Hülya neden böyle?

Hülya neden böyle?
Hülya neden böyle?
Hülya Avşar, Türkiye'nin en zeki ve en güzel kadını, tamam mı dostum! Bakınız açıklamasına: "Meslek hayatımda 30'uncu yılımı kutluyorum. Kendimden eminim."
Haber: NAZAN ÖZCAN - nazan.ozcan@radikal.com.tr / Arşivi

İnsanın Marslı olası geliyor, valla. Söz konusu Hülya Avşar olduğunda. Çünkü onu çözmeye ve anlamaya şimdiye kadar insan zekâsı yeterli olamadı. Çünkü o Türkiye’nin en ama en ama en en zeki ve güzel kadını! Lütfen karşı çıkmayınız, çemkirmeyiniz. Bizde beyan esastır. Mesela, merhaba de, Avşar’ın cevabı hazır: “Türkiye’nin en zeki ve en güzel kadını benim.” Bitti! Olaysız dağılacağız ama bırakmıyor ki bir türlü. Buyurun, Antalya Altın Portakal’da jüri başkanlığına seçilmesine. Ah o kötü niyetliler, caanım sinema ‘emekçi’sine söylemediklerini bırakmadılar, ne anlarmış da, niye onu seçmişler de… Çünkü o Türkiye’nin en zeki ve en güzel kadını, tamam mı dostum! Bakınız açıklamasına: “Meslek hayatımda 30’uncu yılımı kutluyorum. Ben kendimden eminim. Jüri başkanı olmamı eleştirenler bile ‘iyi oyuncu’ olduğumu kabul ediyor. İşin magazin tarafına takılıyorlar. Magazini seviyorum, sevmeye de devam edeceğim.” Ne güzel, biz de seviyoruz. Üstelik tam 30 yıldır her gün Hülya Avşar magazini okuyoruz. Varlığımız varlığına armağan oldu resmen.
Kendisi ‘star’ oyuncu, sunucu, reklam yıldızı, televizyon programcısı, şarkıcı, ‘yıldız’ cüri, tenisçi, tişört üreticisi, dergi yönetmeni, her şeyin en iyisini bilen, en doğru, en akıllı, en yetenekli, en eğlenceli, insanın bileğini kestirecek kadar cilveli, über dayanılmaz (çekici anlamda yani), en kadın erkek ilişkileri gurusu ve dahi en markadır. Ama bizim kıskandığımız ileri seviye kompozisyondaki yazarlık başarısıdır. Mesela kendisinin cüri olduğu ‘O Ses Türkiye’ yarışmasındaki eleştirilere nasıl da güzel yanıt vermişti: “Benim sazanlar değişime uğradı; iyi ki varlar, çok eğleniyorum. Hem teşekkürlerimi borç bilirim, hem de eksiklerini gidermek isterim! Görüyorum ki ağzı olan konuşuyor ama son zamanlarda kalemi bulan da yazıyor. Tamam yaz da, bari haddini bil! Şimdi de tutturmuşlar; ‘Hülya müzikte ne kadar bilgili ki?’ O SES’te yorum yapabiliyor, tabii ki düşünce özgürlüğü var ama saçmalarsanız yine benim ağıma düşersiniz. Bakın, yirmi senedir albüm-sahne hayatı olan her kimse, müzik bilgisi yoksa eğer; adamı döverler.” Kapı gibi kanıt! Onu çekemeyenler de konuşsunlar dursunlar: Yürüyen egoymuş, şımarıklık divasıymış, ilgi arsızıymış, magazin ikonuymuş, bu özgüven nereden geliyormuş, elle tutulur ne iş yapmış, akıllıyım diye geçiniyormuş ama hin bir akılmış, bir söylediği bir söylediğini tutmuyormuş, şuursuz bir cesarete sahipmiş, kendini pazarlama dehasıymış, yetenekli olduğu söyleniyormuş da kimseler görmemiş. Kavgada söylenmez! 

