Talat'ın korkuları

Talat'ın korkuları
Talat'ın korkuları
Haber: FEHİM TAŞTEKİN / Arşivi

Kendisini Kıbrıs’ın birleşmesine adayan KKTC’nin 2. Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Türkiye ’nin geliştirdiği yeni söylemlerden endişeli. Talat’la, görevi bıraktıktan sonra devletin kendisine tahsis ettiği Lefkoşa’daki ofisinde yeni müzakere sürecinden besleme tartışması ve Ankara’nın ‘çözüm olmazsa referandumla bağımsızlık ya da Türkiye’ye ilhak’ yönündeki çıkışlarını konuştuk. 


Siyasete dönüş niyetiniz var mı?
Şu sıralar kendimi yavaştan siyasette görüyorum. 

Dönüşe yönelik bir hazırlık mı?
Şimdilik yok. Ortam uygun değil. Kıbrıs sorununun çözümüne ilişkin ümitlerin yerlerde süründüğü şartlarda herhangi bir siyasi hedefim yok. Benim misyonum Kıbrıs meselesinin çözümüdür. Bunu yapabileceksem bu işe girişebilirim. 

Halkın yılgınlığı çözümsüzlükten mi, yoksa iktidar değişikliğinden mi kaynaklanıyor?
Çözümsüzlüğe ilişkin değil. Çözüm ümitlerinin ortadan kalkması nedeniyle iktidar değişikliği yaşandı. 

Kamuoyunun görüşü de değişti mi? Bir referandum olsa 2004’teki gibi yüzde 65 ‘Evet’ çıkar mı çıkar mı?
Çıkmaz. Plana bağlı ama yüzde 50’nin altındadır. Karşı tarafta iyice aşağılardadır. Çünkü geçen seçimde Annan Planı iyice şeytanlaştırıldı. 

Ama şimdi farklı bir müzakere süreci var…
Bazı değişiklikler olur ama ana fikir Annan planı. 

Başbakan Tayyip Erdoğan , “Benim kitabımda artık Güzelyurt yok. Karpaz’da en ufak oynama yapılamaz” dedi. Bu çıkışların yeni süreci nasıl etkiler?
Diğer hususlarda anlaşmadan harita konusunu konuşmak doğru değil. Çünkü insanımızın en çok rahatsız olacağı konudur. En fazla hamaset yapılan konudur. Çözüm hamasetle olmaz. 

Türkiyeliler meselesi üzerinde bir anlaşma var mı?
Orada ciddi sorun yok. Mesele abartılıyor. Bunun ciddi sorun olmayacağını Rumlar da anladı. Ama yeni hükümet çok hızlı bir şekilde vatandaşlık dağıtıyor. Bu ciddi bir sorun yaratabilir. Senim dönemimde bakanlar kurulu kararıyla sadece 5-10 kişi vatandaş yapıldı. Hükümeti kurduğumda Ulusal Birlik Partisi (UBP) tarafından hazırlanmış 1670 kişilik liste vardı. Hatta bir sırada Ahmet-Mehmet, eşi ve çocuklarıyla birlikte yazılıydı. Düğün davetiyesi gibi. 

Bu listeleri geçirmek bir nevi vatanseverlik sayılıyor sanırım...
Bilemiyorum. Bir de istek üzerine yapılıyor bunlar. Kimse benden istekte bulunma cesaretini gösteremedi. Şimdi bu değişti. Her hafta bakanlar kurulu kararıyla 5-10 kişi vatandaş yapılıyor. Karar alınırken ‘belgeler uygun olması koşuluyla vatandaş olmasına karar verildi’ deniliyor. KKTC vatandaşlığı gayri ciddi. 


