Aşkın içine hiçbir hesabın kitabın girmemesi lazım

Aşkın içine hiçbir hesabın kitabın girmemesi lazım
Aşkın içine hiçbir hesabın kitabın girmemesi lazım
Eski Türkiye güzeli ve oyuncu Hande Subaşı, bir süredir 'Kamelyalı Kadın' müzikali ile sahnede. Genç oyuncunun ekran serüveni ise 'Düşman Kardeşler' adlı Trakya komedisi ile devam ediyor
Haber: İPEK İZCİ / Arşivi

Alexandre Dumas Fils’in 1848 yılında sevgilisi Marie Duplessis’den esinlenerek yazdığı ‘Kamelyalı Kadın’ romanı, bütün dünyada piyes olarak oynandı, birçok kez filmi çekildi. Sınıf farklılıkları yüzünden kavuşamayan iki âşığın hikâyesini anlatan eser, Giuseppe Verdi tarafından ‘La Traviata’ adıyla operaya uyarlandı. İlk kez Türkiye ’de Tiyatro Kedi tarafından müzikal olarak sahnelenen ‘Kamelyalı Kadın’ı ise Hande Subaşı canlandırıyor. 4 Temmuz’dan itibaren başrollerini Kaan Urgancıoğlu, Murat Eken, Burcu Biricik, Oya Aydoğan ve Tarık Papuççuoğlu ile paylaşacağı ve Show TV’de yayımlanacak ‘Düşman Kardeşler’ adlı dizide de boy gösterecek olan Hande Subaşı’yı dizinin çekimlerinin yapıldığı Gelibolu’da yakaladık…
 
‘Kamelyalı Kadın’ı dünyada ilk kez müzikal olarak sahneliyorsunuz... 
Evet, projenin bana bu kadar cazip gelmesinin en önemli sebebi müzikal olması. Sırf bir tiyatro olsaydı belki cesaret edemezdim. 

Gerçek hayatta şarkı söyleyen biri olduğunuz için kendinizi daha mı güvende hissettiniz müzikal olunca? 
Aynen öyle, müzik anlamında kendime güveniyorum, bu yüzden müziğin sahnedeki performansıma destek olduğunu düşünüyorum. Ama tahminimden zormuş bu iş, hem hazırlık aşamasında hem oyun sırasında bunu anladım. Tiyatro sahnesinde olmak gerçekten ayrı bir keyif. Acayip bir eğitim süreci, onun dışında her seferinde sahnede hiç durmadan performans yapıyor olmak ayrı bir tecrübe diyebilirim. 

Nasıl bir hismiş sahnede olmak? 
Kamera önünde olmakla hiç alakası yok. Kesinlikle daha zor, uçurum var arada. Ama çok çalıştım, hepimiz çok çalıştık, ben elimden gelenin en iyisini yapmak için uğraştım. Çok büyük bir iddiam yok. Tiyatro duayeni değilim, uzun yıllar bir tiyatro eğitimi de almış değilim ama yeteneğim olduğunu biliyorum. Mesela ezberim kuvvetlidir aslında ama ya sahnede takılır, unutursam diye korkuyordum. Şarkı sözünü, repliğini ya da aksesuvarlarla ilgili hareketleriniz oluyor, onları yapmayı unutabilirsiniz, o anlamda çekincelerim vardı, çünkü durdurma şansımız yok. Ama şükür kendimce hiç hatasız geçti. 

Peki ‘Kamelyalı Kadın’ı teklif gelmeden önce okumuş muydunuz? Bilir miydiniz? 
Kaba taslak biliyordum, ayrıntılı bilgiye sahip değildim. Dünya klasikleri arasında çok önemli bir yere sahip, bununla başlamış olmak güzel bence. 

Yazar Alexandre Dumas Fils kitapta ‘Marguerite Gautier’ ismiyle geçek hayattaki sevgilisi Marie Duplessis’i anlatır. Bunu öğrendiğinizde ne hissettiniz? 
Günümüzde de bu tarz ilişkiler çokça yaşanıyordur muhakkak. 1848 Paris’ini, o dönemki insan ilişkilerini, dönemin ruhunu, rengini güzel yansıtan bir eser ve yıllardır bu kadar oynanıp, beyazperdeye aktarıldığı halde eskimiyor. Gerçekçi bir hikâye, işin içinde trajedi var. Ben Marguerite’in yaptığı gibi bir fedakârlık yapamayabilirim ama onu söyleyeyim. Marguerite’in hayatını yaşamak zaten zor, bir de tam mutluluğu bulmuşken bir fedakârlık yapıp kendini ölüme terk etmesi herkesin yapabileceği bir şey değil. Ben yapmazdım herhalde, kendi mutluluğumu düşünürdüm. 

