Kemerleri çözün, uçuşa geçiyoruz!

Kemerleri çözün, uçuşa geçiyoruz!
Kemerleri çözün, uçuşa geçiyoruz!

Luxus, 8 ve 28 Ekim de (albüm lansmanı) İstanbul Live da sahne alacak.

Şehrin en hareketli gruplarından; özgün besteleri ve yakından tanıdığımız şarkılara yaptıkları düzenlemeleriyle çigandan arabeske, blues'dan punk'a geniş bir müzikal âleme kanat açan Luxus, yarın yeni albümü 'Bi' Lareya' ile huzurlarınızda...
Haber: BAHAR ÇUHADAR - bahar.cuhadar@radikal.com.tr / Arşivi

[Audio_104]

 

Başlığı grubun kurucusu, kemancısı ve solisti Alper Bakıner’den yürüttüm. Bilenler bilir, bir Luxus konserinde temponun tavan yaptığı anın başlangıcıdır Alper’in ‘Kemerleri çözün, uçuşa geçiyoruzzz!’ anonsu.
Duymamış olanlar için tarife geçelim. Luxus; Alper Bakıner’in kurduğu, ‘çekirdek kadroyu’ akordeonda Ozan Akgöz, klarnet ve vokalde Kamucan Yalçın, perküsyonda İsmet Kızıl’ın oluşturduğu ancak 20’den fazla müzisyenle yolları kesişmiş bir gruptur. Blues, arabesk, geleneksel ezgiler, çigan, tango gibi türlere açarlar kanatlarını. İsimlerinin altına eklenen ‘Oriental blues’ kavramına yakıştıkları doğru olmakla birlikte ‘Balkan müziği yapıyorlar’ tanımına da sıkıştırılamayacak kadar farklı alanlarda dolanırlar.
‘Neden saçların beyazlamış arkadaş’taki blues tınılarıyla salınmak, ‘Ada sahilleri’yle göbek atmak, ‘Bir kadeh daha ver’le zıplamak bir Luxus konserinin alışıldık karelerindendir. Yanlış anlaşılmasın, ‘cover grubu’ da değillerdir. Sözü-bestesi kendilerine ait şarkıları türlü ince hikâyeler barındırır. En büyük rakibi Şirin Baba olan romantik mafya babasıyla tanışırsınız; dikkatli okursanız, bir Bukowski öyküsünden kopup gelmiş dizelere çarparsınız.
İlk albüm ‘Acayip Şeyler’den sonra ‘Bi Lareya’yı hazırlayan ekip, geçen Berlin Film Festivali’nde Türkiye ’yi temsil eden konuk gruptu. Dumanı üstünde albüm ‘Bi Lareya’ kapıdaki sonbahar depresyonuna, yan etkisiz bir ilaç olarak yarın raflarda... Favorim; sözleri masa arkadaşım, Radikal yazarı Pınar Öğünç’e ait olan ‘Batsın bu banka’. Şarkıdan alıntıyla, ‘piyasalar gibi tedirgin olmadan’, yüksek sesle dinlemek lazım derim... 

Duymamış olanlar için başa saralım; nereden çıktı Luxus?
A. Bakıner: Birkaç tesadüfün eseri. 2003’te şahsi kayıtlara başlamıştım, Jehat diye bir arkadaşımın stüdyosunda. 2005 başında, Araf’ı yeni açmış olan Barış, program yapmamızı önerdi. Grubun akordeoncusu Ozan’la bir ikilimiz vardı. “Olur ama sadece keman-akordeon olmaz. İki gitar, bir darbuka ekleyip doğaçlama yapalım” dedim. Jehat’a gittim, “Ozan’ı getiriyorum sen de darbukacı ayarla” dedim. Darbukacıyı getirdi; önceden tanıdığım İsmet Ağabey... Çigan da tango da türkü de çalıyorduk Araf’ta. ‘Neden saçların beyazlamış arkadaş’, öyle çıktı mesela. “Tarz ne olsun?” dedi, Barış. “Oryantal yapıyoruz. Blues da var üstünde. Oryantal blues olsun” dedim. Kamucan’ı kattık gruba. Davul ve bas da katıldı; yedi kişi olduk.
Marmara Üniversitesi’nden tanışıyorduk, Marmara’daki konservatif eğitimden sıkılıp müziği sokakta arayanların grubu oldu. Luxus’la temas eden 22, 23 müzisyen var. “Grubun beste yapması lazım” dedik. Önceden hazırladığım ‘Acayip Şeyler’, ‘Derdim Günüm’ ve ‘Zonk’u aldık. Üç de yeni beste ekleyip ilk albümü yaptık, sonra iş ciddileşti... 

