Yorgun ama güzel ülke: Küba

Yorgun ama güzel ülke: Küba
Yorgun ama güzel ülke: Küba
Küba'nın kalbi Latin müziği ve salsa ile atıyor. Hayat sütliman. Rom ve puro hiç eksik olmuyor. Doğa, deniz harika... İnsan başka ne ister?
Haber: RANA KORGÜL / Arşivi

Evden çıkıp Küba’daki tarihi Nacional Hotel’deki odamıza varmamız tam 23 saat sürdü. Yorucu bir yolculuk olmasına rağmen, Ernesto Che Guevara’nın Küba’sını sonunda görme heyecanı bize tüm yorgunluğumuzu unutturdu. Katıldığımız tur boyunca Havana, Pinar del Rio, Cienfuegos, Trinidad, Santa Clara ve Varadero gibi Küba’nın altı ayrı şehri görülecekti. 

Yıllardır söylenen doğruymuş; Küba kesinlikle Fidel Castro ölmeden görülmeli. Maalesef bu şehir yorgun ve yıpranmış. Rusya desteğini çekeli uzun zaman olmuş. 1959’daki devrimin acısını çıkarmak üzere Amerika adeta pusuda bekliyor. Öldü dedikodularına rağmen en son geçen eylül ayında yaşadığı Miramar semtinden çıkıp (evinin tam nerede olduğu bilinmiyor) insanlara görünen Castro, artık halkı kendi haline bırakmış. 

Sanki tutsaklar 
Ancak rejim halen halkı bir şekilde sistem içinde tutuyor. Halk, Castro’yu çok seviyor ve özgür hissediyorlar. Oysa ki bu adada sanki tutsaklar. Seyahat edemiyorlar; ancak devletten özel izinle yolculuk şansları var. Bilgisayar, internet yok; sadece devlet dairelerinde ve büyük otellerde mevcut. Radyo, televizyon sınırlı. Devletten mesleklerine göre ayda 30 ile 100 Amerikan Doları’na tekabül eden Küba Pezo’su alıyorlar. 

Özel mülkiyet yok; restoranlar, oteller, araba kiralama, tur acenteleri, her şeyin sahibi devlet. Tüm bunların yanı sıra ülke geneli gece-gündüz oldukça güvenli. Suç yok, sadece son zamanlarda çok az miktarda turistlere yönelik hırsızlık başlamış. İşsizlik yok, herkesin işi var. Eğitim ve sağlık hizmetleri bedava. Elektrik, su, un, şeker, tuz, yağ ve puro sudan ucuz. Maalesef yemekleri hiç güzel değil. Çikolataları bile lezzetsiz. Ananas-muz yemekten tur sonunda 7 günde 2 kilo vermek gibi bir durum söz konusu oldu. 

Küba’nın bize göre üzücü yanları da var. Halkın fakirlikten üstü başı dökülüyor. Para için asla dilenmiyorlar ama yanınıza gelip sizden kalem, sabun, sakız, giysi gibi şeyler istiyorlar. Devrim öncesi yabancıların yaşadığı muhteşem malikâneler bugün bakımsızlıktan yıkılmaya yüz tutmuş vaziyette. Tek bir çivi bile çakılmamış, boyanmamışlar. Havana’da rastladığım tek bakımlı bina İspanyol Elçiliği’ydi. Malikânelerde birkaç aile birden yaşıyor. Eski sahipleri Küba’dan kaçarken, bir gün dönebileceklerine inanarak, evlerini yanlarında çalışanlara emanet etmişler. Yine yabancılardan miras kalan eski Amerikan arabaları Küba’nın klasik otomobil koleksiyonunu oluşturuyor… 

Salsa, rom ve puro 
Ülkedeki tek özgürlük müzik, içki ve puro. Latin müziği çalmaya, salsa yapmaya, rom ve puro içmeye sabahtan başlanıyor, gecenin geç vaktine dek devam ediliyor. Hayat kolay gibi görünse de dışardaki modern dünyanın dayanılmaz çekiciliğiyle oldukça zor. Halk resmen büyük bir paradoks yaşıyor. Turistler ülkeden kafalar karışık ayrılıyor. Sanırım şu an için seyretmekten başka yapacak bir şey yok. En iyisi yorgun Küba’yı rahat, kendisiyle baş başa bırakmak diyerek Türkiye ’ye dönüyoruz. Turun sonunda biz arkamızda bol eğlence ve kahkaha bırakırken, yanımıza da güzel dostluklar alıyoruz. Ama benim kalbim Küba’da kaldı… Bir daha gider miyim? Evet, evet, evet!


Öneriler
Yanınızda muhakkak tükenmezkalem, çiklet ve sabun götürün, çünkü insanlar yanınıza gelip sizden para yerine bunları istiyor.
ABD Doları geçmiyor. Yanınızda euro götürün.
Eski şehri, Capitolio, Katedral Meydanı, Devrim Müzesi’ni ve Güzel Sanatlar Müzesi’ni gezin. Atatürk heykelini ziyaret edin.
Havana’daki şehir mezarlığını gezin. Mezar taşlarındaki işçiliğe, sanata inanamayacaksınız.
Akşamüstü Nacional Hotel’in verandasında mojito ve puro keyfi yapın.
Eski Havana sokaklarındaki sanat galerilerine girin.
Hediyelik eşya olarak rengârenk resim tablolarından alın.
Havana’da gece hayatını yaşamak istiyorsanız Casa de la Musica, Tropicana, La Roja, Parisien, Havana Café, Floridita Bar, The Malecon gidilebilecek yerlerin başında geliyor.
Mojito, Pina Colada, Daiquiri, Cuba Libre içkilerini deneyin.
Buena Vista Social Club’ın konserine denk gelirseniz, muhakkak gidin.
Küba purosunun tütünlerinin yetiştiği Pinar del Rio şehrini görün. Hatta bir tütün çiftliği gezin. Her çantada üç kutu puro getirme hakkınız var.
Trinidad şehrinin renkli sokaklarında gezinin. Museo Romantico’ya uğrayın.
Santa Clara şehrindeki Che’nin anıt mezarını gezin. Yüksek sesle konuşmak yasak.
Üstünde Che resmi olan, Küba Pezosu’ndan hatıra olarak alıp saklayın.
Dalmayı sevenler Caya Blanco adasına gidebilir.


Nasıl gidilir? 
KLM, Air France, Kondor ve Blue Express Havayolları’nın İstanbul’dan Havana’ya aktarmalı uçuşları var. Blue Express ve Kondor, Sabiha Gökçen Havalimanı’ndan kalkıyor. Her gün düzenlenen seferlerin gidiş-dönüş bilet fiyatları yaklaşık 2000-2500 TL arası değişiyor.

Nerede kalınır? 
Küba’nın ruhunu en güzel hissedebileceğiniz otel Havana’daki Hotel Nacional de Cuba. Otelin Frank Sinatra, Pedro Vargas gibi ünlülerin kaldığı tarihi odaları var. Tek gece 120 Küba Pezosu (yaklaşık 200 TL) www.hotelnacionaldecuba.com