Zenginlerin yeni eğlencesi: Savaş turizmi!

Zenginlerin yeni eğlencesi: Savaş turizmi!
Zenginlerin yeni eğlencesi: Savaş turizmi!
Haber: GÖKÇE ÇALIŞKAN / Arşivi

Tarih kitaplarından aşina olunan Kazıklı Voyvoda’yı, nam-ı diğer Kont Drakula’yı konu alan en iyi eserlerden biri İrlandalı yazar Bram Stoker’ın ‘Drakula’ kitabı. Filme de çekilen bu hikayede genç avukat Jonathan Harker için Romanya’ya gider. Ancak kiminle iş yapacağını duyan herkes ‘o adamın’ şatosuna gitmemesini öğütler. Buna rağmen Harker’ın şatoda kalmakta ısrar etmesine, ürkütücü şeyler olduğunu bile bile cevvallik yapıp odalarda tek başına dolaşmasına anlam veremezsiniz. Korku filmlerinde sorulan klasik soru da budur: Karakter, başına bir şey geleceğini bildiği halde neden o mağaraya iner? Benzer şekilde çatışmalar yüzünden kendi halkının bile kaçmaya çalıştığı ülkelere gitmek isteyenler ve tur düzenlemek için bu yerlerde daha önce görev yapmış Batılıların kurduğu acenteler var. Financial Times’ın haberine göre bu pahalı turlara rağbet iyice arttı. Sözgelimi Irak’ın başkenti Bağdat’a gitmek 40 bin dolar. Haliyle insan ‘Zorunuz ne?” diye sormadan edemiyor.
Adına ‘savaş turizmi’ diyen de var, ‘karanlık turizm’ de. İlk aşaması yaşanan acıların az da olsa demlendiği yerleri ziyaret etmek. Polonya’daki Auschwitz toplama kampı, Bosna Hersek’teki toplu mezarlar ve ‘Drakula turizmi’ kapsamında korkulan şahsiyetin şatosu ‘gözde’ merkezlerden. İç savaştan nasibini gani gani almış Libya ve Sri Lanka, Kamboçya’daki Ölüm Tarlaları ve Taliban’ın yuvası Svat vadisi de en çok tercih edilen ‘mekanlar’.
Bir sonraki seviye ise halihazırda herkesin birbirine silah doğrulttuğu yerleri ‘sıcağı sıcağına’ görmek. ‘Kendini ateşe atmak’ olarak tanımlanabilecek bu dürtü, özellikle zengin kesimi kendine çekiyor. Elbette çok tehlikeli. 

Zengin kesimlerin favorisi

Buna karşın bu turları düzenleyenler, korkunun tehlikeyi daha çok çağıracağı görüşünde. Zaten ‘savaş turizmi’ ifadesini kullanmayı da reddediyorlar. Zira bugüne kadar müşterileri arasından kaçırılan veya ölen kimse olmamış. Karanlık Turizm Araştırmaları Enstitüsü başkanlarından olan Philip Stone ise bu turların aslında farkındalık yarattığını ve o acıları çekmiş insanlara saygı duyulmasını sağladığını düşünüyor. 

Twitter’dan değil...

Hızla değişen bir dünyada yaşadığımızı hatırlatan Stone’a göre insanlar olan bitenleri Twitter’dan değil kendi gözleriyle görmek istiyor. Tabii bunu bir de ‘elini taşın altına koyanlara’ sormak lazım.
ABD ’li Jo Rawlins Gilbert 1986’dan beri Irak ve Afganistan dahil 70’ten fazla ülke gezmiş. 82 yaşındaki Gilbert mümkün olduğunca kendisini tehlikeye sokacak durumlara bulaşmamaya çalıştığını ama farklı kültürleri öğrenmeyi de çok istediğini söylüyor. Britanyalı Alex Langstaff da ekmeğin fiyatı gibi gazetelerde okuyamadıkları şeyleri yaşayarak öğrendiğini anlatıyor. Vatandaşı Nigel Green’in başını da 1989’da çıktığı Moğolistan ve Çin seyahati ‘yakmış’. ‘Şansına’ kanlı Tinananmen Meydanı olaylarına denk gelen Green, o tarihten beri ABD ve Britanya Dışişleri’nin gitmeyin uyarısı yaptığı hemen her yerde bulunmuş: “Çok heyecanlıydı. Önümde bir tarih yaşanıyordu.” Green’in kuzeni Andrew da bu seyahatlere ‘bağımlı’ olanlardan. Her gece gidilebilecek yeni bir tehlikeli ülke arayan Andrew hiç istemediği bir işle uğraştığını, dolayısıyla bu ‘heyecanlar’ sayesinde ‘iyi vakit geçirip oyalandığını’ savunuyor. 

Kamikaze-samuray ÖSO’yla

Kamyon şoförlüğünden sıkılıp savaş turistliğine soyunan Japon Toshifumi Fujimoto ise Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) ile ‘iç içe’. Suriye’de turist olmanın gazeteci olmaktan daha kolay olduğunu savunan Fujimoto kendini hem kamikaze hem de samuray olarak tanımlıyor: “Oralardaki adrenalin başka hiçbir yerde yok. Ateş açtıkları zaman da çok eğleniyorum. Başıma bir şey gelmesinden korkmuyorum. Yalnızca 5 yıldır görmediğim 3 kızım var. Umarım ben ölürsem sağlık sigortamdan yararlanabilirler.”
Amaç belki ‘batan ülkelerin mallarından’ pay almak, belki Titanic batarken güvertede kalıp çalmayı sürdüren kemancılar gibi ‘Oradaydım’ demek ve ana tanıklık etmek. Merak unsuru olduğu da gerçek. Velhasıl Drakula’nın misafirine söylediklerini uyarlayacak olursak; o ülkelere hoş gittiniz! Rahatça girin, güvenli şekilde ayrılın ve götürdüğünüz ‘mutluluğun’ bir kısmını orada bırakın. Orada yaşanan acılara seyirlik eşya muamelesi yapmamak ise en önemlisi. Zira o bölgelerde gülümseyerek anlatılacak tatil anılarından daha fazlası yaşanıyor.