Şöhret tavasına düşen yeni damlalar

Şöhret tavasına düşen yeni damlalar
Şöhret tavasına düşen yeni damlalar
'Survivor', koltuğumuza gömülmüş kâh eğlenip kâh esneyerek izlerken, bize nasıl bir hayatın içinde, ne halde olduğumuzu gösteren bir ayna aslında. Biz o aynayı 'kritik' ederek yüzümüze çarpanlardan hazzetmiyoruz
Haber: TAYFUN ATAY - tayfunt@metu.edu.tr / Arşivi

‘Survivor’ benim Radikal’de ilk göz ağrım. Geçen sene bu aralar ‘Kritik’ televizyon yazılarıma onunla başladım (‘Kızgın tavaya düşen damlalar’, 10 Nisan 2011). ‘Siftah’ı bereketliymiş ki bugüne kadar dolu dolu yaza-çize geldik. Nazar değmesin, Allah Acun’dan razı olsun!
Önceki ‘Survivor’dan ne kaldı geriye? Biraz Nihat (Doğan), biraz Özge (Ulusoy) ve birazcık ‘gönüllü’ Taner… Olay olarak da ‘Pascal Nouma’nın Nihat’a boğa gibi saldırdığı sahne… Hepsi bu. Ne çaptan düşmüş ‘Ünlüler’ ne de sözüm ona ‘Gönüllüler’ kategorisinde baki kalan başka bir şey yok.
‘Survivor-2012’de durum başlangıç itibariyle biraz daha vahim. Ünlüler, sönük mü sönük. Bu nokta önemli. Tamam, böyle bir programda ünlünün çaptan düşmüşü kaçınılmaz. Zirvede olan bu şova zaten hiç meyletmiyor. Ama yıldızı tamamen sönmüş yahut çok fazla parlamamış olan da makbul değil. Geçen yıl ne Nihat, ne Özge, ne Asena, ne Pascal ne de birinci olan Derya (Büyükuncu) öyle yıldızı alabildiğine sönmüş kategorisindeydi. Demek ki halihazırda gözden düşmüş, ama yine de göze geldiğinde ilgi çekecek isimler lazım.
Şimdikiler pek öyle değil. Doğuş, Nihat’ı ikame edemeyecek kadar silik ve battal. Yeni Nihat’ı (Altınkaya), Anıl’ı, Almeda’yı şöhret itibariyle ne kadar ‘parlak’ sayabiliriz, tartışılır. Evet, Mustafa Topaloğlu var. Ama bence o da muhtemelen ‘şov’un ihtiyaç duyduğu abukluk katsayısı artsın diye düşünülmüş olmakla birlikte yanlış seçim. Çünkü, hatırlayalım programın dayanağı o (‘vahşi kapitalist’) mottoyu: ‘Survival of the fittest’, yani uygun olanın hayatta kalması… Fiziksel, zihinsel, ruhsal, fizyolojik ve anatomik yaşlılığıyla Topaloğlu baştan kaybetmeye aday .
Beterin beteri durum, Sibel Tüzün için söz konusu. O, Topaloğlu gibi bir ‘şöhret emeklisi’ olamadan ününü daha emekleme aşamasında yitirmiş biri ve bu handikap onu erkenden ‘looser’ kuyusuna itiverdi. Üzülmemek elde değil, eminim o da üzgündür bu ‘Survivor’ ‘tufa’sına geldiği için. Bir zamanlar ‘en seksi şarkıcı’ addedilmiş kadını zaten hayli yıpranmış vaziyette karşımızda bulup hemencecik ve daha da demoralize halde adadan ayrılırken izlemek, ‘hayal-mazi’mize inmiş bir darbe oldu.
Gönüllüler cephesinde de özgün bir figür yok henüz. Önceki dönem öne çıkan Taner’le ‘performatif’ bakımdan alabildiğine etkileşim içinde olduğu izlenimi bırakan, dolayısıyla bir ‘Çakma Taner’ havasında göğüs kabartarak bağırıp çağıran Serhat var. Saçlarıyla dikkat çeken Cevher’i de sayalım. Bir de son izlemede müthiş vücut dengesiyle öne çıkan ve hayli dayanıklı olduğu anlaşılan Begüm ümit vaat etmekte. Onun Serhat’la yavaştan papaz olmaya başlaması da seyri besleyecek gibi görünüyor.
Tabii şovun olmazsa olmazı sayılan çatışma dinamiği, hâlâ istenen kıvamda değil ve bu Acun’u endişelendiriyordur mutlaka. Kapışma şart çünkü. ‘Survivor’, esas oradan çıkmakta. Kimse doğaya karşı ‘sörvayv’ olma, yani hayatta kalma gibi bir mesele olduğunu düşünmüyor umarım. Zavallı doğa , bir araç. Onu hanidir domine edip domestikleştirmiş bir sistemin ‘show-business’ kulvarında hoyratça kullanılmakta o da. Bakmayın yağmur, fırtına ve açlıktan ‘öldük-bittik’ diye vaveyla koparmasına bazı yarışmacıların. Bir sürü kamera var etrafta, set ekibi de gırla. Uygarlığımız tüm haşmetiyle orada. Kimseye açlıktan, yağmurdan, fırtınadan, akrepten bir şey olmayacak. Olursa bir şey, insandan olacak. Adada doğa değil insan, daha doğrusu ‘ötekiler’ karşısında hayatta kalmak için mücadele var.
Önce diğer adadakileri, yani ‘dışarıdaki öteki’leri tahrip etmeye dönük olacak performansınız, sonra da kendi adanızdakileri, yani ‘içerideki öteki’leri saf dışı etmeye çalışacaksınız. Buna paralel, örtük ama esası oluşturan mesaj şu: Hep beraber kurtuluş, imkânsız. Yaşayakalmak için birbirini öğütmek şart. Öğütemeyen öğütülür.
‘Tablo’ bu. ‘Survivor’, koltuğumuza gömülmüş kâh eğlenip kâh esneyerek izlerken onu, bize nasıl bir hayatın içinde, ne halde olduğumuzu gösteren bir ayna aslında. Biz o aynayı ciddi ciddi ve ‘kritik’ ederek yüzümüze çarpanlardan hazzetmiyoruz. ‘Survivor’ ise hem eğlenceli hem de olumlayıcı biçimde ve bir ‘pekiştireç’ olarak, bu aynaya bayılarak bakmamızı sağlıyor. Aynı zamanda “Tek yol budur” diyerek yapıyor bunu. Bu bağlamda da onun ayna olmaktan öte (‘Ada Konseyi’nin de çağrıştırdığı üzere) bir ‘ayin’ olduğu düşünülebilir. ‘Başrahip’ Acun rehberliğinde her daim rekabet, yarışma ve çatışmaya ibadet ayini.
Acun’un işi bu; reklamda da diyor ya, “İzleyicinin halinden anlayabilmek”. İşte bütün mesele…