Türkiye'de basın özgürlüğü krizde

Türkiye'de basın özgürlüğü krizde
Türkiye'de basın özgürlüğü krizde
Gazetecileri Koruma Komitesi (CPJ), yayımladığı raporda Türkiye'de gazeteciler üzerindeki baskının dünyadaki en ağır örneklerden biri olduğunu bildirdi.

Gazetecileri Koruma Komitesi (CPJ),  yayımladığı ‘Basın Özgürlüğü Krizi: Gazetecilerin Hapsedildiği ve Muhalefetin Suç Sayıldığı Karanlık Günler’ başlıklı özel raporda, Türkiye’de gazeteciler üzerindeki baskının dünyadaki en ağır örneklerden biri olduğunu bildirdi. CPJ, raporu Türkiye’de yaygın olarak görülen, gazetecilere karşı cezai kovuşturma açılması ve gazetecilerin hapsedilmesinin yanı sıra, hükümetin basında otosansürün içselleştirilmesi için başvurduğu çeşitli baskı yöntemlerine dikkat çekmek için kaleme aldığını açıkladı. Türkiye’deki basın özgürlüğü sorununun kriz düzeyine ulaştığı kaydedilen raporda, yetkililerin dünyanın yakın tarihte gördüğü basına karşı en amansız savaşlardan birini açtığı ifade edildi. CPJ, Türkiye’de 76 gazetecinin demir parmaklıklar ardında olduğu, bunlardan da en az 61’inin doğrudan gazetecilik faaliyetleri ile ilgili olarak hapis cezasına çarptırıldığı tespitinde bulundu. Ergenekon davası kapsamında gazeteciler Ahmet Şık ve Nedim Şener’in bir süre hapis yatmasına değinilen raporda, hükümetin darbecilerden çok muhalif gazetecileri cezalandırma niyeti olduğu belirtildi.

 

Dünya çağında en büyük saldırı’

‘İnatçı ve alıngan’ olarak tanımlanan Başbakan Tayyip Erdoğan ’ın eleştirileri ‘kişisel saldırı’ olarak algıladığını yazan CPJ’nin raporunda, "Başbakan Erdoğan hükümeti basına karşı yakın tarihin dünya çapında en büyük saldırısını yürüyor. Erdoğan açıkça gazetecilerin itibarına saldırıyor, medya organlarını, eleştirel yazılar yazan çalışanları uyarmaları ya da işten atmaları için zorluyor ve çok sayıda hakaret davası açıyor" ifadesine yer verildi. Doğan Medya Grubu’na yönelik vergi kaçakçılığı davasının da ‘siyasi sebeplerle açılmış olabileceği’ belirtilen raporda, "Bir yanda gazeteciler onar onar hapsedilirken Ocak 2007’de Türkiyeli Ermeni gazeteci Hrant Dink’i katledenler serbest dolaşıyor" denildi.

Hapisteki gazetecilerin sayısının İran, Eritre ve Çin gibi baskıcı ülkelerden daha fazla olduğu da raporda gazeteci Nuray Mert’in ‘Doğru Söylemenin Onuru’ başlıklı mahalesine de yer verildi. Mert makalede, "Birçok şekilde tehdit edildiğimi hissediyorum. Nefret dolu cinsiyetçi mesajlar alıyorum, seyahat ettiğimde esrarengiz bir biçimde bavulum karıştırılıyor, özel telefon görüşmelerim dinleniyor" ifadelerini kullanıyor.

 

‘Hapistekilerin çoğu Kürt’

CPJ’ye göre 12 Eylül 1980 darbesinin ‘gölgesi bugünün olaylarının üstünde hissediliyor’ ve darbe sonrası inşa edilen yargısal yapı hükümetlerin muhalefeti cezalandırmasına ve ‘entelektüel rakiplerini terörist olmakla suçlamasına’ olanak sağlıyor. Hükümetin, PKK veya diğer yasadışı Kürt gruplar lehine yapılan haberleri ‘örgüte yardım etmekle eş güdümlü’ tuttuğunu belirtilen komite, habercilik faaliyetlerinin ‘terör eylemleri olarak tanımlandığını’ yazıyor. Ağustos 2012’de yapılan araştırmada Türkiye’de hapiste bulunan 76 gazetecinin yüzde 70’inden fazlasının Kürt olduğuna dikkat çekilirken, "Kürt meselesi, Türkiye’de basın özgürlüğü sorununun en gerilimli unsurlarından biri" ifadesi kullanılıyor. {RADİKAL/DIŞ HABERLER}