Geçmişi değil ânı düşünürüm

Geçmişi değil ânı düşünürüm
Geçmişi değil ânı düşünürüm
İtalyan sinema efsanesi Claudia Cardinale'ye Altın Portakal'da 'en iyi kadın oyuncu' ödülünü getiren Ali İlhan'ın yönettiği 'Sinyora Enrica İle İtalyan Olmak' 18 Şubat'ta vizyonda. Bugün İstanbul'a gelecek olan Cardinale sinema tutkusunu anlattı...
Haber: MÜGE AKGÜN / Arşivi

1960’lı yallarda bizim starlarımızdan biri gibiydiniz. Bu dönemde magazin dergilerine 57 kez kapak olmuşsunuz. Türkiye ile tanışmanız 2008 yılında İstanbul Film Festivali’nde onur ödülü aldığınızda mı olmuştu? Evet, ama tanındığımı biliyordum. İstanbul’a ilk geldiğimde tekneyle Boğaz turu yapmıştım, çok güzeldi. İstanbul gerçekten inanılmaz, muhterem bir şehir.

Tanımadığınız bir yapımcı ve yönetmen sizi nasıl ikna etti? Daha önce Türk filmi izlemiş miydiniz?
Çok basit aslında... Senaryo çok hoşuma gitti. Aslında çok fazla senaryo okuyorum ama benim hoşuma giden o kadar az sayıda oluyor ki. Daha önce hiç adını duymamış olduğum prodüksiyon şirketlerinin ilk çalışmalarına da seve seve katıldığım oluyor. Benim için en önemli olan şey yönetmenle ilk buluşmam ve ilk prova deneyimidir. Ondan sonra da devam edip edemeyeceğime karar veriyorum.

Senaryo ile kendi gençliğiniz arasında bir bağ kurmuş olabilir misiniz? Siz de Tunus’un en güzel kızı olarak 1957 yılında İtalya’ya gitmiştiniz.
Ben aslında hep ânımı düşünürüm geçmişi değil... Bizim ailemiz üç jenerasyon öncesinde Tunus’u bırakmış. Benim kariyerimin başlangıcı Tunus’un en güzel İtalyan kızı ödülünü almam oldu. Öyle bir ödül ki yarrışmaya yazılmadan kazandım. tamamen kazara gerçekleşti...

Sonrasında da İtalya’da oyunculuk eğitimi aldınız ve kısa bir süre sonra da Franco Cristaldi gibi ünlü bir yapımcının, efsane yönetmenlerin dikkatiniz çektiniz. Luchino Visconti’nin ‘Rocco ve Kardeşleri’, ‘Leopar’, ‘Fellini’nin Sekiz Buçuk’, Sergio Leone’nin ‘Bir Zamanlar Batý’ gibi sinema tarihine geçmiş filmlerinde rol aldınız. Kariyerinizde bu üç ismin yeri hakkında ne söylersiniz?
Bu üç isim de hayatımda çok önemli oldular. Franco’ya çok şey borçluyum. Uzun yıllar beraber geçen hayatımızın yanı sıra kariyerimi yönlendiren de odur. 17 yıl boyunca yapım şirketi ile kontratım vardı. Ve Cristaldi, Avrupa’nın en önemli yapımcılarından biri olarak beni sinema dünyasıyla tanıştırdı. Sinema tarihinde o yılların bir parçası olmam onun sayesindedir. Fellini ise benim için çok kutsaldır, onunla karşılaşmam sihirli bir tesadüfün ürünüdür. Onun dünyasına girmemi sağladı ve sadece bu değil ‘Musa’ rolünü de bana vermek istedi. Öyle bir ‘Musa’ ki benimle aynı ismi taşıyordu. Fellini Sekiz Buçuk filminde beni onurlandırdı ve tanımladı. Sergio da ‘Bir Zamanlar Batıda’ filmi ile bana en büyük başarılarımdan birini hediye etmiş oldu. Bana delicesine bir macera yaşattı. Ve sonra hayatımda birçok güzel anılarımı paylaştığımm iyi bir arkadaşım oldu.

Siz en çok hangi döneminizi seversiniz? Eskiyi özleyen biri olmasam da yapılan sinema ve entelektüalizmin doruk noktasında olması, o yıllardaki anlayış ve paylaşım açısından en güzel yıllarımın 60’lı yıllar olduğunu inkar edemeyeceğim.

Signora Enrica’da İtalyanca bilmeyen ya da çok az bilen oyuncularla oynamak zor oldu mu?
Olmaz mı, her sahnede gülmemek için kendimi zor tutuyordum...

