'Futbol ve magazin, politik içeriğin çok üstünde'

'Futbol ve magazin, politik içeriğin çok üstünde'
'Futbol ve magazin, politik içeriğin çok üstünde'
Gazeteciler Dağhan Irak ve Onur Yazıcıoğlu bir yıl boyunca Twitter, Facebook ve sözlükleri taradı. Sonuç, sosyal medyayla ilişkimizin fotoğrafını çeken kitap 'Türkiye ve Sosyal Medya' oldu
Haber: İPEK İZCİ - ipek.izci@radikal.com.tr / Arşivi

Sosyal medyamızda belli klişeler vardır, Twitter’da ilk tweetin “Ayy ısrarlara dayanamadım geldim:)” olması gibi... Akabinde “Kankitomla kahve keyfi”lerin havada uçmasından bahsetmiyorum bile. Ya da her daim ciddi takılanlarımız vardır, CNN sanki mübarek! Memlekette olan biteni doğrulatmaya gerek görmeden ilk tweeti atma hevesiyle infiale yol açanları da görüyoruz.
Facebook da çok masum değil hani... Hangimiz “Profil fotoğrafımı değiştirdim, ‘like’ etsene” türünden bir özel mesaj almadık ki? Ama bana sorarsanız sosyal medyanın yıldızı hep sözlükler. Tek tıkla, bir olayın yankısını uzun yıllar sonra bile görebildiğimiz için... Gerçi orası da şaibeli. Mesela yıllar önce girilen bir entry’de anne ve babamın boşandığı yazıyordu. Ve bildiğim kadarıyla şu an hâlâ evliler. Bütün bunlar, gazeteciler Dağhan Irak ve Onur Yazıcıoğlu’nun da radarına girmiş ki bir yıldır sosyal medya üzerine çalışıyorlar. Sonuçları, elimizde tuttuğumuz kitapta: ‘Türkiye ve Sosyal Medya’.
Araştırmaları için Twitter, Facebook, sözlükler ve haber sitelerinin okur yorumları kısmında 200-250 civarında konu taradılar; 500 ile 1000 arası mesajı temsil aldılar. Okuyacaklarınız, sohbetimizin çok küçük bir bölümü. En iyisi daha fazlası için Okuyan Us’tan çıkan kitaba bir göz atın.
Sosyal medya denince ilk akla gelen Twitter.
Dağhan Irak:
Aslında Türkiye için ilk akla gelenin Facebook olması lazım. Türkiye’de 32 milyon Facebook kullanıcısı var ve koydukları örneklem Türkiye profiline çok daha yakın. Twitter’da ise Türkiye’de aktif olarak kullanılan hesaplar muhtemelen 1 milyonu geçmiyor. Daha çok şehirli, AB grubu, yükseköğrenim görmüş ve dil bilen insanları temsil ediyor. Ülkenin nabzını Twitter’dan tutan varsa çok büyük hatalar içerisinde bulunuyordur. Twitter hâlâ toplumun tüm kesimlerini temsil etmiyor.
Nabız demişken… Birkaç gün önce ‘Hatay Ayakta’ etiketi Trending Topic (En çok konuşulanlar, kısaca TT) yapılmaya çalışılırken, Twitter’ın bunu sansürlediği konuşuluyordu.
Onur Yazıcıoğlu: 8 bin civarı tweeti gördüm ben, normalde olması lazımdı.
Twitter sansürlüyor mu yani?
Dağhan I.:
Elimizde sansürlüyor diye belge yok ama aynı anda daha az yazılan etiketin TT olduğunu kanıtlayabiliyoruz. Facebok’un Türkiye ofisinin çok sıkı sansür uygulamaları var mesela. Özellikle eşcinsellerin haklarına yönelik grupları, ahlaka mugayir içerikten kapattıkları çok oldu. Twitter’da ise ne olduğunu bilmiyoruz…
Twitter kendisinden istenen bilgileri vermiyor bildiğim kadarıyla.
Dağhan I.: Veriyor ama bunu dışarıya açıklamama konusunda anlaşmış olabilir, bilemiyoruz. Twitter’ın özgürlüklerin timsali gibi algılanmasında da ciddi sıkıntı var ama...
Görüldüğü gibi özgürlük mecrası değil diyorsunuz?
Dağhan I.:
Tabii değil. İsterse hepimizin tweetlerini cayır cayır silebilir.
Onur Y.: Mesela Ahmet Kaya’yla ilgili bir şeyler kesinlikle TT olacakken olmadı. Ya da PKK ile ilgili devletin politikasının çok dışında bir şey varsa twit ortalıktan kayboluyor.
“Kürt hareketi kendini Facebook’ta daha rahat ifade ediyor” diyorsunuz.
Dağhan I.:
Evet, Kürt kullanıcılar Twitter’dan siyaset yapmaya çalışarak Türk muhaliflerle temas edebiliyorlar ama bunu yaparken diğer kullanıcılardan ciddi oranda tepkiyle karşılaşıyorlar. Facebook ise sağladığı daha kapalı devre alanlarla bu baskılara fazla karşılaşmadan politika üretme imkânı veriyor.
“Twitter olmasa Mısır’da devrim olmazdı” diyenlere ne diyorsunuz?
Onur Y.:
Mısır halkının yüzde 0.26’sı Twitter kullanıcısı. O kadar insanla devrim olmaz. Bir de mecraya devrimci refleksler yüklemek çok sağlıklı değil. Evet, mecra o refleksi harekete geçirebilir ama yoktan yaratmaz. O yüzde 0.26 içinde o kadar güçlü kanaat önderleri vardı ki tek bir şey yazmaları milyonlarca insanı sokağa dökebiliyordu. Ama Türkiye, kanaat önderlerinin güçlü olduğu bir ülke değil, okursun, geçersin. Ya da mesela karşı olduğun bir şey hakkında bir mesaj yazdığında vicdani sorumluluğunu yerine getirmenin rahatlığıyla hayatına devam edersin.
Ciddi nefret söylemleri görüyoruz bazı sitelerde… Buna ne diyorsunuz?
Onur Y.:
Her yerde görebiliyoruz onu ama nefret söylemi içeren yorumların editoryal mekanizmaya takılıp yayımlanmadığı yerler var tabii.
Dağhan I.: Erol Köse, Twitter’a “BDP’lileri sabun yapalım” yazdı. Bu, Pandoranın Kutusu’nu açıyor. Onu retweet ederek başlıyor. Daha sonra bu o kadar meşru bir hâl alıyor ki sabun yapma retoriğini kullanıma sokuyor.