Müziğinizi ‘oryantal blues’ diye mi tanımlıyorsunuz?
Kamucan Yalçın: Yaptığımızın adı, aramızda bolca bir vakit ‘ruh hali, ruh hali’ diye sürdü. “Blues bir duygu var”, evet. Bir yandan da bu ülkenin insanları, başımıza ne gelirse gelsin dans etmekten zevk alıyoruz.
A. Bakıner: Orient kavramı dünya görüşüm gereği, kabul edebileceğim bir şey değil. Sonuçta bütün bir kültürün başka bir kıta tarafından isimlendirilmesi, bu. Blues da Afrika’nın Amerika’da yarattığı bir şey. Acıdan neşe üretmeyi başarabilen kültürler. Biz de bunu yapıyoruz, acıdan neşe üretiyoruz. ‘Neden saçların beyazlamış arkadaş’ı öyle söylememizin nedeni bu. O kadar da acılı değil, biraz dalga geç! Kavramın teknik olarak da arkasındayım. 

‘Bi Lareya’ şarkısının bir işportacıdan çıktığından bahsetmiştiniz...
A. Bakıner: Öğretmenlik yaparken, üç yıl Sirkeci’den trenle Florya’daki okula gittim geldim. Bir işportacı bindi bir gün. İki günde bir görmeye başladım. Fiyatı söyleyene kadar radyo spikeri diliyle konuşan bir arkadaş. Fiyatı söylediğinde nereden geldiğini belli ediyor: “Elimde gördüğünüz kalem, yanında şu, bu...” diye başlayıp, “Sadece bi lareya!” diyor. Herif orada yırtıyor, sistemin ‘Güzel konuş’ baskısına bıçak darbesi atıyor. Bu, sistemle benim ilişkimi özetliyor. Oradan diğer şarkılar çıktı. Hepsi o hatta gördüğüm insanlarla alakalı. Sirkeci-Halkalı hattıdır bu albümün hikâyesi.
K. Yalçın: Alper hikâyeyi anlattığı sıra iyice heyheyli durumdaydık, Sulukule’yle ilgili. “Benim” diyen İstanbulludan daha eski İstanbullu bir topluluk var. Bir yandan da televizyon dizileriyle falan Romanlar sömürülebildikleri kadar sömürülüyor. Bu senede bir Ahırkapı’ya gidip göbek atmakla çözülecek bir şey değil. Düşündük ki burada bir dil konuşuluyor, buna sahip çıkılmalı. Sistemin dilini bozabilme cesareti beni ayakta tutuyor. TRT spikeri gibi gidip ama arkasından taktığı nişane çok önemli: “Bi lareya!”
A. Bakıner: Diyor ki; “Beni sisteme dahil edip edebileceğiniz bu kadar!” 

Bu albüm ilkine göre bana biraz daha politik geldi...
A. Bakıner: Aslında diğeri kadar politik. Hem de bundan sonra yapacağımız işler kadar... Epeydir politika değil anti-politika üstüne düşünüyorum. Apolitik olmaktan bahsetmiyorum. Anti-politika üstüne düşünüyorum çünkü politikayı, iktidar ve muhalefeti barındıran kısırdöngüden ibaret bir şey olarak görüyorum. Birinci albümde de ikincide de o güdük politika işlemiyor. Daha yaşamsal şeyler işliyor. İktidar dilinden nefret ediyorum ama iktidara talip olan muhalefet dilinden de nefret ediyorum. 