Sen âşıksın arkadaş!
Avşar, 1963 Balıkesir doğumlu. ‘Gazeteci’ Helin Avşar’ın ablası aynı zamanda. Babasının işi nedeniyle Ankara’da büyüyor, tam olarak bilinmemekle birlikte liseye gittiği varsayılıyor. 17 yaşında âşık olunca evleniyor: Güzeller güzeli kızla kırmızı BMW’si olan oğlanın evliliği iyi gitmiyor ve boşanıyorlar. İstanbul’a geliyor. Nail Keçili’yle tanışınca babası karşı çıksa da şampuan reklamında oynuyor, sonrası da Bulvar gazetesinin güzellik yarışması. Ve tabii evlenip boşandığı ortaya çıkınca elinden alınan birincilik tacı (her şeyde birinci olma travması buradan galiba). Olsun, sinemaya girer. Sonra kalkıp göç eyliyor Avşar elleri işte. Kâbus 80’lerin permalı, kelebek tokalı, vatkalı mavişi o dönem manitası İbrahim Tatlıses’in birbirinden şahane ‘Hülya’, ‘Mavi Mavi’, ‘Âşıksın’ filmlerinde döktürmeye başlar! Sonra Tanju Çolak’la aşkı patlar, kıyametler kopar ama sinemada işler iyidir. ‘Fatmagül’ün Suçu Ne’, ‘Bir Kırık Bebek’, ‘Fazilet’, ‘Benim Sinemalarım’, ‘Hasan Boğuldu’ derken, ‘Berlin in Berlin’ gelir ki, artık oyunculuğu tescillenir. 60’a yakın filmi içinde ‘Salkım Hanımın Taneleri’, ‘Kalbin Zamanı’ ve ‘İki Genç Kız’da oyunculuk yeteneğini sergilediğini söylüyorlar. Allah vergisi yeteneğini televizyon ve şarkıcılıkta da kullanır. Klibinde poposunu sallar, televizyonda bacağı açar, çok eğleniriz. Arada arabeskçi ve futbolcu aşklarını unutmuş, 2005’te boşanacağı Kaya Çilingiroğlu’yla evlenip burjuva sınıfına atlamış ve bir de çocuk doğurmuştur. Artık Avşar’ın her şeyi söyleme hakkı vardır. Ünlendikçe polemikçi başı kesilir. Basını maniple etmeyi gerçekten çok iyi becerir. 

Hülya derdini söyle
Samimiyetle şımarıklık arasında yıllarımızı yer. Ricky Martin’in, affedersiniz, poposunu eller, Orhan Gencebay’a şaplak atar, Gülben Ergen’e veriştirir, Tarkan’a “Bir metre boyuyla sadece göbek atıyor diye bu kadar havaya girmesin” der. Bikiniyle denize girer, spor yapmayanları aşağılar, tenis oynarken frikik verir, magazincilere ‘dangalak, gerizekâlılar’ diye şarlar, feministlere ‘çirkinsiniz lan’ diye dayılanır, ‘erkek dediğin aldatır, elinin kiridir’, ‘tiyatro da ne ayak, öyle bağır bağır’ der, ‘Türkiye’de oynayabileceğim jön yok’ diye fetva verir. Kendini o kadar önemsemese belki söyledikleriyle eğlenirdik ama ‘inanarak’ konuşuyor kadın. “Hiç mutlu entelektüel görmedim. Hep mutsuzlar. Hep tepeden bakarlar. Entelektüellik çağdaşlıktır, güler yüzlülüktür.” Sahiden? Mesela “Sanat filmlerinden sıkıldım. Ağır felsefi filmler çekmek istemiyorum” diyor (sanki yapmış gibi), sonra da “Bana artık Nuri gelsin, Zeki gelsin. Hiç olmazsa Cannes’da kırmızı halıda yürürüm.” Daha var tabii: “Benim her gün okuduğum senaryo kadarını bir profesör bile okumuyordur”. Kesin! “Karı koca arasındaki tecavüzün çok da büyütülmemesi gerek. 5-10 dk sonra kadınlar kendilerini bırakabilirler. Mahkemeye taşımayı anlamıyorum.” Anlasan şaşardık! “Gey misin normal misin, yani diyorum ki gey misin erkek misin?” ve “Beethoven’in sesi çok güzel.” Son cümle komik valla! Lakin Devrim Sevimay’a verdiği röportaj iyiydi. “Türküm, ama bende Kürtlük de var”, “Sadece ‘terörist’ değil ‘Niye terörist?’ demek lazım” demiş, arkasından demokratik açılımla ilgili konuşmuştu. Tek doğrusuna da dava açtılar! Şimdilerde, felsefik bir kitap yazıyormuş lakin “Anlaşılabileceğini düşünmediğim için kitabımı bastırmıyorum” diyor. Ay lütfen, bastırınız, ayrıca içine ‘narsisizm’i inceleyen bir makale koyunuz, hadi bi zahmet!