Albüm için Safiye Ayla'yı hatmettim

Albüm için Safiye Ayla'yı hatmettim
Albüm için Safiye Ayla'yı hatmettim
Sertab Erener'in son albümü 'Ey Şuh-i Sertab', bütün kulakların aşina olduğu alaturka şarkılardan oluşuyor
Haber: ELİF EKİNCİ / Arşivi

Şimdiye dek albümlerinde pop kategorisinden şaşmayan, “homojen” denebilecek bir müzikal kariyere sahip Sertab Erener, hem kendisi için, hem de dinleyicileri farklı bir tecrübeyle, bir Türk sanat müziği albümüyle karşımızda. ‘Şimdi Uzaklardasın’dan, ‘Fikrimin İnce Gülü’ne ‘Çile Bülbülüm’den ‘Kimseye Etmem Şikâyet’e yıllardır kulaklarımızda yer etmiş şarkıları seslendirdiği albüm için iki yıldır çalışıyormuş Erener. Bilinen Türk sanat müziği estrümanlarının yanı sıra geçmiş yüzyıllardan günümüze gelmekte zorlanan enstrümanların peşine düşerek, repertuvardaki şarkıların tüm kayıtlarını dinleyerek çalışmış ve son albümü ‘Ey Şuh-i Sertab’ı hazırlamış. Sertab Erener’le hastalık dönemlerinden, Demir Demirkan’la ilişkisinden, doğal yaşamından ve Eurovision’dan bahsetmeden, yeni albümü üzerine bir söyleşi yaptık. 

‘Ey Şuh-i Sertab’ albümünü babanıza ithaf etmişsiniz. Özel bir sebebi var mı bu ithafın? 
Albümü babama hediye etmek, yaşarken bu şarkıları benim sesimden duyacak olması fikri çok hoşuma gitti. Babam da çok sever Türk sanat müziği’ni. Bizim ev çok şarkılı türkülü bir evdi, müzik her zaman başköşedeydi. Babam ut çalardı, yeni bir eser çıkınca çalar söylerdi evde; biz ondan dinleyerek öğrenirdik yeni şarkıları. Dolayısıyla biz hep bu şarkılarla büyüdük. Aslında epey ilgilenmişti müzikle ama karakteri itibariyle gazinoda, içkili mekânlarda şarkı söylemek ters gelmiş ona. “Ben başkalarının mezesi olmak istemezdim” derdi, müziği ciddiye alırdı. O yüzden profesyonel olarak seçmemiş müziği, avukat olmuş. Ama besteler yapmış, hocalarla çalışmış, Zeki Müren’in hocasından ders almış mesela. Ben bu albümü yaparken, hatta albümün sonlarına yaklaşırken ağabeyim “Babamın besteleri vardı, hatta radyolarda söylenmiş olanları var, onları niye almadın?” dedi. Amcama danıştım hemen, babamdan gizli yapayım diye düşündüm, bir şeyler kaydettik amcamla ama sonra babama emrivaki yapmak istemedim, arayıp sordum. Hemen karşı çıktı; “Bir tanesi daha bitmemiş bir beste zaten, diğeri arşivden çıkarılması gereken çok ağır bir eser” dedi. Bizim de repertuvara uymuyor o ağır eser; dedim ki bunu ben en iyisi öykü olarak anlatayım, öyle kaldı. 

İsminizi aldığınız şarkı albüme de isim vermiş aynı zamanda. 
Babam ‘Ey Şuh-i Sertab’ı çok severmiş ve o şarkıdaki Sertab’ın bir kızı olduğunda ona çok yakışacağını düşünürmüş. Annemin de hoşuna gidince Sertab koymuşlar ismimi. Sertab Farsça bir kelime, baş ışık demek ama inatçı karakter anlamına da geliyor, bir mecliste dikkat çeken kişi anlamına da. Karakteri itibariyle de ben kendime yakıştırıyorum bu ismi. İsmi insanı şekillendirir derler ya, ben o etkiyi hissediyorum. Bu şarkı Şerif İçli’nin bestesidir, yıllar önce Rumelihisarı’ndaki bir konserde söylemiştim aslında. Hep aklımdadır yani, repertuvarımda vardır. Bir hoşluk, değişiklik olsun diye repertuvara almıştım vaktiyle. 

‘Makber’ de yıllardır repertuvarınızda, 99 tarihli albümünüzde de var. Belki de farkında olmadan, adım adım hazırlanıyormuş bu albüm, olabilir mi? 
Aslında bu fikrin aklıma ilk düşüşü iki yıl önceye tekabül ediyor. Bir anlamda Hüseyin Çağlayan’a borçluyuz bu albümü. Onun benim hem sesimi hem bedenimi model olarak kullandığı bir işi vardı, orada ‘Üzgünüm Leyla’yı söylemiştim. Ben o şarkıyı söyledim, bütün eş dost dinledi ve ardından benden bağımsız olarak, “Sertab bu şarkıları söylesin!” kararı verildi. Altı ay filan konuşuldu bu öneri, ben de o arada fikre ısındım sanırım. 

