Suriye Ulusal Koalisyonu Başkanı Halid Hoca: Türkler ve Suudiler silah yardımını artırdı

Suriye Ulusal Koalisyonu Başkanı Halid Hoca: Türkler ve Suudiler silah yardımını artırdı
Suriye Ulusal Koalisyonu Başkanı Halid Hoca: Türkler ve Suudiler silah yardımını artırdı
ABD yönetiminden destek aramak amacıyla Washington'da bulunan Suriye Ulusal Koalisyonu Başkanı Halid Hoca, Türkiye'nin kuzeyden, Suudi Arabistan'ın ise güneyden silah desteğini artırdığını belirterek, bu durumun İdlib'in düşmesinde payı olduğunu söyledi.

RADİKAL - Barack Obama Yönetimi’nden destek aramak için Washington’da bulunan Suriye Ulusal Koalisyonu Başkanı Halid Hoca, iki ay öncesine kadar Özgür Suriye Ordusu'nun bazı yerlerde 'yiyecek ekmek bile' bulamazken Suudi Arabistan’ın desteklediği güney cephesi ve Türkiye ’nin desteklediği kuzey cephesine eşzamanlı olarak gelen silah yardımlarının arttığını söyledi ve “Silah yardımlarını artırmaları son savaşa yansıdı. Esad çekiliyor şu anda” diye konuştu.

ABD  Dışişleri Bakanı John Kerry ve Pentagon yetkilileriyle görüşen Halid Hoca “Suriye’de çok önemli bir dönüm noktasından geçildiğini” belirtirken, şimdi Suriyeli 'muhalifler' için hedefin önce güvenli bölgeler oluşturmak sonra da Şam’ı kuşatmak olduğunu açıkladı. Hürriyet Washington Temsilcisi Tolga Tanış'ın sorularını yanıtlayan Halid Hoca'nın açıklamalarından bazı bölümler şöyle:

Suriye’de son durum nedir?

Suriye’de çok önemli bir dönüm noktasından geçiyoruz. Rusya’nın ve İran’ın varlığına rağmen. Son aylarda çok net bir şekilde, Suriye Ordusu İranlı komutanlar tarafından yönlendirilmeye başlandı.

Ne zamandan beri?

Son altı aydır. Fakat son iki aydır Kasım Süleymani (İran istihbarat şefi) kendini gösteriyor. Suriye’ye de geldi. Suriye halkı, kendini diktatör rejime karşı mücadele veriyor gibi değil, tamamen bir özgürlük savaşında gibi görüyor. Çünkü bölük bölük gruplar varken artık hepsi birlikte bir operasyon merkezi kurdular. Birlikte İranlılara karşı savaşıyorken Dera’da püskürttüler, güneyde. Halep üzerine vurulan kuşatmayı da kırdılar. Cisr eş-Şuğur’da çok önemli bir stratejik kazanım elde ettiler.

'Fetih Ordusu' mu vardı?

Dera’da yok, Birinci Ordu vardı. Hepsi Güney Cephesi. Ziyad Hariri komutanı.

Kuzeyde?

Şam-Halep otoyoluna hâkim olan tuğla fabrikasını ele geçirdik. Çok stratejik bir önemi vardı. Bir hafta önce. Ondan sonra rejim Halep’ten çekilmeye başladı. Milli müzeyi boşalttı. Merkez Bankası’nı boşalttı. Devletin önemli kurumlarını boşaltıyor. O yüzden rejim şu anda Halep’i kuşatıyorken, kuşatılmış hale düştü. Güneyden ve kuzeyden ciddi çekilmeler var.

Nereye doğru çekiliyorlar?

Şam’a ve Lazkiye’ye doğru. Şimdi rejim kendi halkına karşı başlattığı savaştan sonra ve devlet kurumlarını kendi uçaklarıyla bombaladıktan sonra İran’ın dahil olmasıyla birlikte içeriden çökmeye başladı. Çünkü rejime sadık olan generaller, İran’ın varlığına karşı çıktılar. Örneğin Rüstüm Gazali. Bu kişi Esed’in en sadık istihbarat başkanıydı. Kendisi Deralı. Kasım Süleymani Dera’ya girdikten sonra karşı çıktı ve Esed’in başka istihbarat birimleri tarafından işkence edildi. En son zehirli iğneyle öldürüldü. Hastanedeyken. Esed Ailesi’nden beş kişi, İranlılara karşı çıktıkları için Hizbullah tarafından öldürüldü.

