Tek kare fotoğraf peşinde

Tek kare fotoğraf peşinde
Tek kare fotoğraf peşinde
Onlar akşam başlayan mesailerinde sabaha kadar ünlülerin peşindeler. Biz de işin inceliklerini öğrenmek için geceleri Hürriyet'in magazin muhabirlerinin peşine takıldık.
Haber: ELİF İNCE / Arşivi

Hürriyet’in magazin muhabiri İbrahim Şahin için şu sıralar interneti sarmış olan ‘meslek algısı’ serisinden yapsak, ‘Arkadaşlarım ne yaptığımı düşünüyor’ karesinde Bodrum’da yatların arasında jet ski’siyle ünlü avında, ‘gerçekten ne yapıyorum’ karesindeyse Lucca’nın karşı şeridinde, bir simit tezgâhının üzerinde taksicilerle çay içiyor olurdu.
Ömrü Etiler-Arnavutköy-Bebek arasında geçiyor İbrahim’in. Mesaisi akşam saat 6’da başlıyor, sabahın 6’sına kadar aynı barların önünden geçip otomobilin camını indirerek siyah takım giymiş korumalara göz kırpıyor: “Naber, kim var?”
“Halkla ilişkiler işi bizimkisi” diyor. “Bir şey görürlerse arasınlar diye simitçiye, çiçekçiye 5 bin kart dağıtmışımdır. Nereden haber geleceği hiç belli olmaz.”
Birlikte takibe çıktığımız gece İbrahim’in ‘sıkıcı rutin işler’ kategorisine koyduğu Haliç Kongre Merkezi’nde Anadolu Ateşi’nin çocuk versiyonu olan Kıvılcım gösterisine gidiyoruz. Salonda kafalarında ışıldaklarla çocuklar koşuşturuyor, İbrahim baygın bakışlarla diğer muhabirleri arıyor. Salonun önünde patlayan flaşları fark ediyor sonra. Bir düzine magazinci, en ön sırada üç çocuğun önüne dizilmiş fotoğraflarını çekiyorlar. Çocuklar flaşlardan rahatsız, gözlerini kapatmış. İbrahim de “Kimmiş bir bakalım” diyor, birkaç kare çekip geliyor, Gülben Ergen’le Mustafa Erdoğan’ın çocuklarıymış. 

10 milyon dolarlık fotoğraf 
En sevdiği işler ‘paparazzi türü’ dediği kategoriden. İçinde takip, adrenalin var. “Çektiğim fotoğraf sadece bende varsa kalp krizi geçirir gibi oluyorum” diyor. “Kulağımıza çok şey gelir ama her şey fotoğrafta biter. Fotoğrafı çektiysen iş senindir.”
Mesela? “Okan Bayülgen’in kızının ilk fotoğrafını çektim. ‘Angelina’yla Brad’in çocuğu gibi 10 milyon dolar verirlerse fotoğrafını veririm’ demişti, herkesten saklıyordu kızını. Galata’da evinin önünde dokuz gün yattım. Dadısı yanında korumayla çıkartıyordu çocuğu. Akşamüstü saat 6’da Starbucks’ın önünden geçtiğini biliyordum. Orada cam yanındaki bir masayı ayırttım, ‘Burayı kimseye vermeyin’ diye tembihledim. Dokuzuncu günün sonunda çektim 10 milyon dolarlık fotoğrafı.”
“Ayşe Boyner ve Teoman’ın birlikteliği hep yazıldı. Bir gece saat 3.30’da Ortaköy’de bir mekandan çıktılar. Kafalar güzel ikisinin de. Cihangir’de Teoman’ın evine gittiler, peşlerinden gittim ben de. Kız düştü merdivenlerden çıkarken, o fotoğrafı kullandık tabii. Ne yapayım, işim bu...” Sonra Gamze Özçelik’i çekmek için tekneye atlayıp Büyükada’ya gidişlerini, Cem Yılmaz’ın düğününe girmek için iki ay önceden Pera Palas’ta oda ayırttıklarını anlatıyor ballandıra ballandıra. Ama bazı geceler hiçbir şey olmuyor. Akmerkez’in önünden belki de üçüncü kez geçiyoruz. “Çok sıkılmadın değil mi?” diye soruyor. Sonra bir lokantanın önünde durduruyor aracı, ünlü bir oyuncuyu arkadaşlarıyla kahve içerken fotoğraflıyor, kadın yüzünü buruşturuyor. Geri gelince anlatıyor: “Bu soğukta bekletmeyin beni diye, espri yaptım. Gerçi 12 saat de beklerim ama bunun haber değeri yok…Yarın ölmezse tabii!” 