‘Batsın bu banka’nın sözleri Pınar Öğünç’e ait, o nasıl oldu?
A. Bakıner: İki albümü de ‘Kuzen’ diye bilinen, çok yakın, can kardeşimizin stüdyosunda kaydettik. Roll ve Express dergilerinin bazı çalışanları orada jam session yapıyordu. Ben de uzaktan bakmak, bazen kemanla katılmak için gidiyordum. Zamanla Pınar her hafta bir şeyler yazmaya başladı. O yazdıklarıyla, punk besteler çıkarmaya başladılar. ‘Batsın bu banka’nın o gruba ait bir bestesi var aslında. Pınar’a “Bu şarkıyı çok beğendim. Birşeyler düşünüyorum” dedim. Rıza gösterdi, ben de yaptım. Ona kayıt olana kadar dinletmedik, sonra “Nasıl olmuş?” dedim. “Luxus olmuş” dedi (gülüyor). Bu muhabbetler kriz döneminde olmuştu. Herkes banka, mortgage konuşurken yaptılar bu şarkıyı. Aman ya batsın bu banka! Üstüne geldi. Ama onların şarkısını da dinle, çok güzel. 

İki albümde de çok tanıdık geleneksel ve arabesk şarkılar da var. Gelenekselle ve arabeskle nasıl bir ilişkisi var Luxus’un?
A. Bakıner: Repertuvarı ilk oluşturduğumuzda beş cover çok beğenilmişti. İlk dördünü birinci albümde yaptık, bir borcumuz kalmıştı; ‘Ada Sahilleri’. Onu da ikinciye koyarak beşini de bitirmiş olduk. 

Müslüm Gürses’le ilişkinizi de merak etmekteyim haliyle...
A. Bakıner: Liseyi 88 ile 91 arasında Adana’da okudum. Adana’nın da en damar mahallesinin tam ortasında, önünde 2 bin kişilik bir sanayi sitesi olan, sert bir yerde... Müslüm orada bir şarkıcı falan değildi, bir peygamberdi. Adana’da ‘Müslüm Baba’nın yeri’ diye meyhaneler vardı. Müslüm Gürses Adana’ya geldiğinde bu meyhaneleri dolaşırdı, müritleri gider elini öperdi.
Bu yerlerden biri okula 100-150 metre mesafedeydi. Okulun erkek nüfusu boşalıyordu, “Babanın elini öpmeye gidiyoruz” derlerdi. Ben hiç gitmedim ama dinliyordum. Zaten politik hayata geçişle Grup Yorum, Ahmet Kaya dinleyerek onu öteliyordum. Tuvalette sigara içiyoruz... Müslüm’ün bir albümü yeni çıkmış. Albümde ‘Yuvasız Kuş’la ‘Bir Kadeh Daha Ver’ var. Şöyle söyleyeyim: İsmet Ağabey’in Müslüm’e çalmışlığı ve benim Adana hikâyem dışında bu grubun arabeskle hiç ilgisi yok. Ben gençliğime temas ediyorum, arkadaşlarımın da rızasıyla... Birini rock ağırlıklı, diğerini blues yapınca grup da rıza gösteriyor. Gençliğime borcumu biraz ödemiş oldum. 

Müslüm Gürses sizin yorumları dinledi mi hiç?
A. Bakıner: Sanırım dinlemedi.
K. Yalçın: Hani Anadolu’yu gezip türkü derlersin ya... Lise tuvaletinden arabesk şarkı derlenmiş durumu var burada da. ‘Yuvasız Kuş’un orijinal Müslüm Gürses kaydını, bizim albüm çıktıktan çok sonra dinlemiştim. Alper de lisede duyduğunu derlemiş. Hiç bakmamıştık orijinaline. Arabeskin ‘tu kaka’ edildiği bir evde büyütüldüm. Sonra şunu düşündüm; “Müzik eğitimi alan biriyim. Bu snobluk niye?” Bu albümde de Alper’in bestesi olan ‘Felek’ de arabesk. Biz de kendi arabeskimizi yapmış olduk.

‘Yaptığımız Balkan müziği değil’
Balkan müziği yapan bir ekip olarak da tanınıyorsunuz.
A. Bakıner: Kesinlikle reddediyoruz bunu. Balkan müziğine temas ediyoruz sadece.
K. Yalçın: Punk yaptığımız da oluyor ona bakarsan...
A. Bakıner: Gypsy punk son dönemde ayyuka çıktı; Leningrad’la, Gogol Bordello’yla... Ona da temas ediyoruz. Okullu insanlar olunca öğrendiğimiz şeylere de temas ediyoruz. Bu albümdeki ‘Havva’m’ da zikir bir şarkı mesela. Bu bizim ülkemizde çok oluyor. Yeni çıkmış, biraz akordeon, keman bulunan bir müziğe ‘Balkan müziği’ demeyi çok seviyor herkes.