Kimler?

Esed’ın dayısının oğlu Hafız Mahluf kaçtı ülkeden. Yani kayboldu. Ölenlerin isimlerini söyleyeyim. Hilal Esed. Behçet Esed, Vatan Destekçileri grubu tarafından öldürüldü. Suriye Hizbullahı’na bağlı bunlar. Ondan sonra Tevfik Esed, yine Hizbullah’a karşı çıktıktan sonra öldürüldü. Sonra Münzir Esed, devlete karşı komplo kurduğu gerekçesiyle tutuklandı. Serbest bırakıldıktan sonra öldürüldü. En son Muhammed Esed.

Ne zaman oldu bu ölümler?

Bunlar son 1-1.5 ay içerisinde. Hepsi Lazkiye’deydi. Hafız Mahluf Şam’daydı. Bir de asıl rejimin içindeki çökmeyi tırmandıran şey, rejimin önemli rütbeli 15 subayının Dera’da İranlıların emirlerine itaatsizlik suçundan kurşuna dizilmeleri. Bu da 1.5 ay önce gibi oldu. Olaylar hızlı tırmanıyor. Biz diyoruz ki şu anda, rejimin ani çöküşü, hiç istenmeyen bir senaryoya götürecek bizi. Çünkü rejim çöktüğü yerlerde hemen IŞİD’i çağırıyor. Yermuk Kampı’nda (Şam yakınlarında yaklaşık 100 bin Filistinli’nin kaldığı mülteci kampı) olduğu gibi. Yermuk Kampı, dört yandan kuşatılmış bir kamp. İçinde Özgür Suriye Ordusu vardı. Rejim birlikleri içeriye girmeye çalıştı. Başaramayınca IŞİD girdi. Daha 15 günlük bir şey. Bu yüzden diyoruz ki, rejimin ani çöküşünü önlemek için güvenli bölgeleri inşa etmemiz lazım. Kerry’yle, Güvenlik Konseyi’yle bunu konuştum. Şimdi Pentagon’la da görüşeceğim.

Güvenli bölge denildiğinde ne anlamamız gerek?

Özgür Suriye Ordusu tarafından karasal koruma olacak. Bir de rejim uçaklarını geri püskürtecek hava savunması demek. Bununla beraber bizim geçici hükümetimiz hemen içeri girip hizmete başlayacak. Konsept bu.

Güvenli bölge kurmak ne fayda sağlayacak?

Biz bununla 6 amaç elde etmiş olacağız. 1) Sivil yönetimi gerçekleştirmiş oluruz. Asker grupların burada sivil yönetime karışmasını engellemiş oluruz. Sivil yargı sistemi. Sivil belediyecilik. Böylece insanları aşırı gruplardan uzaklaştırıp yeniden Suriyelilik çizgisine dönmelerini sağlamış oluruz. 2) Mültecilerin civar ülkelerden dönmelerini sağlamış oluruz. 3) İnsani yardım akışını kolaylaştırmış oluruz. 4) Şam’a doğru ilerlerken kontrollü bir şekilde ilerlemiş oluruz. Böylece Esed sonrası geçiş döneminde Libya gibi, Yemen gibi veya Somali gibi senaryoları aşmış oluruz. 5) Aşırı grupların boşluktan yararlanmalarını önlemiş oluruz. Ve en önemlisi günlük bazda verilen kayıpların, ölümlerin önüne geçmiş oluruz.

İki ay önce ne oldu da İran daha önce hiç olmadığı ölçüde bu kadar işin içine girdi?

Aslında İran baştan beri vardı. Ama Esad çökerken İran bu sefer büyük çapta girdi ve açıkladılar.

Rejimin gerilemesini Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 2 Mart’ta Riyad’da Suudi Arabistan Kralı Selman’la yaptığı görüşmeden sonra muhalefete yapılan yardımların artmasına bağlıyorlar.