Bu yönetim tarzı sayesinde Ergenekon etkisi yeniden güçleniyor mu sizce? Sanırım 2004’te evinizin bombalanması da Ergenekon’la bağlantılıydı.
Türkiye’de yeniden güçlenmesi zor olduğu için Kıbrıs’ta da zor. Türkiye’deki hesaplaşma buraya da yetiyor. Burayı o kadar ciddiye almayın. Ağlar öyle bir kuruldu ki bu kaçınılmaz bir şey. Düşünün polisiniz askere bağlı, bütçenin yani maliyeniz Türkiye’ye bağlı, maliye bakanınız var mali ilerde tek yetkili değil. İkinci bir mali hükümet var o da Türkiye büyükelçiliği daha doğrusu TC Mali Yardım Heyeti. Siz maliye bakanından para sızdıramıyorsanız gidin Türk büyükelçiliğine, oradan sızdırmaya çalışın. Bu oluyor. 


Bu anormalliğin giderilmesi için sizin döneminizde bir şey yapılamadı mı?
Ben çaba ortaya koydum, pişiriyordum yani. Ama ekonomi tepetaklak olunca sesimiz davulun sesinden duyulmaz oldu. 


Yükselen Türkiye karşıtlığını nasıl okumak lazım?
Bu UBP ve Derviş Eroğlu iktidarının kışkırtmasıyla oldu. Bilinç bir şeydi. En basiti kapalı kapılar ardında sendikalara şu söylendi: ‘Biz de istemiyoruz ama Türkiye bastırıyor, parayı o veriyor, ne yapalım.’ Emekli dernekleri emekliden vergi alma yasasını imzalamasın diye Eroğlu’na gitti. ‘Ben imzalayayım da siz mahkemeye gidin, aksi halde Türkiye para vermez’ dedi. Dolayısıyla sendikalar da eleştirilerin odak noktasına Türkiye’yi oturttu. Tabi ben sendikacı olsaydım bunu yapmazdım çünkü muhatabım buradaki hükümettir. Doğru olanı ben paranı istemiyorum demekti, bunu diyebilecek misin? Hem hakaret edeceksin hem para isteyeceksin, bu da yanlış. 


Erdoğan’ın besleme tartışmasına yol açan tepkisine ne diyorsun?
Kıbrıs Türkünün asla kabul edemeyeceği aşırı bir tepkiydi. Çok ağır bir ifadeydi. 


Türkiye hükümetinin referandumla KKTC’nin Türkiye’ye bağlanması ya da bağımsızlık ilanı gibi kartlar ileri sürülüyor. Bu mümkün mü?
2004’te ilk kez uluslararası alanda moral üstünlüğü ele geçirdik. Kıbrıslı Türkler çözüm istediğini ispat etti. Öncesinde Türkler kötü çocuktu, işgalcinin oyuncağıydı. Böyle görülüyordu Türkler. Ama Kıbrıslı Türkler 2000’lerde dönüşüm yaşadı, AB’yi daha elle tutulur görmeye başladı. Türkiye’de de AB heyecanı vardı. Bu sayede 2003’de benim partim (Cumhuriyetçi Türk Partisi) kazandı. Rum tarafı AB’ye girmiş olduğu halde müzakereler başlatıldı ve referandum oldu. Rumlar planı Türklere reddettiremeyince kendisi reddetti. Aslına bakılırsa Annan Planı’nda tehlikeli şeyler vardı ama Rauf Denktaş müzakere etmedi. Çünkü hem adanın birleşmesine karşıydı hem de ‘bırakın plan kötü kalsın ki halkıma reddettireyim’ diye düşündü. 

AKP ’nin yeni tutumu kamuoyunu nasıl etkiliyor?
AKP Türk toplumunu olumlu yönde etkiledi. Ama vatandaş somut şeyler görmeyince umutlarını yitirdi ve sonunda seçimleri çözümsüzlüğün lideri kazandı. Ama uluslararası ortam gereği ister gibi görünüyor. Bizimkilerin şansı Rumların son derece cesaretsiz bir lidere sahip olmasıdır. Kendi gölgesinden, ortaklarından, halkından ve papazlardan korkuyor. Eroğlu karşısında bile Dmitris Hristofyas daha uzlaşmaz görülüyor. Moral üstünlüğümüzü sarsan 2002’nin başbakanlığa Eroğlu’nun seçilmesidir. BM raporu çıkarsa her iki tarafa eşit eleştiri olacak. Moral üstünlük bizdeyken eşitliğe geçmiş olacağız. Moral üstünlüğü kaybettiğinizde bağımsızlık ya da Tayvanlaşma gibi bir B planı 2004’e göre çok daha zor. 


