları kıza uzattı. On beş kopekti verdiği...)
Hemen her turist rehberinde Petersburg’un pahalılığı ilk sıralara yazılır. Ne var ki, bu pahalılığın abartılı bir tevatürden ibaret olduğunu kısa sürede anlıyorsunuz. Günlük ihtiyaçlar, İstanbul ’un ortalama semtlerinde harcanandan tek ‘kopek’ fazla değil. Kısıtlı bütçeyi dengelemek için muhasebecinin defter-i kebiri gibi şu basit formülü akıldan çıkarmamak yeterli: 1 TL=16 Ruble.

İbret 2: Nerede kalacağım?
(…Svidrigaylov tam gece yarısı, köprüyü geçmiş, Petersburg yakasına doğru gidiyordu… Birkaç gün önce buradan geçerken, caddenin sonlarına doğru bir yerde, tahtadan ama büyükçe bir otel bulunduğunu fark etmişti…)
Kentin kalbi Nevski Bulvarı’nın çevresi onlarca otel ve hostelle dolu. Buradan aşağı yukarı tüm müzelere, kiliselere, anıtlara yürümek mümkün. Siluet suikastı ağır suç sayıldığından en güzel caddeler ucuz hostellere kalmış. Ortalama bir otelin kişi başı fiyatı 80-150, hostellerin 20-100 lira arasında.

İbret 3: Arabacı kaça gidersin?
(…Duneçka’yla her şeyi inceden inceye hesapladık, yol için pek bir şey gitmeyecek. Buradan istasyona kadar olan yol topu topu doksan verst ve biz her ihtimale karşı tanıdığımız bir köylü arabacıyla anlaştık…)
Bizdekiyle kıyaslanamayacak derecede büyük olan metro ve Kiril alfabesi yüzünden kalacak yere ulaşımda taksi zorunluluk. Küçük Pulkova Havaalanı’ndan çıkar çıkmaz karşınızda taksi servisi belirir. Servisi yöneten kadına otelin ismini söylemeniz kâfi. Kâğıda fiyatı yazar, uzatırsınız, okeyleştiğiniz anda taksi hazırdır. En uzak otel 1400 Ruble (87 lira). Bunun dışında yoldan taksi çevirmek, “Gelin beni soyun” demektir. Gezide kullanılabilecek en akılcı araç ise Stalin mirası troleybüsler. Merkezi caddelerde ilerleyen bu çevreci komünist vasıta sadece 2 lira.

İbret 4: Alice’in harikalar pastanesi
(…Yemekler, kutya dışında daha üç dört çeşit kadardı, sonra gözleme de vardı ve hepsi de İvanovna’nın mutfağında hazırlanmıştı…)
Petersburglular suşi bağımlısı olmuş. Geleneksel yemeklerden midesi hassaslar uzak dursun. Başı sıkışana ise Amerikan yardımı her köşede: McDonald’s. Ancak pastaneler ısrarla tavsiye listesinde zira börek, çörek, krep, pasta çeşidi baş döndürücü. Nevski Bulvarı’nda 1901’de kurulmuş görkemli binasıyla Yeliseyev Şarküterisi’ne girince beyaz tavşanın peşinden harikalar dünyasına dalmış gibi oluyorsunuz.