Antalya’da Altın Portakal alınca neler hissetmiştiniz? Harika bir andı. Yıllardır dünyanın her yerinden tamamen kariyerime bağlı prestijli ödüller alıyorum. Tabii ki bu ödülleri almak benim için her zaman onur ve Fellini, Visconti’yi, Leone’yi hatırlamanın bir yoludur. Tüm bu isimler benim gerçekten aktristi olmamı sağlayan kişilerdir. Ama en iyi kadın oyuncu ödülünü almak başka bir duygudur. Aynı zamanda yönetmenin ilk filmiyle ödül aldığım için çok mutluyum. Genç yönetmenlerle çalışmaya bayılıyorum. Ali İlhan gerçekten çok yetenekli.

Sanırım Türk sinemasıyla ile işbirliğiniz devam edecek, Zülfü Livaneli ile yeni bir film var sırada değil mi? Şu an için başka projelerim var...Göreceğiz neden olmasın!

Neden Paris’te yaşıyorsunuz?
Evet, uzun zamandır Paris’te yaşıyorum. Kararım çok doğal oldu...Tunus’ta büyüdüğümden olsa gerek her ne kadar İtalyan vatandaşı olsam da öncellikle Fransız kültürü ve diline sahibim. Aynı zamanda Paris’te halk özel hayata çok daha saygılı ki çoğu ülkede bunun eksikliği var. Başka insanların arasına karışarak yaşanabiliyor. Bunun dışında Paris aynı zamanda kültürün başkenti ve her zaman enteresan olayların geliştiğii yer.

Türkiye’de sizi siz yapan özelliklerinizden biri olan sivil toplumcu yanınız, sosyal çalışmalarınız az bilinir. Neler yapıyorsunuz son yıllarda?
Benim çalışmaktan en çok keyif aldığım kendi isteğimle aktif olduğum ‘Kadın ve Çocuk Haklarını Koruma Derneği’ndeki görevim. UNESCO’dan yıllar önce beni şereflendiren bir görev. Uzun yıllardır diğer vakıflar içinde fon toplanmasına yardımcı oluyorum, biri Kamboçya’daki çocuklar için diğeri AIDS hastası çocuklar için.

Dünyanın en güzel kadınlarından birisiniz, geçen yıllar sizden çok şey götürmemiş ama yine de estetik olabilirdiniz, neden tercih etmediniz? Lifting’i sevmiyorum. Bazen zor olsa da zamanın geçiyor olmasını kabullenmeyi tercih ediyorum. Sonra... aslında iğneden de çok korkarım...

Filmde oynayan Türk oyuncular hakkında ne düşünüyorsunuz? Benim favorim Maria rolünü oynayan Nilay Cennetkuşu oldu. Söylemem gerekirse çok iyi genç aktörlerle çalışma şansı buldum. Ki bu film için de çok önemli. Aynı zamanda kendi kişisel oyunculuk deneyimime gelirsek; tek başına rol yapılmaz! Daha iyiyi verebilmek için karşılıklı dinamik bir alışveriş gereklidir.

Son olarak gerçek hayatta da filmdeki kadar çok sigara içiyor musunuz?
Evet, çok içiyorum. Geç başladım. Visconti, huzur içinde yatsın! Sandra filminde sigara içmemi istemişti ondan beri de bırakamadım.

Tunus’taki güzel İtalyan kızı

Claude Josephine Rose Cardinale 15 Nisan 1938’de İtalyan bir ailenin kızı olarak Tunus’ta dünyaya geldi. Tunus Milli Basketbol Takımı’nda oynarken 1957’de yapılan bir güzellik yarışmasında Tunus’taki en güzel İtalyan kızı seçilerek Venedik Film Festivaline gitmeye hak kazandı. Orada da dikkatleri üzerine toplayarak filmlerde rol aldı. Daha sonra Roma’daki ünlü sinema okulu Centro Sperimentale di Cinematografia’da oyunculuk dersleri aldı. 1960’larda daha sonra evleneceği yapımcı Franco Cristaldi’nin desteğiyle önce İtalyan sonra da dünya sinemasının starları arasına girdi. 1958’den başlayarak Genç Aşıkklar, Sekiz Buçuk, Leopar, Bube’li Genç Kız, Pembe Panter, Rocco ve Kardeşleri, Profesyoneller, Corleone, Fitzcarraldo’nun aralarında olduğu seksenin üzerinde filmde rol aldı. 2010 Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde “Signore Erica İle İtalyan Olmak” filmindeki rolüyle en iyi kadın oyuncu ödülüne layık görüldü.