Senaryonuz ne, bundan sonra ne olacak?
Her şey rölantiye alınacak. Rumların AB dönem başkanlığı geçtikten sonra Türkiye’nin AB perspektifi olumlulaşırsa Kıbrıs sorunu hareketlenecek. Fransa’da François Hallande’ın seçilmesi durumu değiştirebilir. 


Rumların müzakere başlığı açıp sürpriz yapabileceği de söyleniyor…
Türkiye için önemi yok, Rumlarla görüşemez Türkiye. 

Limanların Rumlara açılmaması da bu süreçleri çok olumsuz etkilemedi mi?
Türkiye’nin AB macerasını olumsuz etkiledi. Ama açılması Kıbrıslı Türkleri daha da olumsuz etkilerdi. O zaman Kıbrıslı Türklerin tutunacak hiçbir dalı kalmayacaktı. 


Türkiye’nin son söylemlerine karşı halkın içerisinde ölçülebilir bir tepki var mı?
İlhak konusunda büyük tepki var. Bağımsızlık başka. Halkın birinci tercihi bağımsızlıktır ama olmuyorsa federasyon. 


KKTC’nin tanınması mümkün mü? Mesela Türkiye yeni Arap dostlarını ikna edebilir mi?

Arap ülkeleri tanımaz. Mesela Tunus’a gittim, dışişleri bakanı benimle görüşürken fotoğraf bile vermedi. Zayıf ülkeler uluslararası güçlerin karşı durduğu bir şeye evet diyemez. 


İddialı Türk dış politikasının iddiası nerede kalıyor peki?
Hiçbir konuda o kadar büyük değil, biz gördük onu. 


Rumların çözüm istemediğini bile bile bu kadar tutkulu olmanızı neye bağlayacağız?

Bu kadar çözüm istersen elin zayıflar diyorlar. Rumlar zaten çözüme olan ölümcül ihtiyacımı biliyor. Bilmeyen mi var. Masada taviz veriyor muyum, ona bakmamız lazım. 


Denktaş da ‘Talat cumhurbaşkanı olduktan sonra artık Rumları daha yakından tanımıştır’ şeklinde beyanatları olmuştu.
Bir kısmı doğru. 


O koltuk sizi biraz Denktaşlaştırdı mı?
Hayır öyle değil. Rumların düşüncelerini biliyorum. Çünkü Rumlarla en çok ilişkisi olan bendim. Kendilerini eski Yunan’ın torunları gibi görüyorlar. Eski Yunan’da tanrılar bile entrikalı siyaset yapardı, bunlar da onu yapıyor.
Ama cumhurbaşkanı olduğum zaman Türklerin uzun vadeli çıkarlarını da düşünmek zorundaydım, daha sağlamcı olma gibi bir pozisyon takındım. 


Denktaş burada haklıymış dediğin oldu mu?
Hiç olmadı. Tam tersi ne kadar haksız olduğunu daha çok gördüm. Çünkü Denktaş Kıbrıs türküne gerçekten bir şey kazandırmak isteseydi dönüm noktası 2003’te Rumların AB’ye girişiydi. 


Ne yapabilirdi?
Onun öncesinde Annan Planı’nı müzakere edip bitirebilirdi. Çünkü AB, BM’de şunu söylemişti: ‘Buna evet demezse AB’ye giremez’. Soru bile tekti: Çözüm anlaşmalarına ‘Evet’ diyor musun, garantörlük anlaşmalarına ‘Evet’ diyor musun, Kıbrıs’ın AB’ye girmesine Evet diyor musun? Üç soruya tek cevap evet ya da hayır. Rumlar kabul ederek girecekti AB’ye. Mart 2003’e kadar durum buydu. Denktaş Bey AB’yi mezbahana olarak görüyordu ve Kıbrıs Türküne güvenmiyordu. 


Siz güveniyor musunuz?
Sağduyuya inanıyorum ama çoğu zaman çoğunlukların da yanlış kararlar verdiğini gördük.