Şimdi bu var, bir de Arabistan’ın Yemen’e yaptığı Kararlılık Kasırgası Operasyonu’ndan (25 Mart’ta başladı) sonra bölgede artık İran’ın nüfuzuna ‘Dur’ diyecek bir gücün olduğu ortaya çıktı. Bu güç, yani Körfez ülkelerinden Suudi Arabistan, Katar, Ürdün’le beraber Türkiye’yle de bir koordinasyon halinde Suriye konusunda bir anlaşmaya doğru gitmesi gerektiğini anladı. Bu yüzden Suriye’de daha önce bir koordinasyonsuzluk vardı.

Farklı grupları mı destekliyorlardı?

Farklı grupları destekliyorlardı ve rejmin düşmesi bu Körfez ülkeleri için öncelik değildi. Fakat İran’ı karşılarında görünce öncelik haline geldi. Ve Türkiye ile işbirliği yapılması gerektiğinin farkına vardılar. Bu tabii ki sahaya çok olumlu yansıdı.

2 Mart Riyad görüşmesi o zaman bir dönüm noktası mıydı?

Onu diyebilirsiniz. Fakat Kararlılık Kasırgası aslında dönüm noktası. Şimdi Kral Selman ve ekibi, baştan beri Türkiye’ye yakınlaşmaktan yanaydı. Bunlar iktidara gelince (önceki Kral Abdullah’ın 23 Ocak 2015’te ölümünden sonra) tabii ki bu momentum kazandı ve bu Suriye’ye olumlu yansıdı. Özellikle Prens Muhammed bin Nayef (29 Nisan 2015’te Kral Selman’dan sonraki veliaht prens olarak atandı).

O mu Suriye’yle ilgileniyor daha çok?

Tabii.

Suudi Arabistan’daki terörle mücadeleyi de o yürütmüştü.

O yürütmüştü aynen.

Siz görüştünüz mü kendisiyle?

Yok, daha görüşmedik. İkinci bir Suudi Arabistan ziyareti yapacağım. Görüşmem olacak.

Peki bin Nayef’in somut katkısı ne oldu?

Yeni bir momentum yarattı. Gelen yardımlar arttı sonuçta.

Türkiye üzerinden mi?

Yok. Suudi Arabistan, Dera üzerinden veriyor. Tabii Katar da var. Arabistan-Katar yakınlaşması da olumlu yansıdı. Şu anda Suudi Arabistan, Katar, Türkiye. Muhtemelen Ürdün de katılabilir. Böyle bir şey yapabilir.

Dera üstünden nasıl veriyorlar?

Güneyden.

Hariri’ye mi veriyorlar?

Güney cephesine, tabii tabii.

Ama kuzeydeki momentum değişti. İdlib (28 Mart’ta örgütlerin eline geçti) nasıl oldu?

Şimdi güneyde ve kuzeyde iki yarı operasyon merkezi var. Kuzeyden de yardım arttı.

Yani Türkiye kuzeyden artırdı, Suudi Arabistan güneyden artırdı.

Tabii.

O zaman İdlib’in düşmesi bununla ilgili.

Tabii rahatlattı.

Peki nasıl güveniliyor? Sonuçta orada Nusra da var.

El Nusra’nın varlığı çok abartılıyor. Sesi daha güçlü. Bunu sürekli söylüyoruz. El Nusra, İdlib savaşında yüzde 15 civarındaydı en fazla. Dera’da da öyle IŞİD’e karşı. Biz öncelikle Nusra’nın bir terörist grup olduğunu zaten söylüyoruz.

Yüzde 15, 'Fetih Ordusu' güçlerinin içindeki payı mı?

Evet.

Dera’yı da katarak mı söylüyorsunuz?

Yok, Dera ayrı. Dera’da şu anda El Nusra’ya karşı bütün gruplar birleşti. Fakat birleştikten sonra yine IŞİD’e karşı bir savaş oldu. Taktiksel koordinasyon oluyor. IŞİD’e karşı ve rejime karşı. Fakat sonuçta bunlar, El Nusra’nın halk bazında bir desteği olmadığını biliyorlar. IŞİD gibi bir hâkimiyet kurma veya burada ayrı bir devlet kurmaya yönelmediler. Yönelmemelerinin sebebi de bence bölgede destek bulamamaları. Biz İdlib kurtarıldıktan sonra sivil yönetim kurulması gerektiğini söyledik. Bu yüzden oradaki askerler sivil yönetime saygı duyuyor. Hemen seçimler yapıldı. El Nusra karşı çıkamadı. Dera’da zaten sivil yönetim var. El Nusra Dera’da var yok. Halep’te de öyle. Bu yüzden sonuçta biz eğer bu güvenli bölgeleri kurup sivil yönetim kurarsak, El Nusra’ya şimdiden söylüyoruz. “El Kaide ile bağlantılarınızı kesip ya Suriyelilik çizgisine dönersiniz” veya yine tehdit olarak algılayıp sonuçta bunları püskürtmeye çalışacağız.

