'Herkesin içinde bir ezilmiş, bir güçlü taraf vardır'

'Herkesin içinde bir ezilmiş, bir güçlü taraf vardır'
'Herkesin içinde bir ezilmiş, bir güçlü taraf vardır'

Fotoğraf: MUHSİN AKGÜN

Tiyatrocu ve oyuncu koçu İpek Bilgin, "Oyunculuk yüzde 90 hazırlanmak, yüzde 10 yetenektir" diyor
Haber: İPEK İZCİ - ipek.izci@radikal.com.tr / Arşivi

Onu Ezel’in ‘kör annesi’ olarak tanıyıp etkisi altında kalmış olabilirsiniz. Yolu tiyatroya sık düşenlerdenseniz, başka türlü bir tanışıklığınız vardır. İpek Bilgin’i sahnede izlemek başkadır çünkü. Öğrenci olarak onun tedrisatından geçmiş olanları izlemek bile başkadır... Son yıllarda DOT sahnelerinde izletse de kendini, aslen Ankara Devlet Tiyatrosu salonlarında izini bırakmıştır. Tiyatroya çevirmen ve eğitmen olarak da güç katan bir isimdir. Eric Morris ve Joan Hotchkis’in ‘Rol Yapmayın Lütfen’ ile Eric Morris’in ‘Fütursuz Oyunculuk Oyunculukta İşçilik Süreci’ kitaplarını çevirmiştir. Eğitmen olarak elinden çıkan son harika ise malum: Kıvanç Tatlıtuğ’un kamera karşısındaki başdöndürücü değişimini fark ettikten sonra, arkasındaki ‘gizli elin’ İpek Bilgin olduğunu duyunca pek şaşırmadık... Bilgin, bu akşam Star TV’de ilk bölümü yayımlanacak ‘Koyu Kırmızı’da kadını Bedriye olarak çıkacak karşımıza. Dizi vesilemiz oldu, buluştuk... 

Bu hikâyede kimler var?
Bir yanda hayata tutunmaya çalışan diğer yanda zenginliklerinin içinde yalnızlaşan insanlar var.
Ayrıntılardan biri böbrek hastalığı.
Evet, dizilerde bir şeyler konu edildiğinde, o konu tartışılıyor. Dizide, böbrek hastasının durumunu devamlı gördüğümüz için, o hastalığı yaşayan insanların nasıl bir hayat yaşadığı hakkında fikir sahibi oluyor izleyici. 

Bir oyuncunun bir role hazırlık sürecini nasıl özetlersiniz?
Çeşitli şekilde hazırlanabilirsin. Bütün karakterler için aynı mekanizmayı işletmezsin. İçindeki ‘o taraf’ı bulmakla alakalı. Herkesin içinde bir ezilmiş, bir güçlü taraf vardır. Herkesin içinde bir anne veya bir çocuk taraf vardır. Hangisi gerekliyse onu öne çıkartmalısın. Hiçbir rolü anlayarak başlamam, yol boyunca anlamaya çalışırım. “Bu kadını biliyorum zaten” gibi durumlar yoktur bende. Bu durum alttan alta dilerim ki şu mesajı verir: Mühim olan insanların birbirini anlamaya çalışması. 

Karakteri senarist yaratıyor. Siz o karakteri keşfetmeye başlıyorsunuz.
Oynadığım karaktere inanıyorum. Çünkü en inandırıcı olmayan insan türünden bile bir örnek vardır. İzlerken “Ya insan böyle yapar mı?” diye sorarsınız ama yapan biri mutlaka vardır. Sen o karakteri gerçek kılmaya çalışıyorsun. Senarist her şeyi tariflemez. Birçok noktada dizilerde oyuncular frene basar. Senaryoya paralel hareket edersen, ya melodram çıkar ya da bildiğimiz Türk filmi. Çoğu yerde frene basar oyuncular. O kelimeleri söyler ama o freni koymazsa müthiş ağlak şeyler çıkar. 

Ne kadar inandırıcı ağlarsa, o kadar iyi oyuncuymuş gibi düşünülüyor.
Ağlama sahnesi, buz patenindeki zorunlu hareketmiş gibi algılanıyor. Ne kadar güzel gülenle, ne kadar güzel ağlayan aynı şeydir. Ağlamak durum değil, sonuçtur. Bakarsın bana, ne kadar üzgün olduğumu anlarsın ama bir damla gözyaşı dökmem. 

Gülme terapilerinde önce zorla, sonra daha fazla gülmeye başlıyorsunuz. Sonunda kahkaha atıyorsunuz. Oyunculukta var mı böyle taktikler?
Kullandığımız tekniklerden biridir bu. Bir insana “Heyecanlan!” veya “Üzül!” dersen aniden bir dönüşüm olmaz. Bedeni rahatlatmak için içerideki sıkıntıyı gülme, bağırma ya da ağlama yoluyla atıyorsun ki daha esnek bir insana dönüşebil. Her türlü oyunculuk aksiyonunu yapmadan önce bunu yapmak gerekiyor. Oyunculuk yüzde 90 hazırlanmaktır. Geriye kalan yüzde 10 ise yetenektir.

Oyuncu koçluğu da yapıyorsunuz.

İnsanlara role bakış ve teknik alanlarında yardım ediyorum. Teknik olarak eksik oldukları bir şey varsa yardım ediyorum. Role bakışta ise, “Bir karaktere nasıl yaklaşılır, bir karakter gerçek hale nasıl dönüştürülür?” üzerinde çalışıyorum. Bunlar akılla değil, bedensel olarak öğrenilir. Süreci uzunca sürüyor ama koç dediğiniz bu iki alanda yardım edendir. Bu yardımlar her bireyde farklı uygulanır. 

Ben geldim, “Oyuncu olmak istiyorum, beni eğitin” dedim. Beni nasıl bir süreç bekliyor?
Oyuncu kumaşın var mı yok mu diye bakıyorum. Yoksa, “Hayatta oyunculuk dışında 656 tane meslek var, git onlardan birini yap” diyorum. Oyunculuk heves meselesi değildir, tutku gerektirir. Eğer o tutku ve o kumaş varsa, o zaman kal. 

En son ‘Festen’ oyununda yer aldınız. Sırada ne var?
Craft Oyunculuk Atölyesi’nin parçası olarak Craft Tiyatro kuruldu. ‘Vincent River’ adlı bir oyun oynayacağız. Bir eşcinsel annesi, oğlunu cinayete kurban veriyor. Oğlunun sevgilisi, cinayetten sonra kadını takip ediyor ve hikâyelerini paylaşmaya başlıyorlar. Mayısta Tiyatro Festivali’nde sahneleyeceğiz.

Böbrek nakli konu ediliyor
Hayatını böbrek hastası kız kardeşini yaşatmaya adamış öğretmen Cemil ile zengin bir ailenin evlenmek üzere olan kızı Ümit’in geçirdiği kaza sonrasında hayatlarının kesişmesinin anlatıldığı ‘Koyu Kırmızı’ için Türk Böbrek Vakfı’ndan destek alınıyor. Yönetmenliğini Atıl-Ulaş İnaç’ın üstlendiği dizide Özgü Namal, Ozan Güven ve Muhammet Uzuner rol alıyor.