Pop müziğin kıyamet alameti

Pop müziğin kıyamet alameti
Pop müziğin kıyamet alameti
Elleriyle inşa ettiği efsanevi pop kalesini yine kendi elleriyle yıkan Madonna'nın yeni albümü 'MDNA', yıldızın kendi parodisi gibi, beklenen dönüş müjdesinden ise bayağı uzak
Haber: SARP DAKNİ / Arşivi

Madonna’nın 1983 yılında sessiz sedasız patlayıveren ‘Everybody’den bu yana kendi elleriyle emek emek inşa ettiği, senelerce kimsenin yakınına bile tırmanamadığı efsanevi pop kalesini yine kendi elleriyle tuttuğu bir balyozla yerle bir etmesini aklım almıyor. Anlamaya çalışmadığımı sanmayın. Alttan tuttum, üstten bıraktım... Yok olmadı. Bu yazıda tutup Madonna’nın ‘ne’ ya da ‘kim’ olduğunu anlatmanın, popüler tarih üzerindeki inanılmaz etkisinden söz etmenin zerre kadar manası yok. Bence yapılması gereken şey, zaman makinesinin ayarını 2008’e çevirmek... Tüm kötülüklerin anası olarak nitelediğim ‘Hard Candy’ albümünün doğuş yılına. ‘Drowned World’den beri tüm turnelerinin müzikal direktörlüğünü yapan mucize adam Stuart Price’a teslim edilen ‘Confessions on a Dance Floor’ ile dünyayı bir kez daha avucunun içine alan ve aşırı dozda dans virüsü almamıza sebep olan Madonna’nın aklını yitirdiği yıldı o. Kanına kim, nasıl girdi bilinmiyor. Belki de basına açıklanmayan ikinci bir at kazası ile kafasını bir yerlere çarpmış olabilir.

Zira ‘Hard Candy’ kadar kötü, sıkıcı ve bir o kadar manasız bir albüm ve estetik kardeşliği bir suratla sahalara dönmesinin başka bir açıklaması olamaz. Dili (yorgunluktan... mı?) beş karış dışarı sarkmış 50’lik boksör kızımız yanına Timbaland, Justin Timberlake, Kanye West ve Pharell Williams gibi R&B dünyasının tepesinde uçuşan yetenekli isimleri katmış ve oldukça yabancısı olduğu bu müziğin bir gram bile hakkını veremediği tuhaf bir albümle listelerde şans aramıştı. 12 yaşındaki rapçi çocukları domine etmeyi hedefleyen albüm tökezledi, takıldı ve yolun ortasında durdu. Zira Madonna o yaştaki çocukların umurunda bile değildi...
Neyse, geçiniz ‘Hard Candy’yi... Madonna ilk kez bu albümle yanlış bir yola kırmıştı direksiyonu. Aradan dört uzun sene geçtikten sonra kendi DNA’sını ortaya koyduğunu iddia ettiği ama bir sürü başka alt okumaya açık ismiyle son albüm ‘MDNA’ için bir kez daha kavalını eline alan Madonna’nın peşine taktığı isimlere bakalım şimdi. Martin Solveig ve Alle & Benny Benassi’nin (evet ister inanın ister inanmayın kulak katili Benassi kardeşler) aralarında olduğu, insanın yüreğine korku saçan bir liste... Ama diğer yandan ‘Ray of Light’ın vaftiz babası William Orbit ve Robyn’i Robyn yapan Klas Åhlund gibi ‘Oh be! Galiba bu kez oluyor...’ dedirten başkaları da göze çarpıyor. Derken ilk single ‘Give Me All Your Luvin’in demo versiyonu stüdyodan çalınarak internete sızdırıldı. Yeteri kadar efektif kullanılamadıkları için şarkıya bir gram katkıda bulunamayan M.I.A. ve Nicki Minaj’a rağmen uzun yıllardır duyduğum en zayıf Madonna şarkısıydı bu ve yaşadığım hayal kırıklığının yanında yeniden ‘pop’ çizgisine yöneldiğini görmek içimdeki minicik umut ateşini canlı tutuyordu. Sonra ikinci single ‘Girl Gone Wild’ albümün çıkmasına günler kala Interscope yetkilileri tarafından pompalanıverdi. Mert & Marcus’un çektiği, bayat bir remiks prodüksiyonu andıran ‘klişe’ göndermelerle dolu video bile bu şarkının sevimsizliğini gölgeleyememiş. 

MDNA adeta gerçek bir Madonna parodisi gibi. Bugüne kadar kendisinin yaptıkları üzerinden bir kariyer oluşturan yarı yaşındaki rakiplerinden şimdi kendi çalıp çırpıyor. Sonuçta ortaya çıkan şey önce başkaları, sonra da yine bizzat kendisi tarafından çiğnenip yutulduktan sonra yeniden kusulmuş bir Madonna artığı. Çoğu şarkıda filtrelendiği için o güzelim sesini bile çıplak halde duymaya ne yazık ki imkan yok. Diğer yandan bunun bilinçli bir tercih olduğu da ortada. Pop’un babaannesi(!) Madonna’nın bu albümdeki şarkıları yazarken kendini ciddiye almadığını düşünmek (dahası buna inanmak) istiyorum. Ne yaparsa yapsın bu kadında bir şeytan tüyü olduğunu da kabul etmeliyim. Dolayısıyla albüm bittiğinde içimde yarattığı tüm iç sıkıntısına rağmen onu yeniden dinlemek istedim (tabii çok sayıda şarkıyı atlayarak). ‘W.E.’ soundtrack’inden albüme de sıçrayan Altın Küre’li ‘Masterpiece’ nedense ‘You’ll See’yi hatırlattı bana. Onu da hiç sevmezdim ya... Bu şarkıyı dışarıda tutarsak albümü tam olarak ortadan ikiye bölmek mümkün. Çöpe atılacak kısımda ‘Gang Bang’, ‘Some Girls’ ve ‘Superstar’ gibi ciddi kepazelikler var. Bu şarkıların neye benzediklerini anlamak için Ortaköy’deki gündüz diskolarından birine gidebilirsiniz. Elimizde kalan diğer parçada ise Orbit’in yine konuşturduğu cool kapanış şarkısı ‘Falling Free’nin yanı sıra ‘Love Spent’, (Benassi prodüksiyonu olmasına rağmen) ‘I’m Addicted’ ve ‘I’m a Sinner’ gibi eğlenceli dans şarkıları yer alıyor. Kusura bakmayın diyor bize Madonna, ‘’Artık bunlarla idare edeceksiniz!’’ 

Albümdeki tüm şarkı sözleri, ergen bir kızın isyanları oynamasından ibaret. Kim bilir, belki de hepsini Lourdes’in günlüğünden çalmıştır. Sonuçta ‘MDNA’, bir bütün olarak bakıldığında son derece gereksiz ve saçma sapan bir dans albümü. Dört yıllık bir aradan sonra kucaklanacak bir dönüş müjdesi asla değil. Madonna diskografisinde de önemli bir yeri asla olmayacaktır. Ama yine de ‘Hard Candy’den sonra insana biraz olsun nefes aldırıyor ve pop’a nispeten daha yakın duruyor. Bu yüzden ondan bir adım önde. Ah, bir de diğer yandan çoğunu playback olarak icra edeceği İstanbul konserinde çok eğleneceğimiz kesin. Bu kadar lakırdı yeter, ben biraz Kylie dinleyerek kulağımın pasını atmalıyım. Unutmadan... Ne yazık ki tanrı artık ‘Kraliçe’yi korumuyor... Yapayalnız olduğu bu savaşta bakalım artık onu kim kurtaracak?