Zeytin dalının zehir hali

Zeytin dalının zehir hali
Zeytin dalının zehir hali
İsrail kuşatması altında ölen Arafat muhtemelen 3 kıtada birden cenaze töreni düzenlenen ilk liderdi. Vasiyet ettiği gibi Kudüs'e gömülemedi ama otopsi raporu çok istediği şehitlik mertebesine ulaşmış olabileceğini gösterdi.
Haber: GÖKÇA ÇALIŞKAN / Arşivi

İsminin başına ‘efsanevi lider’ tanımlaması getirilebilecek sayılı şahsiyetlerden biri Yaser Arafat. Henüz üniversitede Filistinli savaşçılara silah taşınmasına yardım eden, mezuniyetinden sonra gittiği Kuveyt’te Filistin Kurtuluş Örgütü’nün (FKÖ) en önemli parçası haline gelecek El Fetih hareketini başlatan, 27 yıl boyunca ‘sürgünde’ kalan ve nihayetinde Filistin yönetiminin başına gelen Arafat’ın ‘yaşam felsefesi’ hakkında temelde iki şey söyleniyor: Herkesin yardımına yetişen (!) ABD ’nin arabuluculuğunu yaptığı barış görüşmelerinde hep son anda cayan Arafat belki varılacak yeri değil yolculuğun kendisini seviyordu. Belki de ‘üzüm yemek değil bağcıyı dövmek’ misali asıl isteği Filistin devleti kurmak değil İsrail’i yıkmaktı. 

‘Zeytin dalı düşmesin’

Nitekim 13 Kasım 1974’te BM Genel Kurulu’ndaki konuşmasının son cümlesi ile ‘bizi sınamayın’ mesajı vermişti: “ Bugün buraya bir zeytin dalı ve bir özgürlük savaşçısının silahı ile geldim. Zeytin dalının elimden düşmesine izin vermeyin. Tekrar ediyorum: Zeytin dalının elimden düşmesine izin vermeyin.” Ancak çarşamba günü açıklanan otopsi raporu o zeytin dalının yerine birilerinin zehir koyduğunu gösterdi. Başzanlı ise haliyle İsrail.
Ramallah’taki karargâhı Mukata’da Mart 2012’de İsrail’in ev hapsine aldığı Arafat’ın 2 yıl sonraki ani vefatı, ‘tarlanın ortasındaki ezilmiş bir dikeni’ hatırlatır hep. 638 suikast girişiminden kurtulmayı başaran Küba lideri Fidel Castro’yla yarışabilecek ‘son anda yırtmaları’ yüzünden uyurken bile tetikte olan Arafat’ın ‘sağlığı’ 20 Ekim’de bozuldu. Mide sancıları geçiren Arafat’ın safrakesesinde taş olduğu söylendi, 25 Ekim’de kurmaylarıyla toplantı yaparken birden kusmaya başladı. Mısır, Tunus ve Ürdün’den getirilen doktorlar da derdine derman bulamayınca 29 Ekim’de apar topar Fransa’nın başkenti Paris’teki Percy Askeri Hastanesi’ne yatırıldı. O dönem de zehirlenmiş olabileceğinden şüphelenen doktorlar bu iddiayı destekleyecek bir bulguya rastlamadı. Ancak 3 Kasım’da komaya giren Arafat’ın vücudu hızla iflasın eşiğine geldi, 8 gün sonra da 75 yaşında hayatını kaybetti. Doktorlar ölüm nedenini bir kan hastalığından kaynaklanan felç olarak açıklasa da Arap dünyasında başlayan ama Batı’da ‘komplo teorisi’ diye eleştirilen ‘Öldü mü öldürüldü mü’ tartışmaları bugüne dek geldi. Çok sigara içtiği de konuşuldu. AIDS olduğu da. Ancak eşi Süha’nın talebiyle İsviçreli, Rus ve Fransız uzmanlar tarafından geçen yıl başlatılan incelemede önce kişisel eşyalarında radyoaktif polonyum-210 maddesine rastlandı.
Polonyumla zehirlenen bir kişi kanserin son evresindeki bir hastayla aynı belirtileri gösteriyor. 1898’de bulunan ve dünyadaki en nadir maddelerden biri olan polonyum yerkabuğunun düşük yoğunluklu katmanlarından çıkarılabiliyor veya nükleer reaktörlerde üretilebiliyor. İnsan vücuduna girdiğinde ise bir daha dönüşü olmuyor. 