Bu mesleğin deformasyonu da duygusuzlaşmak olsa gerek. “Belki çektiğin fotoğraf zarar veriyor o adama. Yeni boşanmış, yeni aşkıyla birlikte… Ama işim bu. Çektiğim fotoğrafı kimse sildiremez bana” diyor. Sonra ‘av’da yapılması gerekenleri anlatıyor: “Fotoğrafı çektikten sonra göz teması kurmayacaksın. Korktuğunu hissettirmeyeceksin. İşi duygusala bağladın mı bitiyorsun.”
İkinci gece Asmalımescit-Cihangir’den sorumlu Behlül Aydın’la çıkıyoruz takibe. Behlül, İstanbul Üniversitesi İletişim mezunu. Bir yıldır Hürriyet’te magazin muhabiri. “ Spor muhabiri olmayı düşünüyordum, magazin denk geldi” diyor. Küçük bir not defteri çıkartıyor, içinde alfabetik sırayla dizilmiş ünlülerin plakaları, araçlarının rengi, modeli… Kimlerin peşinden koşuyorlar? “Kıvanç Tatlıtuğ, her daim popüler. Sonra Kenan İmirzalıoğlu: Çünkü normalde görünmeyen biri. Aracında bile çeksen girer gazeteye. Engin Akyürek, Cansu Dere, Halit Ergenç… Sonra Beren Saat. Beren Saat’in selülitleri bile haber oluyor mesela… Kısa etek giydiklerinde frikik almaya çalışıyorsun.” Malum herkesin selülitleri haber olamıyor. “Cihangir’de o kadar çok ünlü var ki adam seçiyoruz” diyor. “Kimin dizisi ölmüştür, kendisi de ölmüştür bizim için…”
Bazıları da ne yapsa haber oluyor: “Geçenlerde Sezen Aksu bir mekândan çıktı, açıklama yaptı. Arabasına bindi, evine gidecek. Biz de arkadaşlarla takip ediyoruz. N’olur n’olmaz.” 

Sonra bir itiraf: “Kaza olur mu diye bekliyorsun aslında… Böyle bir manyaklık var. Tinerciler geliyor mesela magazinciler bir mekanın kapısında beklerken, ‘içeride kimse var mı’ diye soruyorlar. Bazen ‘Şu şu var, git konuş sana para veririm’ diyen, gaza getiren oluyor. Sonra ‘Para vermeyince tinercinin saldırısına uğradı’ diye haber yapılıyor. Haber yaratmak için olay çıkarılıyor.”

Müge Dağıstanlı Posta Gazetesi Magazin Müdürü:

Kırmızı çizgilerimiz var

Posta Gazetesi Magazin Servisi’nde toplam beş kişi çalışıyoruz. Burada paparazzilik değil, muhabirlik söz konusu. ‘Paparazzi’ler İngiltere ve ABD’de var. Bu kişiler bir gazetenin kadrosunda değiller. Çektikleri işe göre para kazanıyorlar. Birini can pahasına takip etmek, ‘çekme’ dediği halde görüntülemek, iki ay boyunca bir ünlüyü takip etmek onların işi. Bir aşk kaçamağından fotoroman yapmak, yatak odası sırlarını deşifre etmek konusunda üstlerine yok. Dünyada magazinin revaçta olduğu ülkelerde her ünlü kendi paparazzisini yaratır. Cem Yılmaz, Tarkan ya da Kıvanç Tatlıtuğ gibiyseniz onlara bir yerde ‘dur’ dersiniz, Madonna olunca ‘büyük davalar’ açarsınız, söz konusu Hilal Cebeci ise artık yapılacak bir şey kalmamıştır.
Bir ünlünün hayatını karartabilecek, sağlığını, güvenliğini, çocuğunu tehlikeye atacak haberlerden kaçınırız. Burası bizim kırmızı çizgimizdir, geçmeyiz. Birini alkollüyken sorularla ve kamerayla taciz etmek, sinirlendirmek, yanında çocuğu varken zor durumda bırakacak soru sormak, eğer gizlediği bir hastalığı varsa bunu açıklamak bize uygun olmayan, gazetenin kapısından içeri girmeyecek işlerdir.
Arayıp bizi patrona şikayet edenler, sitemlerini dile getirenler elbette var. Hepsini dinleriz. Ama üzülüp kırılacaklar diye haberi saklamak, etkisini azaltmak olmaz. Fransız Gazetesi Le Monde’u kuran Hubert Beuve-Mery’nin bir sözü gazetedeki panomda asılı. İki satırlık bu söz 23 yıllık meslek hayatımın en güzel özeti: “Gazetecilik irtibat ve uzaklıktır. İkisi de gerekli. Önemli olan dengeyi sağlamak.”

Üç altın kural
Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yasemin İnceoğlu, magazindeki üç altın kuralı anlatırken “Bu kurallar tüm dünyada uygulanıyor, ama bu iş yaptırımdan ziyade vicdani yükümlülükle işliyor” diyor.

1- 1997 yılında Lady Diana’nın paparazzilerden kaçarken kaza sonucu ölmesi üzerine, Basın Şikayetleri Komisyonu, özel yaşam alanını genişleten kararlar aldı. Israrlı takiple elde edilen fotoğraflar yayımlanmamalı, editörler, paparazzilerden gelen malzemenin nasıl elde edildiğini öğrenmeli.

2- Tinerci çocuklara para verilmesine gelince, enformasyon için kesinlikle para ödenmemeli. Ancak kamu çıkarı gereği mutlaka yayımlanması gerektiriyorsa ve de başka türlü haber yapılma yöntemlerinin hepsi denenmiş ve bir sonuç alınmamışsa o zaman ödeme yapılabilir.

3- Bir çocuğun özel yaşamıyla ilgili bir haber yayımlanabilir, ancak bunun somut bir nedeni olmalıdır. Eğer tek neden, çocuğun anne ya da babasının ünlü bir kişi olmasıysa, haber yayımlanmamalıdır.