Siz “El Kaide ile bağlantınızı kesin” deyince ne diyorlar?

Biz sürekli bunu söylüyoruz. Tabii Suriyeliler döner. El Nusra’nın yüzde 80’i Suriyeli ve El Nusra’ya katılımları ideolojik sebepten değil. Desteğin orada olduğunu düşündüklerinden. İki ay öncesine kadar şey yoktu, Özgür Suriye Ordusu askerleri bazı yerlerde yiyecek ekmek bile bulamıyorlardı. Hâlâ Humus’ta öyle mesela. Hâlâ Humus’ta ben buraya gelmeden önce “Ekmeğimiz yok” dediler ve “IŞİD öneriyor” dediler.

ÖSO temsilcilerinin Amerikalılardan özellikle tanksavar talepleri vardı.

İstediler. Antitank biraz bizde var ama yeterli miktarda değil. Ama bizim için işte uçaksavar…

Kim verecek?

Bazı ülkeler zaten baştan beri hazırlar bunu vermeye.

Verdiler mi?

Yok. İşte Amerikalılar esneklik göstermiyorlardı. Şu anda daha esnek görünüyorlar.

Türkler mi verecek Amerikalılar mı verecek?

Ne Türkler ne Amerikalılar. Başka ülkeler.

Hangi ülkeler?

Söylemeyeceğim.

Anlaştınız mı?

Var. Ben bütün dış ziyaretlerimde dile getirdim. Birçok ülke hazır.

Suudlar?

Suudi Arabistan değildi.

Peki somut olarak Türkiye’nin verdiği destek size nasıl bir momentum kazandırdı?

Sadece Türkiye değil, güney cephesi ve kuzey cephesine eşzamanlı olarak gelen silah yardımlarını artırmaları son savaşa yansıdı. Esad çekiliyor şu anda. Kabuğuna çekiliyor. Şam’a ve sahile çekiliyor. Şam’da bile şu anda çökmeye başladı. Muhtemelen kuzeydeki şehir merkezlerinden çekilip sahili öncelikle korumaya çalışacak. Şam’ı da koruyamayabilir. Şam’ın yüzde 30’u Guta bölgesi halen Özgür Suriye Ordusu’nun elinde. Kuşatılmış olmasına rağmen. Bu yüzden Guta üzerindeki kuşatmanın kırılması Şam’ın düşmesi demek.

Bundan sonraki hedef Lazkiye mi?

Tabii Lazkiye’de sıkışacak. Lazkiye’deki senaryo çok farklı.

Şu anda ağırlıklı olarak kuzeydeki hedefiniz neresi?

Humus, Hama’ya ilerlemek. Şam’a doğru ilerlemek.

Lazkiye’yi en sona mı bırakacaksınız?

Lazkiye’de savaş olmaz.

Niye?

Orada denge çok farklı. Herhalde rejim çöktükten sonra rastgele bir savaş açılmasının anlamı yok.

Esad’ın çevresinin Lazkiye’de kalacağı, orada ayrı bir yapının kurulacağı yönünde bir senaryo vardı. O senaryo yürüyor diyebilir miyiz?

Önemli olan Şam’ı ele geçirip geçiş hükümeti kurmak. Ondan sonra bir geçiş adaleti olur.

Peki umudunuz var mı? Esad Rejmi masaya gelecek mi?

Gelmez. Askeri olarak sıkıştırırsınız. Sıkışınca masaya oturur. Şu anda sıkışıyor. İyice sıkıştırmak lazım.

Ne gerekiyor?

Şam’ın kuşatılması lazım.

Ne kadar zaman lazım bunun için?

Şam aniden de düşebilir. Ama Şam’ın kuşatılmasından önce bu güvenli bölgelerin yaratılması lazım. Boşluktan aşırı grupların yararlanmaması lazım.