Karanlık şarkılar dünyanın ta kendisi

Karanlık şarkılar dünyanın ta kendisi
Karanlık şarkılar dünyanın ta kendisi
İngiltere'nin indie kraliçesi PJ Harvey'in yeni albümü 'Let England Shake', savaş karşıtı sözleri ve karanlık atmosferiyle beğeniliyor. Mojo ve Q dergilerindeki söyleşilerinden bir derleme yaptık.

‘White Chalk’ da çok “İngiliz” bir albümdü fakat son albüm ‘Let England Shake’ ulusal kimlikte bir patlama yaratıyor. Neden?
Çünkü ancak şimdi dili doğru kullanmayı öğrenebildim.

Let England Shake’teki şarkılarda I. Dünya Savaşı’na (Çanakkale Savaşı’nda hayatını kaybeden Anzakları da anıyor) atıfta bulunan sözler var. Yeni savaşlar mı ilham verdi sana?
Evet, özellikle de Irak ve Afganistan. Bir ara kendimi savaşla ilgili, savaş fotoğrafçısı, savaş şiirleri gibi şeylerin nasıl bu kadar normalleştirildiğine şaşırırken buldum. Ve “Acaba ben de mi bunun içindeyim?” dedim kendi kendime. Bu da kaydın başlangıç noktası oldu.

Politik olarak hangi noktada duruyorsunuz?
Bu benim her zaman kendime sakladığım bir şey oldu. Bunun biraz kişisel olduğunu düşünüyorum çünkü. Albümün tanıtım parçası olarak en karanlık şarkılarınızdan birini seçmişsiniz. İçinde askerlerle ilgili acımasız gerçekler var. Bir radyo hiti olmaya çok uygun değil. Olaylara bu çerçevede bakmıyorum. Ancak albüm çıktıktan sonra acaba radyolarda çalınır mı diye endişelenmeye başlarım galiba.

Bunu umursar mısın?
Umursamayacağımı söyleyemeyeceğim. Kayıtlarımın duyulması benim için önemli tabii. İnsanların şarkılarımı dinlemesini ve onlara bir şeyler hissettirebilmeyi seviyorum.

Senin gibi iyi huylu, tatlı dilli bir kadını böyle karanlık şarkılar yapmaya iten nedir?
Çünkü kendimi sorumlu hissediyorum ve bunu sözlerim ve sesimle yapabiliyor oluşum beni onları kullanmaya teşvik ediyor.

İlk albümün ‘Dry’ çıktığında 22 yaşındaydın. Dönüp baktığında, nasıl görüyorsun o günlerini?
Çok gençtim, bugünüme kıyasla çok saf ve tecrübesizdim. İşim beni o kadar farklı bir hayat stiline zorladı ki, çabucak değişmek zorunda kaldım.

Çocukluğunu en iyi tanımlayan kelimeler nelerdir?
Soyutlanma. Hayal gücü. Ben küçük bir köyde büyüdüm. Şehrin nasıl bir yer olduğunu çok sonra öğrendim. Şehre ilk gittiğim zamanı hatırlıyorum, baş etmesi çok güç bir deneyimdi.

Büyüdüğün evin müzikle arası nasıldı?
Evde her zaman müzik ve müzisyenler olurdu. Annemle babam yeni çıkan albümleri mutlaka alıp dinlerdi. Olağanüstü bir müzik zevkleri vardı. Bob Dylan, The Rolling Stones, John Lee Hooker, Beefheart, Bo Diddley, Pink Floyd. Hatta Pink Floyd’un ‘The Dark Side of the Moon’ albümünü aldıkları hafta çok sevdiğim kuzum ölmüştü. Dört yaşımdaydım ve kuzunun ölümüyle o müziği bağdaştırmıştım. Evde Pink Floyd çalmaya başladığı zaman ağlarmışım. Bugün bile halen o albümü duyduğumda kötü bir şeyler olacakmış gibi hissederim.

Evde müzisyenler olurdu dedin, kimlerdi?
Ian Stewart, annemle babamın yakın arkadaşıydı mesela. O günlerde, ben çocukken tanıştığımız Dr. John’la yıllar sonra 2004’te Montreux festivalinde karşılaştık. Önce beni tanımadı, sonra kendimi tanıtınca çok şaşırdı.

Biraz da Pj Harvey Trio’dan konuşalım. Rob Ellis ve Steve Vaughan senden yaşça çok büyüktü. Grubun kimyasının tutmasını sağlayan neydi?
Biz bunu hiçbir zaman bir problem olarak görmedik. Ben onların benden büyük oluşundan rahatsız olduğum bir an bile hatırlamıyorum. Çok çabuk ve kolayca uyum sağladık birbirimize. Müzikal anlamda, aynı ruha sahiptik çünkü. Hepimiz benzersiz şeyler yapmak istiyorduk. Elvis Costello’nun senin erken dönem şarkıların hakkında ünlü bir sözü vardı: “Hepsi kan ve cinsellikle ilgili” Bir sürü farklı şeyden bahsetmeye çalıştım şarkılarımda. Bunu söylemek biraz kolaya kaçmak olmuştu bence.

Bunu duyduğunda gülmüş müydün yoksa sinirlenmiş miydin?
Biraz hayal kırıklığına uğradım. “Bazı şeyleri kaçırıyor muyum? İyi bir dil kullanamıyor muyum acaba?” gibi endişeler duydum. Ama bu yıllar önceydi, umarım şimdi dil konusunda daha iyiyimdir.

Daha önce bir röportajında ün ve övgünün senin dengeni bozduğunu söylemiştin. 90’lar boyunca mutsuz görünmenin sebebi bu muydu?
Hayır, mutsuz değildim! Şimdi dönüp baktığımda, çok mutsuz olduğum bir dönem hatırlamıyorum.

Ama bu dönemde kendine zarar verdiğini kabul ediyorsun. Bu acaba birden ünlü olmanın yan etkisi miydi?
Belki bir parçasıydı, evet ama tamamen bunun etkisi değildi bence. Çünkü herkesin hayatının o dönemi en iyiyi yapmaya çalışmakla, hayatı sorgulamakla geçiyor.

Eski kayıtlarını dinlediğinde neler hissediyorsun?
Kendimi çok bağlı hissettiğim, çok gurur duyduğum bazı albümlerim var. Ama aynı şeyi hissetmediklerim de var tabii. ‘Stories from the City’ mesela. O albümü pek dinlemiyorum.