'Uzatmalı' misafirler

'Uzatmalı' misafirler
'Uzatmalı' misafirler

Fotoğraflar: ELİF İNCE

Aylardır Altınözü'ndeki kampta yaşayan Suriyeli 'misafirler' mülteci statüsünden yoksun. Kimse gelecekten emin değil.
Haber: ELİF İNCE / Arşivi

HATAY- Suriye sınırına 15 km uzaklığında Altınözü mülteci kampı, eski bir tütün fabrikasında kurulu. Çoğu Cisr el Şuğur’dan 1300 Suriyelinin kaldığı 2 katlı fabrikanın içinde yüzlerce Kızılay çadırı dipdibe, aralarında çamaşır ipleri asılı. Etrafta çocuklar koşuşturuyor, çadırlardan Arapça şarkılar, ara sıra da Suriye devlet televizyonundan haber spikerlerinin sesleri yükseliyor. Kampta çamaşırhaneden ebru kursuna, ‘mini market’ten mescide her şey mevcut. Günde üç öğün yemek veriliyor. Merkezdeki pazara çıkabilmek, Arap nüfusla iletişim kurabilmek kamp sakinleri için büyük avantaj. Fakat kamp yaklaşık bir ay içinde Kilis’te kurulan 2 konteynırdan oluşan prefabrik kente taşınacak. Kamptakiler Kilis’te çoğunluğun Kürtçe konuştuğunu ve oradaki nüfusla nasıl iletişim kuracaklarını bilmediklerini söylüyor. 

Kampa giriş zor
İzin almamıza ve yanımızda kamp sorumluları olmasına rağmen kampa zar zor giriyoruz. Fotoğraf çekerken ve mültecilerle konuşurken görevliler yanı başımızda. Mülteciler kampa ilk girdiklerinde fotoğrafları çekiliyor, bilgileri alınıyor. Hepsinin kartı var. Kampa izin alarak giriş-çıkış yapabiliyorlar, kapıya isimlerini yazdırarak servislerle Altınözü’ndeki pazara, Antakya’ya gidip geliyorlar. Bazılarının günlerce geri gelmediği oluyor.Kamptakilerin geleceğe dair ne hissettikleri tek kelimeye özetlenebilir: Belirsizlik. Suriye’de neler olacağını, ne kadar zaman Türkiye’de kalacaklarını, geçimlerini nasıl sağlayacaklarını bilmiyorlar. 

Battaniyeler satılıyor
Kamptaki ailelerin paraya ihtiyaçları olduğu su götürmez bir gerçek. Altınözü’ndeki pazara gidip kendilerine verilen battaniyeleri ve eşyaları ucuza sattıklarını anlatıyor merkezde yaşayanlar. Bunun yanında kampta kalan mültecilerin çok düşük ücretlere bazı işyerlerinde çalıştıkları anlatılıyor. Kampta kalanların mülteci değil ‘misafir’ statüsünde olması ise sorun. Altınözü’ne girenlerin çoğu Cisr el Şuğur’dan gelmiş, bir kısmı da kampa oldukça yakın olan Karbeyaz’daki sınır kapısından girmiş. Karbeyaz Belediye Başkanı Halil Özdemir, 12 Haziran gecesinde 1360 kişinin geldiğini, o zamandan beri gelenlerin günde 3-5 kişinin geldiğini söylüyor. Özdemir, 1360 kişinin arasında yaralı çok az kişinin olduğunu, gelenlerin yüzde 95’inin kadın ve çocuk olduğunu anlatıyor. İki aydır kampta çalışan bir doktor da, kampa son zamanlarda yaralı kimsenin gelmediğini, daha önceden yaralanmış birkaç kişiye rutin tedavi uyguladıklarını, onun dışında çoğu hastanın şikayetlerinin soğuktan kaynaklandığını anlatıyor, faranjit, ishal gibi.



Çocuklar Türkçe öğreniyor
Kampta çocuklar anaokulundan lise sona kadar sınıflara ayrılmış. Müfredatta matematik, hayat bilgisi, müzik var ama aslında öğrenciler vakitlerini Türkçe öğrenmek için harcıyor. Nedenini sorduğumda ‘Türkiye ve Suriye arasındaki ilişkileri kuvvetlendirmek için’ minvalinde bir cevap alıyorum. Çocukların bir kısmı Türkçe öğrenme konusunda hevesliyken, kimi ‘Ne işimize yarayacak’ diyor. Öğretmenlerin çoğu Arapça biliyor, ama aralarında Arapça bilmeyenler de var. Bir öğretmenin kürsüsünde ‘Pratik Arapça Konuşma Kılavuzu’ duruyor. 9. sınıfların dersinde, kızlar ve erkekler olarak iki ayrı grup halinde oturuyor. “Suriye’de olsa aynı sınıfta ders alamazlardı” diyor öğretmenleri. Çocuklar da ‘4. sınıfa kadar karışığız, sonra ayrılıyoruz’ dedi.

Şabbuh, ‘Esad giderse Sünniler Alevilerden intikam alacak’ diyor.
‘Suriye’de olsam yapamazdım’
Heykeltraş Mustafa Şabbuh, haziranda ordunun Cisr el Şuğur’a gireceğinden korkup gelmiş. Fransızca öğretmenliği yapan karısı ve 5 çocuğu da burada. Şabbuh, kampta mermerden 2 heykel yapmış. Birinin üzerinde haç ve hilal, altında 2 insan suratı; biri Müslüman, biri Hıristiyan. Heykel barışı ve demokrasiyi temsil ediyor. Şabbuh “Suriye’de bunu yapamazdım, hele Selefilerin çoğunlukta olduğu bir bölgede” diyor.