Mağdur ve mağrur yenge

Mağdur ve mağrur yenge
Mağdur ve mağrur yenge
Orhan Pamuk'la yaşadığı ilişkiyi arızaya bağlamış gibi bin kere anlatan ressam Karolin Fişekçi, "Penise fiziken sahip olmasam da, zihnen sahibim. Birçok erkekten daha fazla hem de" deyince, taşlar yerine oturdu.
Haber: NAZAN ÖZCAN / Arşivi

Ah be bacım! Sayende bütün sistemimiz “error” verdi! Tam empatilerden empati beğeneceğiz şahsınıza karşı, “ya kadın çok haklı, bu kadarı da yapılmaz ki!” diyeceğiz, bir cümle patlatıyorsun, iki seksen yere yatıyor bizim empati. Tam “hakkaten şuursuz ha” diyeceğiz, öyle bir mağdur ve mağrur ve saf kalpli yenge havasına giriyorsun ki, kendimizi “şeytan”la aşık atar buluyoruz. 

Tamam, Orhan Pamuk’la bir ilişkiniz oldu ve terk edildin. Evet bizce de çok kötü ve insanın canını çok yakan bir durum. Hezeyanlarında da haklısın, konuşmakta da haklısın ama kadınlık onurunu bir avukatın “Fişekçi müvekkilim Orhan Pamuk’un kız arkadaşı değildir” ihtarnamesine kadar getirmeye gerek var mıydı? Erkeklerin ne kadar acımasız olabileceğini, senin dört elle sarıldığın şeyin (aklına kötü bir şey gelmesin, yani aşkın! Sen de eserlerinde tıpkı böyle ters köşe yapıp sonra onlar boza diyorsun ya, ben de hakkımı kullandım) onlar için önemsiz olabileceğini hiç mi bilmiyordun? Hadi canım! 

Ama tabii sen iyi aile kızısın. Öyle diyorsun: “Ben ailemle yaşıyorum hâlâ, o yüzden sık görüşemiyorduk Orhan’la”. Peki inandık ama sonra tabuları nasıl da çatur çutur kırdığından bahsediyorsun! Ha işte, tam da burada bizim gibi faniler için çelişkiler yumağı başlıyor. ‘Arzumun Eksik Nesnesi’, ‘Shoot’ sergisindeki işlerine bayılmasak da, “sanatçı” olarak kabullenmiştik. Kırabilirdin yani her şeyleri. Hayır, ne yapacaktık kabul etmeyip? 79 doğumlu genç bir kadın, Mimar Sinan Üniversitesi Resim Bölümü’nü bitirmiş, yüksek lisansını kadın imgesi üzerine yapmış. Kışkıralım diye cinsel içerikli öğeleri sanatına boca eden, Beşiktaş ’taki topun üzerine çıkıp kadınlığıyla onu yok etmeye çalışan, topları pembeleştiren ve yumuşatan, erkekliğin fetişlerine takmış bir sanatçı diye anlatıyordun kendini. Ve fekat, “Dünyanın en arzulanan ve seksi sanatçısı” ibaresi neydi öyle! Hele de o “Edep sınırlarımı kendim çiziyorum ve oldukça yukarıda” açıklaması, off, ne bayık! 

Ben “Tatlısu Ermenisi”yim dedin; okuduk yazdığını, eblehleştik! Ama sanatçıdır, vardır bir derdi, ilerde bir gün görürüz diyorduk ki, kısmette daha önce görüşmek varmış. Amerika’dan o fotoğraf geldi. Orhan Pamuk’la aşk yaşıyordu. Allah tamamına erdirsin, amin! Ama peki arkasından gelen o demeçleme hali, tahammülfersalığa doğru gidiyordu. Bodoslama girdi: “Ermeni kimliğim ya da aykırı kabul edilen sanatsal duruşum nedeniyle bir şekilde ona zarar vermek en son isteyeceğim şey. Belki de bu fotoğrafları ona sormanız daha iyidir.” Haydaaa, sadece birlikte misiniz sorusu bu, nerden çıktı şimdi bunlar derken, daha yolun başındaymışız. Sonra gelsin iç gıcıklayıcı açıklamalar! “Bizim ilişkimizde tutku var!, “Umulmadık bir aşk. Tüm planları, programları değiştirecek bir tutku. Teslim edilen ve teslim alınan bir ilişki...” “Aşkın mayasında cinsellik var. Ten uyumu, ruh yakınlığı... Birlikte olmamızın ilk sebebi buydu. Ama süreç ilerledikçe yavaş yavaş âşık da oldum.” “O çok yalnızdı, patlamayı bekleyen volkan gibi...” Bir haydaaa da buraya koyalım. 