Litvinenko’da da kullanıldı

Organların iflası, saç dökülmesi ve kemik iliği yetmezliğiyle kendini gösteren bu maddeyle anılan ilk isim eski Rus KGB ajanı Aleksandr Litvinenko. Yolsuzlukları dile getirmeye başlayan Litvinenko, 2006’da Britanya’nın başkenti Londra’daki bir otelde iki Rusla çay içmesinin ardından aniden yatağa düştü ve günden güne eridi. Litvinenko davasını inceleyen radyasyon uzmanı John Croft, polonyumun ancak sivil veya askeri nükleer faaliyetler yürüten hükümetlerin elinden çıkmış olabileceğini söyledi. Bu faaliyetleri yürütenlerin başında Rusya ve İsrail geliyordu. İki ülkenin ilişkisi bununla da sınırlı değil. BBC’nin haberine göre, Rus mafyası İsrail’i ele geçirmiş durumda. SSCB’nin dağılmasının ardından 750 bin Rus İsrail’e göç etti. Öte yandan tüm gözlerin İsrail’e dönmesi için tarihte yığınla açıklama ve eylem var.
Dönemin İsrail Savunma Bakanı Ariel Şaron, Maariv’e 1982’deki Lübnan savaşında Arafat’ı öldürmedikleri için pişman olduğunu söylemişti. Eylül 2003’te Başbakan Yardımcısı Ehud Olmert “Arafat’ı öldürmek de seçenekler arasında” demişti. 2004’te ABD Başkanı George W. Bush, Arafat’ın kaderini Tanrı’nın eline bırakmanın en iyisi olduğunu söylemiş, 

Şaron’dan ‘Tanrı’ya yardım’

Şaron ise “Bazen birilerinin Tanrı’ya yardım etmesi gerekir” yanıtı vermişti. New Yorker’daki bir Şaron profilinde ise şu ifadeler vardı: “Arafat, Şaron’un kendisini 13 kez öldürmeye çalıştığını söylüyor. Şaron ise belli bir sayı vermiyor ama şimdiye kadarki tüm İsrail hükümetlerinin Arafat’ı yok etmek için uğraştığını vurguluyor.” Muhabir kılığındaki Mossad ajanlarının Arafat’ı yüksek teknoloji ürünü ve içi zehir dolu bir lazer tabancasıyla hedeflemiş olabileceği de söylentiler arasında.
Arafat’ı zehirledikleri iddiasını ‘pembe dizi’ olarak niteleyen İsrail’in yakın geçmişte ‘aksiyon filmi’ çevirmişliği de var. 1996’da Hamas üyesi Yahya Ayyaş cep telefonuna yerleştirilen 15 gramlık patlayıcıyla havaya uçuruldu. 1997’de Mossad ajanları Hamas komutanı Halid Meşal’in kulağına zehir enjekte etti. 1972’den beri buna benzer 27 vaka mevcut.
Arafat’ın ölümünden Filistin’i sorumlu tutanlar da yok değil. Filistin yönetiminin yolsuzlukları karşısında sessiz kaldığı için siyasi rakipleri tarafından öldürüldüğünü düşünenler kadar İslami Filistin devleti kurmak isteyen İslamcı militanların hedefi olduğunu öne sürenler de var.
Bunca sav arasında gerçeğe ulaşmak özveri ve sabır istiyor. Yine de ‘ölülerin savunmasızlığı karşısında yaşayanların zalimce gücü’ yüreklerdeki hüznü arttırıyor.