İnsanlar sinemayı değil televizyonu tercih ediyor

İnsanlar sinemayı değil televizyonu tercih ediyor
İnsanlar sinemayı değil televizyonu tercih ediyor
Şu an vizyonda olan 'Celal Tan ve Ailesinin Aşırı Acıklı Hikâyesi' ve 'Musallat 2'de rol alan Türkü Turan artık komedi filminde oynamak istiyor.
Haber: ELİF İLAYDA SERBEST / Arşivi

En baştan başlayalım, oyuncu olmaya nasıl karar verdiniz? 
12 yaşımdayken okuldan kaçıp kaçıp devlet tiyatrosu oyunlarına giderdim. Birinde Cyrano de Bergerac’ı izledim. Bülent Emin Yarar o kadar iyi oynuyordu ki oyunculuğun bambaşka bir şey olduğunu fark ettim. Ama oyunculuğa karar vermem ‘Annem’ dizisiyle oldu. 

Oyuncu olma isteğinize aileniz nasıl yaklaştı? 
Ailem bana hep, “Ne istiyorsan onu yap” diyordu. Bu meslekte iş bir var bir yok, bazen uzun süre evde oturuyorsunuz. Bunu bildikleri için biraz böyle şüpheli yaklaşıyorlardı, iş bulma konusunda endişe ediyorlardı ama kararımı hiçbir zaman sorun etmediler. 

Mimar Sinan Üniversitesi Sosyoloji Bölümü mezunusunuz. Bilinçli bir tercih miydi sosyoloji okumak? 
Bütün tercihlerim psikoloji ve sosyolojiydi. Bir insan suç işlediği zaman ona kızmak yerine bunu neden yaptığını, nerden geldiğini ve onu bu suça iten nedenin ne olduğunu merak ediyordum. Sosyolojide her dalla ilgili bir şeyler öğreniyorsunuz, çok kitap okuyorsunuz. Bu da benim sevdiğim bir şeydi, o yüzden yazdım. 

Sosyoloji okumanızın oyunculuğunuza ne gibi bir katkısı oldu sizce? 
Oyuncu olduğum için sosyal olarak içinde bulunmadığım çevrelerdeki insanları oynamak zorunda kalıyorum. İnceleme yapmama gerek kalmadan bu farklı karakterle ilgili bir bilgim olmuş oluyor. Zaten ya bir ödev hazırlamış ya da onlarla ilgili anket yapmış, görüşmüş oluyorum. O yüzden karakterleri çıkarırken, evet, sosyoloji işime yarıyor diyebilirim. 

Oyunculuk eğitimi almamanız ne gibi avantajlar ya da dezavantajlar getirdi? 
Oyunculuk okumak bir kere dört sene boyunca pratik yapma imkânı veriyor. Kameranın karşısına ilk geçtiğimde hiçbir şey bilmiyordum ve haliyle çok kötü oynuyordum. Zamanla biraz toparladım ama hâlâ o dört senelik eğitimi almamış olmanın eksikliğini hissediyorum. Avantajı ise şöyle; oyunculuk okuyanların bir kısmı “Ben zaten oyunculuk yapmayı biliyorum” diye geliyorlar sete. Fakat çok fazla bildiklerini düşündükleri için, etrafı inceleyip yeni bir şeyler öğrenme fırsatını da tepiyorlar bir yandan. Ben amatör olduğum için her şeye açım, her şeye bakıyorum, araştırıyorum. 

İlk filminizi Reha Erdem gibi Türk sineması için önemli bir yönetmenle çektiniz. Bu nasıl oldu? 
Aslında ‘Kosmos’tan önce birkaç rol gelmişti ama hiçbiri içime tam anlamıyla sinmemişti. Sektörde yeni olmama rağmen çok iyi bir sinema izleyicisi olduğum için en azından senaryonun iyi mi kötü mü olduğunu kendi zevkime göre az buçuk görebiliyordum. ‘Kosmos’ geldiğinde senaryoyu okumama gerek kalmadan hemen kabul ettim çünkü Reha Erdem’i çok eskiden beri seviyorum. 