İbret 5: Şafak Zırhlısı ve Kışlık Saray: İç barış işte böyle olur usta
(…Meslek hayatının ilk adımlarını atarken orijinal bir şeyler yapmayan edebiyatçı ve bilgin olur mu hiç! Ben de, karım da edebiyata bayılırız. Hele karım! Bir tutkudur onda edebiyat! Edebiyat ve sanat! İnsan soylu olmayagörsün, gerisi yetenekle, bilgiyle, akılla, dehayla kendiliğinden geliyor!..)
Malumun ilanı: Petersburg’un varoluşu sanat ve edebiyattır. Burada Hermitaj’ı anlatmak ayıptır ama Rus Müzesi’ni es geçmek de günahtır. Üzerine titrenen İlya Repin’in fotoğrafını çekmek yasak, reprodüksiyonunu satmak yasak, birkaç metre yaklaşmak yasak. Sadece gidip görmek serbest. Müzenin asıl etkileyici kısmı ise Bolşevik işçilerin eserleri özenle taşırken çekilmiş fotoğraflarının bulunduğu koridor. Bu meşakkatli iş kare kare belgelenmiş. Her şey bittiğinde bir Yunan tanrıçasının önünde Kazak, Tatar, Rus, kadın, erkek ve çocukların mutlulukla verdiği poz; bir ülke düştüğünde ayağa nasıl kalkacağını öğreten kutsal bir kitabe misali asılı duruyor. Aynı şekilde Neva’nın bir kıyısında devrimi başlatan Aurora (Şafak) Zırhlısı’nın, diğer yakasında top ateşine tuttuğu Kışlık Saray’ın durması iç barış mefhumunun gerçekte nasıl sağlandığının canlı kanıtı gibi. Tüm bu şatafatın içinde en çok şaşırtan ve biraz da iç burkan Dostoyevski kuşkusuz. Soylu Puşkin ve Çernişevski’nin her yanı kaplamış isimleri, heykelleri ve görkemli müzelerinin yanında fakir Dostoyevski’nin iki odalı mütevazı evi yoksul semtlerden birinde. Girişteki baston ve şapkasıyla, evin ihtiyaç masrafı yazılı kâğıdın durduğu çalışma masasıyla, çocuklarına okuduğu masal kitabıyla, yaşlı hizmetçisinin ellerini kavuşturarak beklediği sandalyesiyle, o çok sevdiği abaküsüyle sanki birazdan içeri Raskolnikov girecekmiş hissi veriyor. Kumar borcu yüzünden haraç mezat satılan eşyalardan geriye kalanların arasında sürgünde taktığı pranga, bir rulet takımı ve iskambil destesi hemen göze çarpıyor.

İbret 6: Nerede bu fakir fukara?
(…Öylesine kötü giyimliydi ki, alışık biri bile bu derece yırtık pırtık şeylerle güpegündüz sokakta dolaşmaya utanırdı. Ancak burası insanın kılık kıyafetiyle hiç kimseyi saşırtamayacağı bir semtti. Saman Pazarı’nın yakınlığı, şu bilinen evlerin çokluğu, hele Petersburg’un bu merkezi semtinin cadde ve sokaklarını dolduran işçi, esnaf, sanatkâr takımı, buranın genel görüntüsünü öyle tiplerle renklendirirdi ki, yabancı birinin görülmesi kimsede şaşkınlık uyandırmaz, kimsece yadırganmazdı...)
Raskolnikov’la özdeşleşmiş baldırı çıplakların merkezi Senaya Ploşçad Rus romanlarından fırlamış gibi hâlâ. Nevski’nin bitiminde uzanmaya başlayan iki katlı, uzaktan 1 kilometrelik bir Çırağan’ı andıran zenginlerin alışveriş merkezi 3 asırlık Gostini Dvor’un bitiminde tıpatıp benzeri bir de fakirler için outlet olarak inşa edilmiş. Kocaman bir tabela gibi Saman Pazarı’na hoş geldiniz diyor.

İbret 7: Petersburg’da yok yok
(İşçilerin geç kaldıkları anlaşılıyordu, çabuk çabuk kâğıtlarını topluyorlar, eve gitmeye hazırlanıyorlardı. Raskolnikov’u fark etmemiş gibiydiler. Aralarında bir şey konuşuyorlardı. Raskolnikov dinlemeye koyuldu… “Ah be” dedi, “şu Petersburg’da yok yok, desene?..” Yaşlısı öğüt verir gibi: “Evet, kardeş,” dedi “bu Petersburg’da yok yoktur!”)
Petersburg... Namı diğer Leningrad’da son sözü de bırakalım işçiler söylesin…