Tarzınızın dışında bir albüm yapmak acaba biraz da doygunlukla mı ilgili? Bir noktaya vardıktan sonra insan başka bir şeyler yapmak istiyor olabilir. 
Herkes kendi kuşağının, kendi yaş aralığının starı oluyor. Onlarla birlikte bir yolculuğa çıkıyorsun. Dilin değişiyor, söylemek istediklerin değişiyor, derinleşiyorsun ve onlar da seninle birlikte değişiyor o sırada. 30 yıl hep aynı şarkıları söylemek istemiyorsun tabii ama aslında insanın kendi içinde her şey oturmuşsa, her sorunun cevabı varsa ancak o zaman olabilen bir şey bu. Bir taraftan da bu kadın pop söylerken neden böyle bir şey yaptı durumu var ama kesinlikle ticari bir amaçla yola çıkmadım. Bu şarkılar, gençlere, bilmeyenlere bir şekilde ulaşmış olacak. Bu güzel bir şey değil mi? 

Bu yüzden mi en eski düzenlemelere sadık kalmayı seçtiniz? 
O eski tadı yakalamak adına çok uğraştım. Ama değdi, eski haline sadık kalınmış olması aldığım en güzel eleştiriler arasında bu albümle ilgili. Bu albümü yaparken benim için sound’un mümkün olduğunca eski olması önemliydi. Unutulmuş, bu yüzyıla ulaşamamış enstrümanlar olduğunu biliyordum ve onların peşine düştüm albüm için. Kayda girdiğimde şu ana kadar yapılmış şeylerden sıyrılmasını istiyordum ve bunun için bir şey yapmam gerekiyordu. Rebablar, lavtalar kullanmak iyi bir fikirdi ama bahsi açtığım herkes “Nereden bulacaksın o enstrümanları, mümkün değil” diyor. Azmettim, konservatuvardan hocalara ulaştım, öğrendim ki son birkaç yıldır bu enstrümanları günümüze kazandırmak için tekrar üretiyorlar. Onları çalan insanlara ulaştık, davet ettik, geldiler albüme dahil oldular.


Repertuvarı seçerken babama da sordum
Binlerce kayda değer eser var. Repertuvar seçimi zorlamadı mı? 
Çok geniş bir repertuvardan söz ediyoruz tabii, o yüzden seçim yapmak gerçekten çok zor oldu. Devam etmeye kalksanız bir, iki, üç, dört diye uzar albümler. Repertuvarı seçerken babama da sordum tabii ama en çok Samsun Demir yardım etti, 15 şarkıda bitirdik albümü. 

Nasıl çalıştınız peki albüm için? 
Safiye Ayla’yı hatmettim diyebilirim. Bütün zamanların en iyi şarkıcısı, bu literatürde benim için kahraman o. Herkesin her şarkı için ayrı bir yorumu var. Ama benim kahramanlarım belliydi: Safiye Ayla, Münir Nurettin Selçuk, Hamiyet Yüceses, Müzeyyen Senar, Zeki Müren. Bu isimlerden bütün şarkıların ayrı ayrı yorumlarını dinledim. Kendimce, ses rengi olarak bana daha yakın olanları seçtim ki o hep Safiye Ayla oldu. 

Bülent Ersoy’dan rol çalarak söylüyorum; eğitimini almadan böyle bir şey yapmak cesaret isteyen bir şey olsa gerek. Eleştirilere hazır mısınız? 
Galiba babamın biz büyürken söylediği bütün o şarkılar hiç unutulmuyor. O yüzden fark ettim ki hiç uzağında değilim, zaten kuşaklar boyu onlarla büyümüşüz. Eğitimini aldım, almadım çok da önemli değil dedim ve bu işe kalkıştım biraz da oradan aldığım cesaretle. Bu arada ağabeyim Bülent Ersoy’la bir reklam çekiminde sohbet ederken “Bizim Sertab da sanat müziği albümü yapıyor” demiş. Bülent Ersoy direkt “Niye?” diye sormuş! Ama ben yine de herhangi bir veto alacağımı düşünmüyorum kimseden. 

Kayıt süreci nasıl geçti? 
Kayıtları evde yaptık. Teknoloji artık buna müsait ve ev ortamı da çok rahat. 

Geçen hafta Radikal’de bir Buika röportajı yayımladık. Sizin sesinizi muhteşem buluyormuş, düet yapmak istermiş hatta, bundan haberiniz var mı? 
Aa hiç haberim yok. E yapalım! Çok isterim ben de, hemen arayalım Buika’yı. Zaten çok severim kendisini, iletişime geçelim bakalım, belki de çok iyi bir şey çıkar.