Hâlâ vizyonda olan ‘Celal Tan ve Ailesi’nin Aşırı Acıklı Hikâyesi’nde Celal Tan’ın kendisinden 25 yaş küçük eşi Özge’yi oynuyorsunuz. Bu rolü Onur Ünlü dolayısıyla kabul ettiğinizi söylemiştiniz. Onur Ünlü’nün sizin için farkı nedir? 
Türkiye ’de kara komedi denen şeyi yapan tek insan Onur Ünlü. Ve bence çok ilginç bir espri anlayışı var. Yarın bir gün birkaç sene sonra dünyaca ünlü başyapıtlar çıkartacağını düşünüyorum Onur Ünlü’nün. Çok iyi bir yolda giden, çok iyi bir yönetmen olduğunu düşünüyorum. Bir de etraftan çok huzurlu, mutlu ve eğlenceli olduğunu duyuyordum hep. Bu yüzden onunla çalışmak istedim. 

Şu an vizyonda olan ‘Musallat 2’nin kadrosuna nasıl dahil oldunuz peki? 
Yönetmen Alper Mestçi, beni bir şekilde görüyor ve Uzakdoğululara benzeyen tipim yüzünden korku filmine yakışacağımı düşünüyor. Zaten ben de bir korku filminde oynamayı çok istiyordum. Türkiye’de çok az korku filmi çekiliyor. Çekilenler de niteliksiz, vasat filmler. O yüzden korku filminde oynamak bir oyuncu için biraz riskli ama Musallat 1’i çok beğendiğimden, filmin ikinci serisinde yer almak istedim. 

‘Annem’ ve ‘Çakıl Taşları’ gibi dizilerden sonra şimdi ‘Öyle Bir Geçer Zaman Ki’de rol alıyorsunuz. Diziler ile filmleri karşılaştırdığınızda sizce hangisi sizi daha çok geliştiriyor, tatmin ediyor? 
Aslında dizi insanı daha çok geliştiriyor ama bence film daha çok tatmin ediyor. Çünkü dizide bir karakteri alıyorsunuz, iki sene boyunca oynuyorsunuz. O karakterin üzerine çalışıp, yeni ayrıntılar buluyorsunuz, karaktere yeni öğeler katabiliyorsunuz. Oysa filmde bir karakteri oluşturmak için her zaman çok daha kısa bir zamanınız oluyor. Kısacası dizide daha sağlam ve çalışılmış karakterler ortaya çıkarabiliyorsunuz. 

Türkiye’de oyunculuk dizi bazlı yapılıyor. Sinema geri planda kalmış durumda. Bu konu hakkındaki düşünceniz nedir? 
Aslında sinema geri kalmış değil. Özellikle son 4-5 senedir çok fazla Türk filmi çekiliyor. Bir yandan da bir sürü dizi yayına giriyor ama bir kısmı hatta neredeyse yarısına yakını reyting alamadığı için kaldırılıyor. İnsanlar zaten sinemaya gitmeyi değil televizyon izlemeyi tercih ediyor. Biz de mecburen dizi yapıyoruz. 

‘Öyle Bir Geçer Zaman Ki’ dizisinin kadrosuna sonradan dahil oldunuz. Başlamış bir projeye sonradan dahil olmak nasıl? Zorluk çektiniz mi? 
Uzun süredir devam eden bir projede her şeyden önce ekip birbirine alışmış oluyor. Herkes aralarında şaka yaparken, siz utangaç utangaç onlara bakıyorsunuz. Bir süre kiminle ne konuşacağınızı bilemiyorsunuz. ‘Öyle Bir Geçer Zaman Ki’de çok iyi oyuncular var. Ben daha 4-5 senedir oyunculuk yapan biri olarak korkuyordum, yapabilecek miyim, içlerinde sırıtacak mıyım diye. Ama her şey çok güzel gidiyor. 


Herkes “Reklam yüzün var, reklamlarda oyna” diyordu. Gittim, ajansa yazıldım. Bir-iki reklamda oynadım, sonra bir baktım dizi cast’larına çağırmaya başladılar.
Yönetmen olmak için bilgi birikimi ve anlatacak iyi bir hikâye lazım. Daha zamanım var yönetmenlik için. Yazdığım bir senaryo var şu an. Belki bir gün çekerim.
Daha önce hiç oynamadığım için, komedi oynamak istiyorum özellikle. İster gişe ister sanat filmi olsun, bir şey beni çekiyorsa o projenin içinde yer alıyorum.