Şık’ın tahliyesinde Twitter’ın etkisi... 

Ahmet Şık’ın ‘İmamın Ordusu’ kitabı taslak
halindeyken yayınevine baskın yapıldı. Ve Şık’a destek olmak için kısa sürede birçok kişi internette kitabın PDF’ini paylaştı. Bu bağlamda sosyal medya sivil itaatsizlik barındırıyor diyebilir miyiz?
Onur Y.: Eğer Ahmet Şık bugün sokakta rahatça dolaşabiliyorsa, çok büyük payı var o kitabın
yayılmasında. Suç unsuru her yerdeydi çünkü...
Dağhan I.: Evet o kitabı suç unsuru olmaktan çıkaran, Ahmet Şık’la Nedim Şener’in tahliyesini sağlayan şeydir o sivil itaatsizlik. Ama kitap 20 bin filan paylaşıldı ve biz 32 milyon kullanıcısı olan bir mecradan bahsediyoruz. 32 milyonda 20 binin bir etkisi vardır ama devrim oldu mantığına kapılırsanız yanılırsınız. Yani başka bir kitabı iki, üç milyon paylaşabilecek gruplar var, bir ara Başbakan o imayı yapıyordu: “Ben de kendi adamlarımı sokağa salarsam ne olur”… Bu şu demek: Türkiye’deki muhalif azınlık işe yaramayan bir azınlık, kazanım sağlayamayan bir azınlık değil. Neyin etkisinin ne olduğunu ölçmek önemli ama işi farklı bir yere de koymamak lazım.