Konuşmalara doyamıyordu da, bir tuhaflık vardı. Sevgiliden tepki gelmiyordu, gelmedikçe coşkunun dozu arttıyordu. Pamuk’un eski sevgilisi Hintli yazar Kiran Desai’ye girişti. “Aslında o kadını, kadın olarak hiç kıskanmadım. Sevdiğim erkekle daha fazla vakit geçirmeme engel olmasına kızıyordum. Ayrıca düşünün, erkeğinizin zor gününde yanındasınız, onu siz güldürüyorsunuz. Fakat herkes bunu, başka birinin yaptığını sanıyor. Biraz araştırma yapılırsa, altını çizdiğim ‘profesyonel ilişki’nin ne menem bir şey olduğu anlaşılır. Birinin söylemesi gerekiyordu, söyledim.” Yıktın viran eyledin bir tabuyu daha! Daha da tadından yenmezi Orhan Pamuk’tan çocuğu olduğu iddia edilen Alman profesör için gelsin Fişekçi’den: “Bana bu tür şeyler kahpelik gibi geliyor, ben açık oynuyorum kartlarımı.” Bu cümleyle neden “error” verdiğimiz de kafamıza dank ve dahi dunk ediverdi. “Kahpelik”. Tam da meselemiz buradaydı, sen ter ter tepin tabuları yıkacam ulan, nasıl kışkırtacam sizi behey gafiller, seks sonrası kadınların bozayla kaplanmış resimlerini yapıp seksle ikiyüzlülüğünüzü imtihanlayacağım, muhafazakarlığınızı, kafalarınızın içindeki sistemin size yedirdiği şablonları yok edeceğim cahiller, ben cesurum, deliyim, çılgınım, dobrayım, sonra da kalk her şeyi bize “erkek akıl”la açıkla. Ayıptır yahu! 

Erkeğimi uçururum havaları, “sus deseydi susardım”lar, “Saygınlıktan ve itibardan söz ediyorlar ama o evli bir adam değil ki”ler, “Penise fiziken sahip olmasam da, zihnen sahibim. Birçok erkekten daha fazla hem de. Aslında erkeklerin iktidarı ortada, görünür. Fakat birçok erkeğin kulağına fısıldayan da bir kadın”lar… Oy oy, ölem ölem! Hele de o ihtarnameden sonra Yasin Hayalvari incisi: “Orhan Pamuk delikanlı olsun!” Beden kadın ama dil fena halde erkek! Ne farkın kaldı senin şimdi Kakılmış’tan? Ya da Deniz Seki’ye car car saydıran Bayan Şenlendirici’den? Tatsız olan da bu! 

Yoksa istediği gibi konuşsun, onca röportajın üzerine bir de televizyona çıkıp “Orhan arasaydı, vallahi de billahi de konuşmazdım, dizimi kırar otururdum” lafları hazinleştiriyor durumu. Ayrıca tabu kırıp dökeceksen, bir zahmet kafandaki geleneksel erkek düşünce kalıplarını kırıver. Çünkü tabuları kırayazarken, kadınlık onurunu da kırıyorsun, hatta bizimkini de! Can sıkkınlığımız ondan sevgili kız kardeşim, yoksa sana yaşatılan şey, çok kötü, gerçekten! Yoksa bütün bunların hepsi, koca bir performans olarak sanatının bir parçası mı? Ah keşke, bir anlamı olurdu hiç olmazsa!