Marguerite ve Armand Duval’in aşkına aile müdahil oluyor… 
Marguerite dönemin kibar fahişesi olarak adlandırdığımız biri. Aynı mesleği yapan ya da aynı meslek olmasa da sınıf farklılığı olan ilişkilerde muhakkak ki çevrenin hep bir etkisi oluyor. O yüzden her yüzyılda her dönemde insanlar, ilişkiler var oldukça bu müdahale olacak. Marguerite mesela ilk başta sevildiğine inanmıyor, daha sonrasında karşısındaki insana acımaya, onun için üzülmeye başlıyor ama sonunda pes ediyor. Pes ediyor derken şartlı bir birliktelik yaşıyor. Aşkı yaşadıkça o şartlarla böyle bir hayat sürmek istemediğinin farkına varıyor. Sonra mutluluğun, huzurun değerine varıp aşk yaşamak istiyor. Ama kendi ne kadar çaba sarf etse de yaşadığı hayat, sevdiği adam yani Armand’ın ailesi buna izin vermiyor. 

Bugün de hâlâ sevildiğine zor ikna olanlar vardır… 
Vardır belki, şu anda daha politik, daha içten içe pazarlıklı insanlar. İlişkilerde politik davranıyorlar. 

Ama aşkın içine politik davranmak gibi bir şey girer mi? 
Aşkın içine hiçbir hesabın kitabın girmemesi lazım. Ama bu kadar çıkarcı bir ortamda, herkesin çok dürüst olmaması ve güvenin kalmaması neticesinde ilişkilerde de aşkta da bazı şeyler zor kabulleniliyor. 

Eserin yazımının üzerinden 200 yıl geçmiş ama şu değişmemiş, hâlâ aşkı yaşayabilmek için birtakım kriterleri yerine getirmek gerekiyor. 
Ben de öyle düşünüyorum. Yüzyıllardır değişmemiş bir durum bu. İlişki ya da yaşanan sorunlar anlamında şu anda da pek değişen bir şey yok. Aslında yargılamamak lazım, günümüzde de bu kadar tutkulu ve fedakâr aşklar vardır muhakkak. Sadece o dönemde her şey daha anlamlıymış gibi geliyor bana. Artık teknolojinin içine gömülmüş vaziyetteyiz, en son ne zaman mektup yazdın mesela? İşte 200 yıl öncesinin teknolojisiz hayatında her şey daha ulaşılmaz daha anlamlıymış. Teknoloji, gelişen dünya, toplumlar hepimizin üzerinde bir etki bırakıyor. 

Biraz da yeni dizinizi konuşalım. Trakya komedisi ‘Düşman Kardeşler’, 4 Temmuz’da başlıyor. 
Evet, senaryoyu okurken çok eğlendim ben. İlk unsur bu projeyi kabul etmemde. Üstelik ilk kez kadın bir yönetmenle çalışıyorum. Bu açıdan da bir ilk benim için. 

Daha önce komedi yapmış mıydınız? 
Dram yaptım hep. Şimdi komedi, farklı şeyler katacak bana. Selin isminde İstanbul’da doğmuş büyümüş ama sonra Trakya’ya gelen bir kızı oynuyorum. Fazlasıyla saf ve ezik biri. Aşka, sevgiye aç. Daha fazla anlatmıyorum, gerisi sürpriz. 

O zaman müzik çalışmalarınızı sorayım ben de… 
Müzik çalışmam diye bir şey yok aslında, şarkı söylemeyi seviyorum ben. Ama ‘Şarkı Söylemek Lazım’ yarışmasından beri albüm bekleniyor benden. TRT Ankara Radyosu Çocuk Korosu’ndaydım küçükken, sonra profesyonel anlamda bir çalışmam olmadı ama... Yarışma tamamen bir şov programıydı ve benim için keyifliydi ama insanlar büyük bir beklentiye girdiler. İlla bir anda şarkıcı damgası almama gerek yok. Müziği hayatın içinde tutuyorum, tiyatro sahnesinde kullanabiliyorum. Şarkıcı olma, albüm yapma mantığında değil de kendimce yaptığım diğer işlerde müzik var yani. 

Herhangi bir şey için hiç acele etmediğiniz izlenimi bıraktınız bende. 
Evet, modellikle başladım, sonra oyunculuk dersleri aldım, güzellik yarışmasına girdim, çıktım. Tabii yarışmadan sonra teklifler daha çok gelmeye başladı ama hiç aceleci olmadım. İçime sinmesi önemliydi benim için, ne fazla popülerlik ne kazanç ilk hedefim olmadı. O yüzden aceleci olmadım. Doğru da yaptım bence. 

Sohbetimizin sonunda size bir kadın olarak kürtajın yasaklanması üzerine fikrinizi sorayım… 
Buna gelene kadar ülkede çözülmesi gereken çok şey var. Kürtajı yasaklamak demek, insanların kişisel haklarına doğrudan müdahale etmek demektir. Mantıklı gelmiyor bana. Kimse bunu keyfi yapmıyor ki neden bunu anlamıyorlar. Bu yasağı doğru bulmuyorum ve ciddiye de almıyorum. 

Kamelyalı Kadın, 20-21 Haziran tarihlerinde Darüşşafaka Açıkhava Tiyatrosu’nda!