Toplum linç etmeye hep hazır 

*Twitter’da genellikle sol, sosyalist, Kemalist, ulusalcı çizginin baskın olduğunu gözlemlediğimiz için, Facebook ya da haber sitesi yorumları toplanırken, mutlaka muhafazakâr, İslamcı, sağ toplulukların bulunduğu siteleri karşıt görüş olarak yerleştirdik.
*Twitter’a baktığınızda Türkiye’nin olduğundan daha politize bir sosyal medyaya sahip olduğunu zannedebiliyorsunuz. Ama araştırmalarımızı yaparken gördük ki, politik konular gündemde neredeyse hiçbir zaman ilk sırayı almıyor. *Futbol, magazin, TV dizileri her zaman için politik içeriğin çok üstünde. İstisnalarını sadece Van depremi, Uludere olayı ve Ahmet Şık-Nedim Şener duruşmalarında gördük.
*Bazı makro konularda kullanıcılar arasında keskin ayrımlar görebilirken günlük hayatla ilgili meselelerde çizgiler kalkıyor. Örneğin Enerji Bakanı Taner Yıldız, mesainin 07.30’da başlaması gerektiğini söylediğinde…
*Kürt hareketini ayrı bir yere koyun, milliyetçilik gibi farklı siyasi eğilimleri kapsayan hâkim kodlar var. Söz konusu popülist milliyetçilik olunca AKP, MHP ve CHP arasındaki sınırlar çok rahat kalkabiliyor.
*Adnan Oktar, sosyal medyayı kovalıyor. Ekşisözlük’te uzun süre hiçbir şey yazılamadı hakkında. Haberturk.com, onunla ilgili bir haber yaptığında yoruma kapatıyor sayfayı.
*Ekşisözlük başlangıçta orta, üst-orta sınıf, büyük şehirli, ağırlıklı olarak Kemalist ya da merkez sol, üniversiteli kullanıcıların söylemi belirlediği bir alanken, bugün daha genç, Anadolulu, AKP ya da MHP sempatizanı, bir kısmı Gülen cemaatine sempati duyan kullanıcıların da oldukça kalabalıklaştığı bir mecra.
*Muhazakârlar için İsrail, Kemalistler için İslamcılar, Türk milliyetçileri için Kürtler her konuda komplo teorisi objesi haline gelebiliyor. ABD ise üç kesimin de radarına giriyor.
*Kürt hareketi için sosyal medyanın Türk muhalifler için taşıdığından farklı bir anlam taşıdığı söylenebilir. İki nedeni var: Birincisi, Kürt hareketinin maruz kaldığı yasal ve sosyal baskıdan dolayı siyaset yapabileceği alanın çok dar olması. İkincisi ise daha yüksek oranda Kürt kullanıcının Türk kullanıcılara göre daha politize bir hayat yaşıyor olması.
*TRT Haber ile ilgili bir resim paylaşıldı, “Şehit cenazeleri duble otoyollar sayesinde ailelerine daha çabuk ulaştırıldı” diye ve linç edildi TRT Haber. Fotoşop olduğu anlaşılabilecek bir şey ama söylentiye çok açık bir ortam sosyal medya. Üstelik toplum inanmaya ve linç etmeye hep hazır.
*Hacker temelli, kimliğini kaybederek muhalefet etme üzerine kurulu bir toplumsal harekettir hacktivizm ve bugün Redhack’in yaptığı şeydir. Ama Türkiye’de şu var: Muhalefet anonim olmak istemiyor. Türkiye muhalefetinin önceliği anonim olmak değil, ego sahibi olmak. Bunu hem siyasal açıdan hem muhalif insanlar açısından ele alabilirsiniz, ikisinde aynı ego var. Mantık aynı: “Muhalif olalım ama bizim muhalif olduğumuz tarihe not düşülsün.”